Bu ülkenin insanlarına ne oluyor?

15 yaşında çocuklar katil oluyor.
15 yaşında çocuklar toprağa giriyor.
İnanılır gibi değil ama gerçek.

Henüz sakalının tüyü terlememiş bir çocuk, ‘yan baktın’, ‘laf söyledin’, ‘şöyle yaptın’ gibi bahanelerle bir insanın hayatını elinden alabiliyor. Daha kötüsü, bunu yaparken neredeyse hiçbir şey olmamış gibi davranabiliyor. Çünkü biliyor. Çünkü sistem ona şunu fısıldıyor: ‘Çocuksun, sana bir şey olmaz.’

Olmuyor mu gerçekten?

Maalesef olmuyor!
Caydırıcı olmayan cezalar suçu önlemez, suçu normalleştirir. Bugün 15 yaşındaki bir çocuğun elinde bıçak varsa, bu sadece o çocuğun değil, onu oraya getiren herkesin suçudur. Ailesinin, eğitimin, hukukun ve suskun toplumun.

Evet, herkes anne olmamalı.
Evet, herkes baba olmamalı.
Çocuk yetiştirmek biyolojik bir refleks değil, ahlaki bir sorumluluktur.

Şiddet gören, şiddetle büyüyen, sınır koyulmadan ‘erkeklik’, ‘güç’, ‘namus’ masallarıyla zehirlenen çocuklardan sağlıklı bir toplum çıkmaz.

Daha acısı ne biliyor musunuz?
Bu çürüme yeni değil.
Yıllardır hayvanlara tecavüz edenler, işkence edenler, öldürenler ‘iyi halden’, ‘tahrikten’, ‘akıl sağlığı’ bahanesiyle serbest bırakıldı. Toplumun vicdanı her seferinde biraz daha ezildi. Hukuk, en savunmasız olanı korumak yerine failin arkasına siper oldu.

Şimdi soruyorum:
Hayvana uygulan şiddetin, kadına uygulan şiddetin cezasız kaldığı yerde, bir çocuğun çocuk öldürmesi neden şaşırtıcı olsun?

Unutmayın, şiddet bölünmez.
Merhamet de…

Hayvana uygulanan şiddet görmezden gelinirse, insana yönelmesi kaçınılmazdır. Bugün sokakta tekmelenerek öldürülen hayvanla mezara giren bir çocuk arasında sanıldığından çok daha kısa bir mesafe vardır.

Benim umudum var mı?
Açıkçası çok az.

Ama şunu biliyorum: Sistem değişmeden, ahlak yeniden inşa edilmeden, ‘aman çocuktur’ ya da ‘aman erkekliğine laf gelmesin’ denmeye devam edildikçe; toprağa giren çocuklar artacak, katil olan çocukların yaşı düşecek. Kadın ölümleri artacak, hayvana zulüm bitmeyecek.
Ve biz her seferinde aynı cümleyi kuracağız:
‘Nasıl oldu bu?’
Oysa oldu işte…
Gözümüzün önünde oldu.

Sayın yetkililer, vicdanınızın sesine kulak verin lütfen!

Derya Özkök

Paylaş

Son Yazılanlar

Unun, Suyun Ve Sabrın Hikâyesi

İstanbul’un kalbi Nişantaşı’nda, şehir temposunun en yoğun olduğu anlarda bazen durup nefes almak gerekir. Modern hayatın koşturmacası içinde unuttuğumuz o “yavaşlık alanı”, bazen taze bir

Yeni Bir Ekonomi Doğuyor

Türkiye büyük bir hızla yaşlanıyor. 2024’te 65 yaş üstü nüfus 9,1 milyonu aştı. 2030’da yaşlı nüfusun 13 milyona ulaşacağı öngörülüyor. Bu demografik dönüşüm stratejik bir

Gösterişten Sahiciliğe Tabağın Devrimi

Mutfak, geride bıraktığımız on yıl boyunca adeta bir performans sanatları merkezine dönüştü. Masaya gelen tabaklar, lezzetinden ziyade görsel ihtişamıyla, mimari yapısıyla ve şaşırtma kapasitesiyle ölçülür

Ne kadar sefalet o kadar dolar milyarderi

Kapitalizmin kuralı budur, birilerinin çok ama çok zengin olması için on binlerin aç kalması, gerekirse savaşlarda ölmesi gerekir. Sosyal adalet arayışları, yardımsever sivil toplum örgütlerinin

Herhangi Bir Yağmur Betiği

Çakılların üzerine yağmur damlaları düştükçe, bu ufalanmış, sere serpe, ne yana düşse öylece kalmış taşların her yüzeyinden, duruşundan farklı bir tını yükseliyor; yağmurun dinmeyen, alçalıp

Zamanı Mayalayan Altın Kaşıklar

Mutfak Dostları Derneği’nin 35. yılını kutladığı ve 7. Altın Kaşık Gastronomi Ödülleri’nin sahiplerini bulduğu o özel geceyi, Four Seasons Hotel Sultanahmet’in tarihi atmosferinde solumak benim

Mahallenin Sürprizi: Mr. North Meze Evi

Maraş’lı  kadınların el yapımı lezzetleri kapımıza yakın geldi  Evimiz kadar yaşadığımız mahalle de hayatımızda önemli bir yer tutar. Aynı mahalleyi paylaşmak çoğu zaman, insanlar arasında