Muhteşem bir öykünün içinde buluyorum kendimi. Bir varmış bir yokmuş diye başlayan, gerçek ve hayalin birbirine karıştığı bir öykü. Tek bir kadeh, alıp 1500’lere götürüyor, Avrupalıların karnavallar, maskeli balolar, eğlenceler için Venedik’e akın ettiği bir dönemde, Venedik’e bir saat uzaklıkta Marca Treviagiana tepeleri arasında bulunan bir villaya gidiyoruz. O dönemde, soylular, şehirden uzakta, hem yazlık amaçlı, hem de tarıma yönelik faaliyetleri için kullandıkları evlerini, usta mimarların ellerinden sanat eseri haline getiriyorlar. Ve bu sanat eserlerinin çoğunda 1508-1580 yılları arasında yaşamış mimar Palladio’nun imzası görülüyor.
Palladio’nun etkisi bölgede birçok villada görülürken, onun ekolunu sürdüren mimar Andrea Pagnossin’in eseri olan Villa Sandi, heybetli görüntüsü, sütunlu girişi ve Venedikli heykeltıraş Orazio Marinali’nin heykelleriyle döneme imzasını atıyor. Dışarıda başlayan bu büyü, içeride de sürüyor. 17.y.y. tabloları, tavanda yine o dönemden kalma kristal avizeler, tavan süslemeleriyle geçmiş yaşatılırken, sanki bir yerlerden Antonio Vivaldi, Alessandro Scarlatti, Giacomo Carissimi müziği yükseliyor. Villanın bembeyaz heybetli görüntüsüne ulaşan merdivenler, biran beni masallara götürüyor. İçeride balo devam ediyor ve birazdan Külkedisi çıkacak, cam ayakkabısını düşürerek, balkabağı arabasına binecek. Maskeli balolar, konserler ve opera aryaları arasında Venedik’te Carlo Goldoni, Gasparo Gozzi, Giacomo Casanova’ların devri ve “savaşma seviş” felsefesinde bir yaşam sürüyor.
Sandi Ailesi ne yaptı? Nasıl yaşadı ve nasıl oldu da bu muhteşem Villa’yı nasıl bıraktı. Ne yazık ki, masalın bilinmeyen yüzü. Öyleyse sayfayı çevirelim. Villa’nın yeni sahipleri Moretti Polegato, üç kuşaktır süren bağcılık geleneğini burada sürdürmeye başlıyor. 5 sene süren restorasyondan sonra, isimde aslına sadık kalınarak, şarapta hem tarih, hem doğa ve hem de sanat birleşiyor. İşte burada, şarabın tadına tarih karışıyor ve üzüm başrolü kaybediyor.
Amalia Moretti, düşünün ki, o yıllarda kendi soyadı Moretti’yi de koruyan ve bugüne kadar getiren bir kadın. Eşinin kaybından sonra genç yaşta olan iki oğluyla bu aile geleneğini yürütmek zorunda kalan anne Moretti, işlerin başına geçiyor. Aile geleneğini, anneden devralan oğullar Giancarlo ve Mario Moretti Polegato’nun yolları, Önoloji eğitimi alan Mario’nun, Amerika’ya şarapla ilgili gittiği bir toplantıda trekking yaparken ayaklarının şişmesiyle değişiyor. “ Nefes alan ayakkabılar” arayışı başlıyor. Aileden alınan eğitim de, yaptığının en iyisini yapmak olunca, 1995’te doğan GEOX, kısa bir sürede, 16.Benedetto, Angelina Jolie, Paul Mc Cartney ve Monaco Prensi Albert’in de ayağında olan bir dünya markası oluyor.
Ve ne oluyor? Erkek kardeşinin ayakkabı sevdası şaraba üstün gelince, GianCarlo Moretti Villa Sandi’nin yönetimini devralıyor. Amalia Moretti, ise her zaman en büyük desteği veriyor. Oğulları da annelerine olan sevgilerini 7 sene şişede yıllanan “Riserva Amalia Moretti” ile ifade ediyor.
Valdobbiadene Conegliano Bölgesi Champagne’in, İtalyan rakibi prosecco’yla tanınıyor. Daha önce adını bölge ve üzümden alan Prosecco, artık korumaya alınıyor ve sadece bu bölgenin şarapları “prosecco” oluyor. Prosecconun geleceğini çok parlak gören Moretti; “dünya proseccoyu tanıyor ve birçok ülkeden talep geliyor, bu talebin daha da artacağına inanıyorum. Bizim felsefemiz her başarılı kazanım, yeni bir hamlenin başlangıç noktası oluyor doğrultusunda.”
Villa Sandi’nin 1,5 km.lik mahzenlerini dolaşıyorum. Şarabın saklanması için olabilecek en uygun ve doğal bir ısıda yürürken, birden motosikletler gözüme çarpıyor. Üzerinde yılları yazılı, 1924, 1927, 1945… Tesadüf eseri bulunan motosikletlere daha sonra başka motosikletler de eklenerek küçük bir koleksiyon oluşturulmuş. Aslında GianCarlo Moretti’nin şarap ve motosiklet dışında bir diğer tutkusu da atlar. “Atlar ve şarap, her ikisi de doğanın içinde. Bağlar arasında at binmenin keyfi ise bambaşka” diyor Moretti.
Villa Sandi, şarap tutkunlarına kapılarını açıyor ve her yıl dünyanın dört bir yanından 20 bin ziyaretçi geliyor. “ Prosecco bağları arasında doğmanın, büyümenin, bu topraklara apayrı bir bağlılık yaptığını belirten GianCarlo Moretti, bölgede prosecconun herkesin hayatında farklı bir yeri olduğunu vurguluyor ve ekliyor; “Benim için de prosecco tamamen çocukluk anılarımın, büyük annemin, babamın hatıraları ve kolektif bir rituelin ve bir döngünün sonu, çocukluğumuzun bağbozumu şöleni. Bu tepelerde, nakış gibi işlenmiş bir doğa görüntüsünde dağların eteklerinde yaşamak ve çalışmayı bir mutluluk ve ayrıcalık olarak görüyorum. Burada doğmak ve büyümek, doğaya saygıyı öğretiyor, çünkü daha küçüklükten her şeyin toprakta doğduğunu anlıyorsun.”
Ve bu masalın devamı sadece 1600’lerden kalma bir binada değil, bu binanın yanıbaşında bir evde sürüyor. Şarabın kuşaklararası gelen kültürüne sadık kalan GianCarlo Moretti, aile mutluluğunu şarap reklamına taşıyor. Evet, üçüncü çocuğum dediği ve tüm aşamalarından sonra açtığı her şişede farklı bir mutluluk yaşadığını belirten Moretti, Sımsıcak bir fotoğrafta, 13 yaşındaki oğlu Leonardo ve şirketin Marketing işlerini annesinden devralmaya kararlı 16 yaşındaki kızı Diva ve eşi Augusta’yla gülümsüyor. Moda geçmişi olan Augusta Moretti, şarapla ilgili sadece paketleme ambalaj değil, kozmetik işine de yöneliyor. “Şarap terapisinin canlandırıcı etkisi artık biliniyor. Bağların özünün de cildi güçlendirdiği ve zamanından önce yaşlanan cilde hayat verdiği bir gerçek.” Şimdilik kozmetik ürünlerinde, kokulu temizleme sütü, tonik ve nemlendirici gündüz ve gece kremi bulunuyor.
Akşam yemeği için seçeneğimiz oldukça fazla; bölgesel otlarla yapılan risotto, ocakbaşı tarzında hazırlanan etler, polenta ve değişik peynir çeşitleri. Bu lezzetli yemeklerin yanındaki şarap seçiminde GianCarlo Moretti kurallar hiç bağlı kalmadan, “iyi şarap” diyor “tekrar tekrar içmek isteyeceğiniz şaraptır. Her şeyden önce bir şarap toprağını anlatmasını bilmeli, aromasını, duygularını, bölgenin kişiliğini aktarabilmeli. Bu anlamda benim tercihim yerli şaraptan, bir bölgenin özel şarabından yana.”
Villa Sandi’nin Dış İlişkiler Müdürü Manuela Oregana da yıllardır bu şirkette çalışıyor. Tutkusu gözlerine o kadar güzel yansımış ki heyecanla anlatıyor; “Valdobbiadene’ye bağlı olan 106.8 hektarlık bir alanda bağlar, yaklaşık 140 üretici arasında paylaşılmış. Bölgenin iklimi, toprağı bu ufak alanda o kadar özel ki, Cartizze, şarabın mücevheri gibi. Kimse tabii ki, toprağını satmıyor.”
Birbirinden güzel altı farklı oda, sanki anneannenizin sandığı açılmış, patiskalar, minicik çiçekli perdeler… Sabun kokulu yastıklara Venedik’in romantizmi, büyüsü karışıyor. Sular altında koşuşturma içinde bir Venedik’ten sadece elli kilometre uzakta, ahşap kokusunu içime çekerken, her şey o kadar uzakta kalıyor ki, yaşamımı bir anlığına orada donduruyorum. İleride diyorum, “iyi ki geldim” dediklerimin arasında ilklerde olacağı kesin.
İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye genelinde sahipsiz sokak hayvanlarının büyük bir kısmı toplandı; 51 ilde…
Bir topikal bileşenin Botox benzeri sonuçlar verebileceğini iddia etmek, gerçek olamayacak kadar iyi görünüyor. Gerçekten…
Pazar haftanın en güzel günüdür. Geride kalan günlerin esaretine bir günlük salıverilmedir. Dünyanın bıkkın seyrine,…
L'Occitane en Provence , Provence’daki mimoza mevsiminden ilham alan yeni ve sınırlı sayıda üretilen kokusu…
Karadeniz’in hırçın mavisiyle uysal yeşilinin birleştiği o büyülü eşikte, Doğu Karadeniz’in giriş kapısı Ordu, yalnızca…
Adana’da karnavalın ötesinde, lezzetle kurulan bir hikâyenin içinden geçiyoruz. Bu hikâyede şehrin hafızası, üretme biçimi…