İstanbul’un meyhane kültürü, şehrin belleğinde derin izler bırakmış bir yaşam biçimi. Yüzyıllar boyunca dostlukların pekiştiği, edebiyat ve sanat sohbetlerinin yapıldığı, bazen neşenin bazen hüznün paylaşıldığı bu mekânlar, aslında birer toplumsal hafıza odasıdır.
Rakı kadehinin şıngırtısı, masaya bırakılan mezenin kokusu ve fonda çalan bir şarkı, İstanbul’un çok kültürlü yapısının en sahici yansımalarından biridir.
Müdavimlik ise bu kültürün en güçlü damarını oluşturur; mekâna ve oradaki insanlara duyulan bağlılığın, bir çeşit sadakatin ifadesidir.
Ne yazık ki modern zamanların hızla değişen dinamikleriyle birlikte bu kültür giderek kaybolmaya yüz tutmuş, birçok meyhane tarihe karışmıştır. İşte tam da böyle bir dönemde, geçmişle bugün arasında köprü kuran mekânlar ayrı bir değer kazanıyor.

Taksim Meydanı’nda, Taksim Square Hotel’in dokuzuncu katında yer alan Taksim 9, bu köprünün en canlı örneklerinden biri.
2022’de kapılarını açan mekân, kısa sürede Beyoğlu’nun müdavim mekânları arasında kendine yer edinmiş.
Bir tarafında İstiklal Caddesi ve Gezi Parkı, diğer tarafında İstanbul Boğazı manzarasıyla şehri hem tarih hem doğa üzerinden okumaya davet ediyor.

Bu panoramik bakış, mekânın ruhunu belirleyen en önemli unsur.
İstanbul’un karmaşık ama büyüleyici dokusunu aynı anda görmek, sofraya oturanlara sadece yemek değil, bir şehir deneyimi de sunuyor.

Mekânın mutfağında Şef Şebnem Genç imzası var.
Uzun yıllar gastronomi dünyasında deneyim kazanmış olan Genç, menüsünü hem geleneksel hem modern tatlarla harmanlıyor.
İlk dikkatimi çeken “Dinamit Enginar Çıtırları” oldu.

Geleneksel bir ürünün böylesine yenilikçi bir yorumla sunulması, mekânın yaklaşımını özetliyor.
Ardından “Bektaşi Mezesi”, “Vişneli Pancar” “Mersin Usulü Patates” ve “Kadayıfa Sarılı Keçi Peyniri” gibi özgün tatlar sofraya geldi.

Her biri, İstanbul’un çok kültürlü gastronomi mirasını çağdaş bir dille yeniden anlatıyordu.
Özellikle vişne ile pancarın uyumu, tatlı-ekşi dengesiyle hafızamda yer etti.
Ara sıcakların arasında ise “Izgara İstiridye Mantarı” ve “Arnavut Ciğeri” öne çıktı.

Sarımsaklı köz patlıcan püresi üzerinde sunulan istiridye mantarı hem görsel hem lezzet açısından dengeli bir tabaktı.
Arnavut ciğeri ise tam kıvamında pişirilmişti ne fazla yağlı ne de kuru.
Ana yemek tercih edeceklere önerim “Çökertme Kebabı” olacaktır.
Dana tiftik etten hazırlanan geleneksel bir lezzeti modern sunumla buluşturan bu tabak hemen damağa hem de göze hitap ediyor.

Bu çeşitlilik mekânın hem müdavimlere hem de yeni ziyaretçilere hitap eden bir menü anlayışına sahip olduğunu gösteriyor.
Taksim 9’un atmosferi, sıcak ve samimi.
İçeri adım attığınızda profesyonel hizmet anlayışıyla karşılaşıyorsunuz ama bu profesyonellik soğuk değil; aksine misafirperverliği ön plana çıkarıyor.
Masaların düzeni, ışıkların tonu ve fondaki müzik, sohbeti teşvik eden bir ortam yaratıyor.
Özellikle Taksim’de yaşayan, çalışan ya da sosyal hayatını burada sürdürenler için mekân kısa sürede bir buluşma noktası haline gelmiş.
Fiyat-performans dengesi de göze çarpıyor; menüdeki çeşitlilik ve kalite, ödenen bedelle uyumlu.
Bu yaklaşım, mekânın müdavim kültürünü yeniden inşa etmesinde önemli bir rol oynuyor.
Ziyaretim sırasında fark ettiğim bir diğer nokta da mekânın misafir profiliydi.
Masalarda gazeteciler, sanatçılar, edebiyatçılar vardı.
Bu durum, meyhane kültürünün tarihsel rolünü hatırlatıyor; fikirlerin, hikâyelerin ve dostlukların paylaşıldığı bir alan olmak.

Taksim 9, bu geleneği modern bir yorumla sürdürerek İstanbul’un kültürel hayatına katkı sağlıyor.
Şebnem Genç’in yaratıcı mutfağı, Ümit Bektaş’ın bölgeye dair deneyimi ve mekânın eşsiz manzarası birleşerek ortaya hem nostaljik hem çağdaş bir deneyim çıkarıyor.
Yolunuz Taksim’e düşerse, bu mekânı denemenizi öneririm.
Belki siz de kendinizi bir gün müdavimlerin arasında bulursunuz.
UNUTMAMAMIZ GEREKEN GERÇEK
Şeflerin emeği toplumun ortak hikâyesini besler.






