KIRMIZI KARTLARIN EFENDİSİ

Futbolseverler için şenlikli haftalar başladı. Dünyanın en önemli organizasyonlarından birisi olan Avrupa Futbol Şampiyonası pandeminin gölgesinden sıyrılmaya çalıştığımız şu günlerde hayatımızı işgal edecek bir süre. Ben de bu vesileyle futbola ucundan biraz değineyim. Futbolun farklı, ama önemli bir unsuruna, herkesin düşmanı olacağını bile bile, bir nefret öğesi olacağını bile bile bu mesleği seçenlere, hakemlere!
Hakemler arasında da özel bir isme, Doğan Babacan’a…

1974 yılı haziran ayı…

Yaklaşık iki yıl önce kanlı olaylara sahne olan olimpiyatlara ev sahipliği yapmış olan Batı Almanya bu kez olimpiyatlardan sonraki en önemli organizasyon olan futbol dünya kupasına ev sahipliği yapıyor. Açılış karşılaşması Berlin Olimpiyat Stadı’nda 83.163 seyircinin önünde oynanıyor. Bu karşılaşma bizler için de önemli. Milli takımımızı gönderememişiz, ama ilk kez Türk bir hakem dünya kupasında maç yönetecek. Hem de açılış maçını.

Doğan Babacan kırmızı kartını çıkartıyor

Batı Almanya her turnuvada olduğu gibi doğal favori. G. Amerika temsilcisi Şili ev sahibine direniyor, ama sertliğe de başvurmaktan çekinmiyor. Dakikalar 68’i gösterirken Batı Alman sağ bek Berti Vogts Şili’den Carlos Caszely’den topu kapıyordu. Karşılığı ise sert bir tekme oluyordu. Maçın hakemi Doğan Babacan Caszely’den yanına gelmesini istiyor ve ardından da kırmızı kartını çıkartıyordu. Bu hem staddaki 83 bini aşkın seyirci, hem de maçı televizyonlardan izleyen milyonlarca futbolsever için ilk kez gördükleri bir manzara olacaktı. Daha sonraları binlerce kez tekrarı görülecekti, ama bu bir ilkti…
Futbolda oyundan atılma daha önceleri de vardı, ama bu hakemin davetiyle oluyordu sadece. Kart uygulaması 1970 Dünya Kupası ile başlamıştı, ama o turnuvada kimse oyundan atılmamıştı. Dünya kupalarının ilk kırmızı kartı da bir Türk hakeme, Doğan Babacan’a nasip olmuştu.

Doğan Babacan 1930’da Beşiktaş’ta doğdu

Doğuştan Beşiktaşlıydı anlayacağınız. Ama hakemliği dönemi için “benim Beşiktaşlı olduğumu herkes bilir ama bu durum asla maçın idaresine yansımaz” demişti.
Babası Mehmet Hamdi Bey 1915 Sarıkamış harkatında Ruslara esir düşmüş, uzun yıllar Sibirya’da savaş esiri olarak tutulmuş bir Türk subayıydı.
Doğan Babacan 16 yaşında Beşiktaş genç takımında oynamaya başladı. O yıllarda yıldız futbolcuların dahi aldıkları ücretler bugün ile kıyaslanamayacak düzeydeydi. Doğan da on sekizine geldiğinde biraz daha fazla “harçlık” talep etti kulübünden. Karşılık olarak bonservisini verdiler bir zarf içinde. Kasımpaşa, Emniyet ve Beyoğluspor’da oynadı ve erken yaşta sakatlanınca da futbolculuk hayatı sona erdi. Futbolu seviyordu ve futbolun içinde kalmanın yollarını arıyordu. Askerliğini yaptıktan sonra hakemlik yapmanın yollarını aramaya başladı. Dönemin ünlü hakemi Sulhi Garan’ın verdiği hakemlik kitabını ezberledi.
Bu bilgisi işine yaradı. Bir gün izlediği karşılaşmada atılan golün ofsayt olduğunu söyledi ve buna tasadüfen o zamanın MHK başkanı Nuri Bosut şahit oldu. Bu tesadüf hakemlik yolunda önünü açtı ve 1955 yılında hakem oldu. Amatör maçlarla başlayarak yükseldi ve ismini duyurmaya başladı.
“Bir hakemin iyi olması için futbolun içinden gelmiş olması, futbol oynamış olması gerekli” diye düşünüyordu.
1969’da FIFA kokartı aldı ve ilk kez 1972 Münih Olimpiyatları’nda uluslararası hakemliğe başladı. 1978’de hakemliği bıraktı, ama futboldan kopmadı. Hakem hocalığı, Merkez Hakem Kurulu üyeliği ve başkanlığı yaptı.
Hakemlik yaptığı dönemdeki otoriter tavrı ve kırmızı karta çok başvurması yüzünden “kırmızı kartların efendisi” oldu.
Meşhur dünya kupası maçından çok önce, 10 Nisan 1974’te yönettiği Celtic- Atletico Madrid UEFA kupası maçında Atletico Madrid’li üç oyuncuyu oyundan atması Avrupa’da ses getirmişti. Kararlı ve sert tavrı yüzünden birçok kez saldırıya da uğramıştı.
18 Mayıs 2018’deki vefatı onu futboldan ebediyen uzaklaştırmış oldu.

Türkiye’de hakemliğin Cüneyt Çakır ile başladığını sanan genç nesil için bilinmesi gereken çok önemli bir isimdi Doğan Babacan.

Behçet Üstün

Paylaş

Son Yazılanlar

Atlantik akıntıları ya bir gün durursa?

Atlantik akıntıları şimdilik zayıflıyor, peki ya bir gün durursa ne olur?.. Eğer bugün Londra’nın ılıman bir iklimi varsa, Norveç’in en çok yağış alan kenti Bergen,

Evliya Çelebi’nin Sofrasına Konuk Olmak

Evliya Çelebi’nin on ciltlik dev eseri Seyahatnâme, sadece bir gezi günlüğü değildir, on yedinci yüzyılın kokusunu, sesini ve en önemlisi tadını günümüze taşıyan devasa bir

Bir Gastronomi Festivalinin Ardından

İzmir’in deniz kokulu ,zarif ve huzurlu sahil kasabalarından biri olan Urla, her yıl ilkbaharın en güzel zamanlarında doğanın sunduğu en özel lezzetlerden biri olan enginarı

Arzu, Tüketim ve Zihnin Karanlık Kıyıları

  Çağımızın hızla dönüşen tüketim alışkanlıkları ve dijital yönlendirmelerle şekillenen arzuları, bireyin iç dünyasında derin çatlaklar yaratmaya devam ediyor. Sanatçı, Kezban Arca Batıbeki “Irrational” başlıklı

Bir Teknik Ve Zarafet Yolculuğu

Moda’nın kendine has dokusu, son yıllarda İstanbul gastronomi sahnesinin en nitelikli duraklarından birine ev sahipliği yapıyor. Dieci Moda, sadece bir restoran olmanın ötesinde, tasarımı ve

Avrupa’da Batarya Devrimi Başlıyor

Dünya, fosil yakıtlardan arındırılmış bir geleceğe doğru hızla ilerlerken, bu dönüşümün kalbinde sessiz ama devasa bir güç yatıyor: Bataryalar. Eskiden sadece kumandalarımızda veya telefonlarımızda dert