Bir dönem “Rekabet iyidir” cümlesine neredeyse kutsal bir ekonomi bilgisi gibi bakılırdı. Şimdi ise bazen düşünüyorum; acaba rekabetin fazlası, sektörlerin kendi ayağına sıktığı organize bir delilik olabilir mi?
Maalesef ekonomik zorluklar, vizyon eksikliği ve sosyal medyanın sürekli “Daha fazlasını yap” baskısı, iyi fikirleri ortaya çıkarmak yerine taklitçiliği ödüllendiriyor.
Sonuç?.. Ürün çeşitliliği çılgınca artıyor, hizmet karmaşıklaşıyor, patronlar sevinecekleri yerde çıldırıyor, müşteriler tercih ederken yoruluyor. Kimse durup şunu sormuyor: “Biz bu işi neden yapıyorduk?” Örneği kahve dükkanlarından vereyim. Çünkü bugün şehirlerimizin yeni kuaförü kahveciler oldu. Her sokakta üç-dört tane, hatta kimisinde daha fazla var. Birbirine rakip gibi görünen ama aslında birbirinin cirosunu ve huzurunu kemiren dükkanlar.
Eskiden kahve siparişi basitti. Şimdi ise sipariş verirken insan kendini küçük çaplı bir yazılım panelinin içinde hissediyor. Small mu, short mu, medium mu, tall mu, grande mi?..
Yulaf sütü mü, badem sütü mü, laktozsuz mu, yağsız mı, tam yağlı mı, hindistan cevizli mi?.. Şekersiz vanilya şurubu, karamel, white chocolate moka ister misiniz?.. Cold brew mi, nitro mu? Double shot mı, köpük kalınlığı mı?… Ve daha niceleri…
Kahve içmeye geldik, NASA’ya astronot seçmelerine değil. Üstelik mesele sadece müşterinin kafasının karışması da değil. Bu karmaşanın görünmeyen fark edilmeyen tarafı çok daha ağır.
Her yeni ürün ve türevleri;
Sonra işletme sahibi diyor ki: “Nerede hata yaptık, neden çalışan bulamıyoruz, neden para kazanamıyoruz, halbuki her şeyi de yapıyoruz?” Halbuki kahve satarken, küçük çaplı bir lojistik şirketine dönüyoruz, mühendislik hesapları yapıyoruz.
Smoothie var, protein shake var, matcha var, detox var, kambucha var, glutensiz brownie, vegan cookie, şekersiz mekik var.
Müşterinin her talebini karşılayacağım, rakiplerimden aman eksik kalmayım diye bir noktadan sonra kahve dükkanı değil, gastronomik avm açılmış gibi oluyor.
Yetmiyor bir de hacim yarışı başladı. Rakibin 500 m2 kahve dükkanı mı açtı, seninki 700 m2 olsun, iki, üç hatta dört katlı olsun. Rakibin roasting mi yaptı, sen de yap. Kimse “optimum” diye bir kelimeyi hatırlamıyor, maksimum söz konusu olan.
Çünkü sektörün yeni mottosu şu: “Rakibim yapıyorsa, ben de yapmalıyım”. Bu psikoloji işletmeleri büyütmüyor aslında. Şişiriyor.
Peki sonra ne oluyor?
İnsanlar sonsuz seçenek değil, sadelikteki lüksü yaşamak istiyor aslında. Bugün birçok sektörün problemi aynı: Farklılaşmaya çalışırken, özünü unutuyor.
Oysa bazen gerçek fark; daha fazla yapmak değil, daha az şeyi gerçekten iyi yapabilmek.
Belki de artık biraz sadeleşmemiz gerekiyor. Mönüleri değil sadece; egolarımızı, korkularımızı ve sürekli yetişme telaşımızı da… Yoksa bu hızla müşteri karar vermekten, çalışan yetişmekten, patron ise büyümeye çalışmaktan çıldıracak.
HAFTALIK GÖRÜNÜM Hangi biriyle başlasak bilmiyorum!.. Nisan ayında gelen veriler arasında pek umut verici bir…
Atlantik akıntıları şimdilik zayıflıyor, peki ya bir gün durursa ne olur?.. Eğer bugün Londra'nın ılıman…
Son 30 yılın moda trendlerine bakıldığında animal print'lerin (hayvan desenlerinin) yeniden ortaya çıkışı her seferinde…
Evliya Çelebi’nin on ciltlik dev eseri Seyahatnâme, sadece bir gezi günlüğü değildir, on yedinci yüzyılın…
“Türkiye’nin Görünmeyen Mesaisi: Çalışanların Yarısı Çocuk Bakıyor, Her 10 Kişiden 4’ü Bakım Yükü Taşıyor” Türkiye’de…
İzmir’in deniz kokulu ,zarif ve huzurlu sahil kasabalarından biri olan Urla, her yıl ilkbaharın en…