Çünkü ben aşığım biliyor musunuz?

Miyavlarım ben bizimkinin gözlerinin içine bakarak. Ona göre o bakışlar, bir kedinin değil de bir filozofun derin ve anlamlı bakışları. Uzun’a göre de “yemek ver kadın” bakışı. Bizimki usul usul yemeği koyar önüme. İşte o...
Devamını oku

AB’den kadın yöneticiler lehine karar

Avrupa Parlamentosu (AP), Avrupa Birliği (AB) üye ülkelerinde şirket yöneticilerinin en az yüzde 33'ünün kadınlardan oluşmasını öngören yasa teklifini kabul etti. Şirket yöneticilerinin yüzde 33'ü kadın olacak Buna göre, şirketler, yönetici kadrolarının en az yüzde...
Devamını oku

Sanatseverlerin buluşma noktası CRR

Cemal Reşit Rey Konser Salonu Genel Sanat Yönetmeni Murat Cem Orhan, CRR’yi sadece bir konser salonu değil, sanatın farklı disiplinlerinin yer aldığı sanat eğitiminin de verildiği bir kültür sanat merkezine dönüştürme hedefinden 2023 itibarıyla yer...
Devamını oku

Sağlık turizmi iştah kabartıyor

  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. A. Murat Emanetoğlu, muayenehane sahibi doktorların özel hastanelere bağlı çalışmasını zorunlu kılan yönetmeliğin doktorların çalışma hakkına ve hastaların doktor seçme özgürlüğüne müdahale olduğunu söylüyor. Devlet sağlık turizminden...
Devamını oku

İlham verici oyun Fosforlu Cevriye

İBB Şehir Tiyatroları’nın yeni sezonda öne çıkan oyunlarından birisi de Gülriz Sururi’nin uyarladığı Suat Derviş’in kaleme aldığı Fosforlu Cevriye geçen hafta Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde tiyatroseverlerle buluştu. Oyunun yönetmeni Yelda Baskın ve dramaturgu Gökhan Aktemur...
Devamını oku

Değişmenin ve doğru karar almanın yolları

İnsanın, aldığı kararlardan oluşan bir canlı olduğu varsayımından yola çıkarsak büyük oranda bilişsel önyargılarımız tarafından yönetiliyoruz diyebiliriz. Beynimize, kendimize, özetle sezgilerimize gereğinden fazla güvenmesek iyi olur. Bunun için doğru soruları sorarak yerleşik önyargılarımıza savaş açmak şart.

 Bilişsel ne anlama geliyor? En basit tanımıyla ‘bilmeye ilişkin’ demek. Kavramsal olanla; kavrama yani idrak etmeyle ilgili bir niteleme.  Hepimiz bir konuda karar verirken; bir kişi ya da durumu yargılarken bilişsel süreçleri kullanıyoruz. Bilişsel önyargılarımız da böylece oluşmuş oluyor.

Beynimiz; bilgi bombardımanı altında olduğundan birbirine benzettiği durumları değerlendirip yargılarken oluşturduğu bilişsel kısa yolları kullanıyor ve bu tür bilişsel önyargılar yaştan, cinsiyetten, kültürden bağımsız olarak herkeste var. Beynimizin sistematik bir hatası da demek mümkün. Beyin bu hatayı yapıyor çünkü en zorlayıcı kararları verirken mümkün olan en az enerjiyi harcamayı hedefliyor. Kuralları genelliyor ve gündelik konuşmada olumlu anlamda kullandığımız ‘sezgi’leri devreye sokuyor.

Beyin bilgiyi işlerken; ‘aradaki boşlukları’ kavramsal olarak doldurma konusunda usta. Görüş ayrılıklarının, bakış açılarının oluşmasının nedenlerinden biri de bu. Kimi anıları birleştirmemizin ve hatta kimilerini kendi istediğimiz gibi hatırlayıp bunun farkında olmayışımızın da öyle…

FİLTREDEN GEÇEN KAHVE GİBİDİR GERÇEK

Diğer bir deyişle karakter özelliğimiz sonucu ya da deneyimle sınandığını sandığımız birçok kararımıza bilişsel önyargılarla varıyoruz. İnsanın, aldığı kararlardan oluşan bir canlı olduğu varsayımından yola çıkacak olursak aslında büyük oranda bilişsel önyargılarımız tarafından yönetiliyoruz. Beynimize, dolayısıyla kendimize, özetle sezgilerimize gereğinden fazla güvenmesek iyi olur. Özellikle duygusal karar eğiliminde olduğumuz zamanlarda, karar vermeye zorlandığımızda ve seçim yapma konusunda toplumsal baskı gördüğümüzde bilişsel önyargılarımız hızla devreye giriyorlar.

Kısacası beynimiz bilişsel önyargıları zaman ve enerji tasarrufu yapmak için bir bilgi filtresi olarak kullanıyor. Nesnel bilgi; filtreden geçerken kişisel önyargılarla dönüştürülüyor ve öznel hale geliyor. Tıpkı kahve makinasının filtresi gibi düşünebilirsiniz: Öğütülmüş kahve nesnel gerçeklikse içtiğiniz kahve sizin doğrunuz. Filtrenin ne olduğunuysa artık biliyorsunuz.

Gelelim sıklıkla kullandığımız bilişsel önyargı türleri ve onlardan kurtulma yöntemlerine…

BİLİŞSEL ÖNYARGILARDAN NASIL KURTULURUZ

Kendimize yonttuklarımız; egomuzu ve özgüvenimizi korumaya yönelik olarak kullandığımız önyargılardır. Kendimizle ilgili yüceltici görüşleri seçer yanlışlarımızla ilgili olanları göz ardı ederiz. Yanlışlarımızla yüzleşerek onları düzeltme fırsatını da genellikle böyle kaçırırız. Bu durumda kendimize sormamız gereken şudur: “Bana çevremden, tekrar eder şekilde aynı konuda geri bildirim veriliyor ve ben bunu görmezden geliyor olabilir miyim?”

Kaçırma korkusu; sosyal medya paylaşımları nedeniyle dijital çağ kaynaklı önyargılarımızdan biri olarak öne çıkıyor. Başkalarının ışıltılı ya da ışıltılı gösterdikleri yaşantılarını yakından takip ederken kendi hayatımızı beğenmeme ve bir şeyleri kaçırdığımıza, bazı konu ve etkinliklerin dışında kaldığımıza, dışlandığımıza dair bir sosyal kaygı duyuyoruz. Bu durumda kendimize “Aslında olmayan bir kalabalıktan dışarı itilmiş gibi hissediyor olabilir miyim? İstediğim için mi böyle hissediyorum yoksa böyle hissetmezsem toplulukların dışına itileceğime dair işlevsiz bir düşüncem mi var?” diye sormalıyız.

Kumarbaz yanılgısı diyeceğimiz türde önyargılarımız ise geçmişte rastgele gerçekleşmiş bir olayın gelecekte bir kez daha gerçekleşme olasılığının azaldığına dair inancımızı özetler. Yüz kez üst üste yazı tura attığımızda yüzünde de yazı gelmişse yüz birincinin tura gelme olasılığı artmaz. Her olasılık birbirinden bağımsızdır. Neden kendinize şöyle sormuyorsunuz: “Bir olayın olması geçmişteki benzer olayların sonuçlarına bağlı mıdır? Rastgele bir olayı tarihsel bilgimle mi değerlendiriyorum? Hafızam olmasaydı yine de aynı seçimi yapar mıydım?”

Yapan ve izleyen önyargısı; hatalarımızın nedenini kendimizde değil dışarıda arama eğilimimizle ilgilidir. Başkalarının hatalarına içsel sebepler bulmamız da buna dâhildir. Örneğin toplantıya siz geç kaldıysanız bu trafik nedeniyle olabilirken bir diğerinin geç kalışının nedeni olarak dakik olmayışını gösterebilirsiniz. Bu durumdaysa kendinize şöyle sormalısınız: “Diğerlerinin hatalarından yola çıkarak varsayımda mı bulunuyorum? Hatalarla ilgili kendimi kayırıyor muyum?”

Hikayeleştirme önyargısı beynimizin eksikleri tamamla becerisiyle ilgilidir. İnsanlar dünyada olup bitenleri hikayeleştirerek algılarlar. Beyinse farklı öğeleri bir hikâye kurgusuyla birbirine bağlar. Ne yazık ki hikâyenin bütünüyle çok ilgili görmediği kimi önemli öğeleri tamamen görmezden gelerek yapar bunu. Kendinize derhal “Bu düşünce ya da seçimimle ilgili nasıl bir hikâyeye inandım? Gözden kaçırdığım bir nokta olabilir mi? Bu nokta hikâyeyi tamamen değiştirebilir mi?“ diye sorun somut durum üzerinden.

Hayatta kalma önyargısı sadece başarılı olmuş kişi ve projelere odaklanmamızı; hatalı ya da başarısız olanları gözden kaçırmamızı tanımlar. Oysa bir kişiyi ya da projeyi başarılı kılan temel unsurlar başarısız örneklerde de gizlenmiştir. Analizlerimizin iki boyutlu olması şartken bu önyargı nedeniyle yüzümüzü sadece başarıya döner öyle anlamaya çalışırız. Oysa başarısızlıkla ilgili bilgi; başarılı insan ve projelerde yoktur. O halde kendimize “Geçmişe baktığımda sadece başarıları mı değerlendirmeye alıyorum, başarısızlıkları görmezden mi geliyorum? Başarısızlığa götüren eğilimlerle yüzleşebiliyor muyum? Başarı ve başarısızlığın ne gibi ortak özellikleri olabilir?” diye sormalıyız.

Tespit önyargısı bilginin ilk bölümünü esas alarak sonraki bilgileri değerlendirme davranışıdır. Örnek olarak mağazadaki tişört fiyatıyla ilgili ilk bilginiz 200 TL, ikinci tişörte dair 100 TL ise ikincinin ucuz olduğunu düşünme eğiliminiz vardır. Tişörtü satın almadan önce kendinize şunu sorun: “Bu tişörtün fiyatını hangi bağlamda değerlendiriyorum? Fiyat-kalite dengesine neye göre karar verdim? Kararlarım satıcılar tarafından manipüle edilmeye çalışıyor olabilir mi?”

Bilişsel önyargılarımıza diğer bir güzel örnekse Halo Etkisi’yle gerçekleşir. Halo Etkisi; bir kişi, ürün ya da projeyi ilk kez gördüğümüzde edindiğimiz izlenime bakarak bütüne dair çıkarımlar yapma eğilimidir. Örneğin fiziksel olarak iyi ve bakımlı görünen birine sağlıklı, akıllı, başarılı, zengin gibi sıfatları yakıştırıp o şekilde değerlendirebiliriz. Eğer kendimize “Böyle görünmeseydi hangi özellikleriyle ilgimi çekerdi; bu durumda aynı şekilde hisseder miydim?” diye sorarsak alacağımız yanıtlar işe yarayacaktır.

Ödül, hemen şimdi önyargısını ise ödülünü ileri bir tarihte alacağımız davranış ve hedefler yerine derhal alacaklarımıza yönelmemiz olarak açıklamak mümkün. Bunu pekiştirdiğimizde örneğin başarısız zayıflama rejimleri hayatımızın parçası olur. Çünkü daha sağlıklı, fit ve iyi görünmeyle ilgili sahip olacağımız uzun vadeli ödüller yerine yemekten haz aldığımız bir böreği ya da hamburgeri mideye hemen indirmeyi tercih ederiz. Kendinize “Benim için anlık konfor ya da haz mı yoksa uzun vadeli ama kalıcı başarılar mı önemli?” diye sorun. 10 yıl sonraki kendinizi zihninizde görselleştirmeye çalışın. Uzun vadeli hedeflerinizin öncelikli olduğu bir hayatta daha mutlu olabilirsiniz. Bu hayatınıza güçlü bir anlam katmak demektir.

Planlama hatasını da sıklıkla yaparız. Gelecekte teslim etmemiz gereken bir işi ya da verdiğimiz bir sözü yerine getirmemizin ne kadar zaman gerektirdiğine dair doğru kararlar almama eğilimimiz vardır. Biz insanlar; zaman planları söz konusu olduğunda gerçekçi davranmamayı tercih ederiz. Kendimize üzerinde daha önce çalıştığımız benzer bir işin zaman planlamasıyla ilgili hatalarımızı hatırlatırsak tekrara düşmekten kurtulma ihtimali hep vardır. Ama siz sürece müdahale etmezseniz beyniniz aynı davranışları tekrarlamanıza yani ezber yaptırmaya devam eder.

SONUÇ

Öncelikle; insan türünün ortak bilişsel önyargılarının farkında olun. Bu yazıyı sonuna kadar okuyarak iyi bir başlangıç yaptınız bile.

Mutlaka tetikte olun. Bilişsel önyargılarınıza dikkat kesilin ve onlarla aktif olarak savaşın. Aksi takdirde aynı filmi izlemeye devam edersiniz.

Kendinize sorular sormanız çok önemli. Bu sorular ne denli nokta atışı olursa o kadar iyi. Kendinizle yüzleşmekten çekinmeyin, emin olun daha iyi hissedeceksiniz. Zor sorunların çözümünde, işlevsiz davranışlarınızı değiştirmek ya da ‘doğru’ karar almak istediğinizde kendinize ve sorularınıza çok ihtiyacınız olacak.

Psikolog Tolga Akyıldız

 

 

 

 

 

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
error: