Yemek insanoğlunun hafıza, kültür ve estetikle kurduğu en doğrudan temastır. Bir tabağın karşısına geçtiğimizde yalnızca malzemeleri değil, o malzemeye ruhunu veren şefin zihinsel dünyasını, coğrafyasını ve zamana bıraktığı izleri de tadarız.
Geçtiğimiz günlerde The Peninsula Istanbul ev sahipliğinde gerçekleşen Gault&Millau Türkiye Signature Dining Experience serisinin beşinci buluşması, tam da bu felsefi derinliği hissettiren son derece özel bir gastronomi şöleni sundu.

Sözen Group organizasyonuyla hayata geçirilen bu prestijli gece, İstanbul’un tarihî dokusunu taşıyan Boğaz kıyısındaki ABELIA x Diego Guerrero’da, dünya gastronomisinin iki dev ismini bir araya getirdi; Madrid’deki DSTAgE restoranının vizyoner şefi Diego Guerrero ve modern pastacılığın sınırlarını çizen Antonio Bachour.
İki usta şefin entelektüel derinliği yüksek yaklaşımı, gecenin her anında kendini hissettirdi.
Gault & Millau, yarım asrı aşkın süredir “sarı rehber” geleneğiyle gastronomide teknik hakimiyet kadar yenilikçi ruhu da ödüllendiren köklü bir disiplini temsil ediyor.
Gökmen Sözen’in gösterdiği çabalarla Türkiye gastronomi sahnesine dahil olması, yerel mutfak kültürümüzün özgün dinamiklerini uluslararası standartlarla buluştururken, genç şeflerimize ve özgün restoranlarımıza küresel bir görünürlük kazandırmıştır.
Bu değerlendirme süzgeci, mutfağımızın sürdürülebilir bir vizyonla geleceğe taşınmasında son derece kıymetli bir ivme yaratmaktadır.
Gecenin lezzet yolculuğu, zihni canlandıran sofistike aperitiflerle başladı.
Karşılamada sunulan Abelia Omelette 2.0, Piquillo Pepper Pastry ve Yellowfin Tuna; geleneksel İspanyol tatlarının modern bir dille yeniden yorumlanmasıydı.
Gazpacho-Coffee Cold Brew ve Piparras eşleşmesi ise damakta ezber bozan bir kontrast yakaladı.

Soğuk başlangıçlarda sahneye çıkan Confit Cod; portakal, greyfurt ve zeytin pil pil sosunun asidik dengesiyle balığın dokusunu muazzam biçimde öne çıkardı.
Turşulanmış rezene, deniz börülcesi, İzmir tulumu ve bademi buluşturan tabak, yerel dokunuşların İspanyol tekniğiyle kurduğu zarif diyaloğu gözler önüne serdi.
Frenk soğanı özü ve dondurulmuş ahududu ile sunulan Cured Cherry Tomato ise tazeliğin şiirsel bir ifadesiydi.

Sıcak başlangıçlarda sunulan Mussels with Mojo, Pastırma ile hazırlanan Yufka Croquetas ve Calamari Buñuelos, lezzet katmanlarını derinleştirdi.
Ancak gecenin gastronomik açıdan en etkileyici anı, açık ateşte canlı olarak hazırlanan paella gösterisiydi.
Levrek ve karidesli paella ile kuzu pirzola ve Bask biberli paella, konuklara yalnızca bir lezzet değil, mutfağın o dönüştürücü ve canlı üretim sürecini izleme ayrıcalığı sundu.

Ana yemekte istiridye mantarı eşliğinde sunulan fırınlanmış tavuk ile Carmen’s Albóndigas, geleneksel ev mutfağının yüksek gastronomiye nasıl evrilebileceğinin kanıtıydı.
Kapanış ise Antonio Bachour’un pastacılığı bir sanat formuna dönüştüren dehasıyla gerçekleşti.
Hindistan cevizi, ananas, passion fruit ve mango katmanlarıyla hazırlanan Nitro Coconut, damağa ferahlatıcı bir geçiş sağladı.

Farklı çikolata dokularını kusursuz bir mimariyle buluşturan Chocolate Sabotage ise gecenin hafızalardan silinmeyecek son imzası oldu.
İspanya’nın farklı bölgelerinden özenle seçilen uyumlu eşleşmeler ise bu bütüncül deneyimi mükemmelen tamamladı.
UNUTMAMAMIZ GEREKEN GERÇEK
Yemek, coğrafyaların ve ruhların tabakta buluştuğu evrensel bir dildir.






