Aynayı önce kendimize çevirelim

Doğanın dengesini bozanın köpekler olmadığını hepimiz biliyoruz!

Sokaklarda yaşamaya çalışan ve yüzlerce yıldır bizimle birlikte; mahallemizde, okulumuzda ya da kapımızın önünde bizi kollayan, depremlerde kurtarma elemanı olarak çalışıp pek çok kişiyi hayata döndüren onlar değil mi? Osmanlı zamanından bu yana birkaç kez denenen toplatma kararlarının ardından yaşanan korkunç doğa olaylarını, tarihi okuyan herkes bilir. Bu olayların sonrasında, sokak köpekleri tüm mahallenin, esnafın sahip çıktığı canlar olmadı mı?

Ve hepimiz biliyoruz;

Doğanın dengesini bozan köpekler değil; her karışı ranta çevirmeyi görev bilen insan eli, insan hırsı, insan açgözlülüğüdür.

Bu gezegende ormanları yakan, denizleri zehirleyen, dereleri beton kanallara gömen, hayvan türlerini yok eden, dağlara maden şirketlerini sokan köpekler değil.
Gökyüzünü kirleten, toprağı öldüren, iklimi altüst eden, betonunu şehrin nefes borularına dayayan da onlar değil.

Sayın yetkililer,

Mesele “denge” ise önce aynayı kendimize çevirmemiz gerekmez mi?
Sokak köpekleri binlerce yıldır bizimle.
Onlar bu şehrin doğal parçası; sessiz ve görünmez işçileri.
Kemirgen popülasyonunu düzenleyen de onlar, çöpleri ayrıştırıp ekosistemi destekleyen de.
Doğa onlarla uyumlu çalışıyor siz hiç merak etmeyin.

Asıl dengeyi bozan, merhametsizliğin normalleştirilmesidir.
Asıl tehlike, toplumun öfkesine kurban seçilen masum canlılardır.
Asıl tehdit, sorumluluğun en zayıfa yıkıldığı her söylemdir.

Bu ülkede çözmeniz gereken o kadar çok yara var ki… Uyuşturucu çetelerinin eline düşmüş gençler var. Çocuk işçiliğinde ölen çocuklar var. Cezasızlıkla çoğalan kadın cinayetleri var. Sümen altı edilen çocuk istismarları var.

Bu konular gündem yapılmazken, köpekleri ‘canavar’ gibi gösterip, sokaklara ‘tehdit’ demek inanılmaz.

Sayın yetkililer;

toplumu zehirleyen sokak hayvanları değil; adaletsizliktir.
Kadını koruyamayan sistemdir.
Çocuğa sahip çıkamayan kurumdur.
Merhameti zayıflık sanan zihniyettir.

Köpekler bu şehrin sorunu değil.
Sorun, merhametten nasibini almamışlardır.
Sorun, güçsüze güç gösterme kolaycılığıdır.

Yeter!

Hayvanları rahat bırakın.

Doğanın dengesini bozanları arıyorsanız, insan elinin değdiği o kadar çok yer var ki.

Unutmayın!

Bu toplum, zayıfı hedef alan hiçbir gücü affetmez.

Ve ben, Allah’ın yarattığı ve bizlere emanet ettiği, savunmasız her canlıyı, doyurmaya ve korumaya ant içtim.

Topluma çağrım;

Zulme ortak olma!
Sessizlerin sesi ol!
Onları koru ve doyur!

Sevgi ve merhametle kalın…

Derya Özkök

Paylaş

Son Yazılanlar

Bulutlardan Kalan

Benzetmeler, bezemelerle dolup, rotasına aldırışsız hale geliverdiğini gördüğüm kayığımdan, dalgalı bir denizde yanaşmaya niyetlendiğim kıyıya atacağım halatı tutacak, bu yolculuğa son verecek birini arıyordum. Yine

Michelin’de ulusal seçkiye hazır mıyız!

Bu yazı, ne ölçüsüz övgü ne de kolaycı bir eleştiri için. Esas mesele, Michelin Rehberi’nin yarattığı etkileri soğukkanlı bir bakışla değerlendirmek ve doğru soruları sormak.

Şehrin Kalbinde Hatıra Sofrası

İstanbul’un meyhane kültürü, şehrin belleğinde derin izler bırakmış bir yaşam biçimi. Yüzyıllar boyunca dostlukların pekiştiği, edebiyat ve sanat sohbetlerinin yapıldığı, bazen neşenin bazen hüznün paylaşıldığı

Gastronomi Artık Bir Kültür Hareketi

Son yıllarda gastronomi, yalnızca lezzetlerin yarıştığı bir alan olmaktan çıktı. Artık şefler, işletmeler, değerlendirme sistemleri ve festivaller yemek üzerinden toplumsal bir dil kuruyor. Bu dil;

Sinop’ta tarih ve lezzet yolculuğu

GELENEKTEN GÜNÜMÜZE BİR TARİH VE LEZZET YOLCULUĞU Her sene olduğu gibi, Palamutların bolluk döneminde bu sene yine Lakerda Festivali için Sinop’taydık. Kentin zengin balıkçılık kültürünü,

Doğayla Uyumlu Bir Lezzet Anlatısı

İtalya mutfağı, yalnızca lezzet değil; kimlik, kültür ve hafızanın birleşimidir. Her bölge, kendi ürününü ve anlatısını sofraya taşır. Bu çeşitlilik içinde Parma mutfağı, sadeliği zarafetle

Kayıp Bağlantı: Okulda, İşte ve Umutta

Bir zamanlar gençlerin hayalleri, ellerini uzatsalar tutacak kadar yakındı. Şimdi, o hayaller uzaklaştı. Türkiye’de 18–24 yaş arasındaki her 100 gençten 31’i artık ne okulda ne