Atilla İlhan “Çünkü ayrılık da sevdaya dahil…”

Korona günlerinde aşk acısı
Aklıma geldin elbette…

Elim telefona gitti ama…

Durdum ve bir düşündüm. En son ne zaman ne konuşmuştuk hatırlamıyorum. Olmadı öyle son söz, son bakış. Son olduğunu bilemezdim ki. Hiç tartışmadık bile. Sen sustun, ben de nedenini hiç bilmeden gittim. Oysa bu günlerde arardım seni sık sık. Güldürmeyi bile başarırdım. Ağlamak istediğimde, mutlu olduğumda telefonun öbür ucunda hep sen vardın. Bilirdim, sen vardın. Eminim, şu an tüm titizliğinle milim milim konuyu çalıştığını, her şeyi steril ettiğini, rakamları, dünyadaki gelişmeleri araştırdığını. Neyse ki, sigara içmiyorsun artık, ya da başladın.  Bilemem. Ama sert sulu kırmızı Pamuk prensesi kandıran elmayı sevdiğini biliyorum mesela, kahveyi her zaman zehir gibi sütsüz içtiğini, ama güne koca bir bardak ılık suyla başladığını, Pazar günleri tüm gazeteleri alıp gün biterken okuduğunu da… Ne çok şey hatırlıyorum şu dönemde, salatanın üstüne o maydanozları tek tek serptiğin de dün gibi gözümün önünde… yok ya, insan duygusallaşıyor bu günlerde de, öyle gitmiyor eli telefona hemen. Susuyor. Demek ki zaman halletmemiş hiçbir şeyi.

Diyorlar ki, yeni bir dünya. Ve belki de bir gökkuşağı çıkacak sonunda.  Ama benim elim sadece bu satırlarda kalacak, telefon hiç gitmeyecek. Ama aklıma geldin işte.

Fotoğraf. Füsun Saka
Seninki çift, benimki tek kişilik

Böyle olduğu gibi…

Gururlu ve dürüst.

Sen de biliyorsun, Olmuyor…

Aşk “hiç yoktan iyidir” le gitmiyor

Sonuç yine aynı.

İkisinin de adı mutsuzluk.

Eninki her zamanki gibi yine sahtekâr

Dört duvar arasında kaldık ya,

Köşe kapmaca oldu evlerde hayat,

Biliyorum,

Uzun uzun televizyona bakarsın,

Sanki haber takip edermiş gibi,

Gözlerimi dinlendiriyorum diye kapatırsın gözlerini,

Biliyorum sırf kaçmak için

Belki de sırf beni düşünmek için,

Oysa ben burada tek başına özgürce seninleyim.

Seni beklerken gidemezdi bakışlarım şu kirli sarı binanın ötesine. Kırmızı kiremitler takılırdı gözüme… Güneş doğmuş, bulut şekilden şekle girmiş hiç umursamazdım. Kırmızı ve kirli sarıda takılırdım. Bakışlarım yorgun ve yaşlı. umut var ya umut. Şu küçük parmağımın ucu kadar bile olsa, takıyor bakışları bir noktaya. Bugün ilk defa baktım pencereden. Artık yok ya gelme ihtimalin. Eminim, gelemeyeceksin. Bakışlarım gitti uzaklara ve ben ilk defa gördüm, kirli sarının ötesini, terastaki kaktüsleri. Bir de bulut, bir martı gibi salınıyordu gökyüzünde.  Bu ke gelmez değil, gelemezsin ya, o bir e harfi var ya, avuttum kendimi, bir tek bakışlarım biliyordu gerçeği. Ve ilk defa bugün taktım bu mavi şapkayı. Neden mi? Bırak o da bende kalsın.

Şarabı bıraksam unutur muyum?

Gece hiç ama hiç uyumadım

Yalnızlık sessizlik ve sensizlik

Kocaman bir kupada zehir gibi bir kahveyle tokatladım kendimi.

Sonra telefonu aldım elime,

Lafı dönüp dolaşıp sana getirebileceğim bir arkadaşım var.

Bir tek o dinler beni,

Aradım.

“Sigarayı bıraktım,” dedi.

“Şu dönemi mi seçtin?”

“Çünkü sigara almak için dışarı çıkmaya korkuyorum. Kimseye de aldırtamam.”

“Nasılsın peki?”

“Dört gün oldu. Dört gün önce aklımda sadece Corana vardı. Evde büzülmüştüm bir köşeye.”

“Peki şimdi?”

“Şimdi sadece sigara var. Sen bağımlılık nedir bilmezsin.”

“ben mi?” dedim, kapattım telefonu.

Noktası virgülü kalmadı yazıların,

De ile da yı da ayırmaz oldum,

Dahi anlamında bile olsa,

Fotoğraflarda da ne kadraj, ne netlik kaldı,

Şarabın da tadı kalmadı,

Ne tanen, ne gözyaşları,

O gittiğimiz restoran da kapalı.

Hani kıtır hamurdan yapılan ekmek sepeti vardı ya,Hamur yoğuruyorum kaç gündür,Olmuyor işte olmuyor,

Bir tek makarna al dente,

Noktasız virgülsüz alan derinliksiz şu günlerde, bir tek al denteyi tutturuyorum,

Geliyor musun?

De ki acının bir ağırlığı var, Seninki hafif, benimki ağır mı olacaktı.

Farz et ki tanımladık, seninki anlamlı, benimki anlamsız mı olacaktı.

Yaşı olsaydı mesela, çocuk deyip geçecek miydik?

Diyelim ki bir değer biçtik, Benimki sudan ucuz mu olacaktı?

Hayır, yanıldın.

Acı yüreğe bir yerleşir,

Hiç göstermeden sinsice,

Taşırsın ya da taşıyamazsın,

O yüzden bakma böyle gülümsediğime.

 

Mine TÜRKİLİ

 

Paylaş

Son Yazılanlar

Yeşilin, suyun, bulutların şehri: Giresun

Buzullar eriyor, deniz seviyesi yükseliyor, yeryüzünde büyük miktarlarda su kütleleri buharlaşıp atmosfere karışıyor ve sıcaklık-basınç farkından dolayı şiddetli rüzgarlar meydana geliyor. Küresel ısınma sadece hava

FED kararı ve enflasyon beklentisi

Borsa İstanbul geçen haftayı yüzde 2.51 kayıp ile 10138 puandan kapattı. 10 bin puan seviyesi dikkatle izlenecek. Çıkışın devamı için 10 bin puan üzerinde kalıcı

Boyumu aşmadan “candide”

Bütün bir hafta sonu nereden aklıma takıldıysa, ‘’mümkün olan dünyaların en iyisi’’ diye bir cümle takıldı. Okuduğum her kitabı hemen hatırlayabilecek bir belleğim hiç olamadı.

Servis Ücreti Ne Kadar Olmalı ?

Gün geçmiyor ki, dışarıya adım attığımız an itibariyle insanların maruz kaldığı fahiş fiyat politikasında şikayet gelmesin.  Mesele artık başka bir boyuta geldi. Sadece bir fincan

Salgından korunmak için nasıl beslenmeli?

Salgınların farkı, bağışıklık sistemi ile ilişkileri̇ İnsanoğlunun oluşumundan itibaren birçok istenmedik, ani, ailenizden derinden gelen olaylarla karşı karşıya geldi. Bu olayların neler olduğuna bakılırsa deprem,

Enflasyon ve fiyatlamalar

Borsa İstanbul geçen haftayı yüzde 2.59 kayıp ile 10400 puandan kapattı. TL karşısında, dolar 32.17 ve euro 34.94 seviyelerinden yatay bir kapanış yaptı. Gram altın

“Nevi Şahsına Münhasır”dan Merhaba

Bi’Nevi Gastronomi’de bu ilk yazım. Belki de o yüzdendir, günlerdir ‘ne yazsam, nasıl başlasam?’ diye düşünmem, heyecanlanmam. O nedenle köşe adını bulmam da mesele oldu.

Erkek ve kadın farklı tür mü yoksa? 

Bizim de ait olduğumuz memeli türünün erkeği ile kadını, farklı alt-türlerin üyeleri. Bir şekilde birleşmişler. Evrim ağacında ikişer meyve veren dalları düşün. Her dal iki