Çok katlı binaların bitmeyen tekrarlarının tenezzülü dahilinde gösterilen yollar ve boş bırakılan alanlarda yaşıyormuş gibi yapan insanlar, benzerlerinin benzersizliğini görmenin bıkkınlığı ile bir dirhem değişme umudu taşımadan soludukları havayla zehirleniyorlardı.
Aya gitmenin övüncünü yaşayan insan, yarı yoluna yükselen binalar yapmaya başladığında, aşılmaz denen surları ile kaleleri, şehirleri zapt edenler masallarda kaldı. Bunca yapı, yeli yolundan eder, güneşle bulutu havadan sudan konuştururdu.
Bizler bacasından duman tüten, bahçesinde ağaçları, patika yolu olan ev resimleri çizmiştik. Taş devrinden çıkıp beton devrine girdik, bizim gibilerin sapacağı yol, göreceği, kalacağı bir yer kalmamış buralarda diye içinden geçirdi.
Milyonlarca yıldır ne görseler korkup ürken kelerler gibi bakınırken, taşlaşmış yüzleri, iş önlükleri ile akın akın sürüklenen insanlar, bir kadırgada sıralanmış kürek mahkümları gibi hayali bir akıntının içinden geçiyorlardı.
Her kürek mahkümü gibi başlarını gidecekleri yöne çevirme şansları yoktu, geçip giden zorlu denizi görebiliyorlardı küreklerini çektikçe.
Bir hamlede kapısını açıp girdiği yer tıklım tıklım gençlerle doluydu. İkili, üçlü oturulan masaların etrafında çekiştirilen sandalye seslerine, kesilmeyen konuşmaların uğultusu eklenince, bir uçtan diğerine bırakılan bir ses salıncağı her bir sesi ulaşabildiği en uzak yere teslim edip geri geliyor, bazen bir bıçkıya dönüşüp, saçtığı ses yongalarını ayaklar altına seriyordu.
O kalabalık içinde kendine dönecek bir yüz, fark edileceği bir bakışla karşılaşması olanak dışıydı. Masaların çevresinde yerleşmiş çehrelerin karşılıklı ortak devinimleri bazen sallanan bir kayıktaymış gibi aynı anda bir taraftan ötekine dönüyor, giderek rotasını tartıştıkları bir yolculuğun içindeymiş izlenimini veriyordu.
İçlerinden aşina olduğu birini çıkaramadığı bu kalabalıktan yakınmayı aklından geçirmedi. Keşke içlerinden biri, yere serdiği örtüsünün üzerindeki birkaç parça malı satabilmek için bile olsa, yüzüne yaslanan ışığın bir parçasını gülümseyerek yollayan bir satıcı kadar olabilseydi diye aklından geçirmeden edemedi.
Çölde kum fırtınasına yakalananlar gibi çabucak bir örtünün altına saklanıp, çömelecek bir yer aradı. Gürültünün itme kuvveti ve çevredeki hava boşluklarına düşme hissi ile kestirme bir yönde sürüklendiğini fark etti.
Talancılara yakıştırabilecek adımlamaların, koşuşmalarının arasından sağ salim geçerek, nefesinin sesini duyabileceği bir yer buldu. Biraz önce zorlukla geçebildiği alanı dolduranlar belki de karşı koyamadıkları bir çekim gücünün etkisi ile kaynaşıp toplaşıyorlardı. Az önce gördüğü şehirden onlar da kaçmış, Kharon’un ücretini vererek burada toplanmışlardı.
Kendi yaşam belleyişinde anılan çekim gücünü tanımlayacak bir fikir bulamadı. Tanımlanamayan bir güç bütün başların bir araya geleceği anı kollayan bir giyotine hükmediyordu belki. Tüm bu geliş gidiş uğrayan fikirleri bir köşesi harman yeri olan aklına itiverdi. Birlikte düşünmek, sonuçları tartışmak ve konuşmak eylemlerinin sırası karışmış olmalı dedi.
Yükselip yükselip üzerimize vuran dalgalar gibi gelip duran bağırmaların, birbirini itip, dürten seslerin ortasında kendi sesine yer açacak bir rekabete girmenin anlamı yoktu. Bu işgal edilmiş alanın içinde sığınacak bir köşe, bir siper, bir direniş mevzii olmalıydı.
Şehir bugün üzerini örten gri bulutların kurşun geçirmez yelekler gibi sardığı, asfalt yolların ve kaldırımların kim bilir kaç insanın ruhunun üzerine döküldüğü izlenimini verecek başka bir ağırlıktaydı. Kakafoni tanımındaki latif tanımlamalarla kurtulacak gibi değildi. Tüm itirazların sessizliğin çağırdığı oylumlara taşınması gerekirdi.
Kendi çekim alanında başka insanların varlığını hissetti. Yalnız değildi, olmamalıydı. Vuruşan seslerin cengine katılmadan yaralarımızı saracak bir köşemiz olmalıydı. Sessizliğin görünmez dikişleri içinde saklanıp, çoğalmak için eşini arayan şiddetten korunabilmeliydik.
Başta MSCI (Morgan Stanley Capital International) olmak üzere, uluslararası endeks sağlayıcılarının sert uyarılarının sonrasında, Sermaye…
İstanbul, her sokağında ayrı bir hafıza barındıran büyüleyici bir açık hava müzesi gibidir. Ancak bu…
Önay Yılmaz’dan yeni sürükleyici bir polisiye roman: Pinokyo Kapanı - Yalan Yazarsan Ölürsün Yalan, bazen…
Okula Dönüşte Ebeveynlerin Atıştırmalık Sınavı Başlıyor Okulların açılmasıyla birlikte beslenme çantaları yeniden gündeme gelirken, çocukların…
Gastronomi dünyası uzun yıllar boyunca tabağın estetiği, teknik yetkinlikler veya ticari başarı rakamları üzerinden değerlendirildi.…
Yoğun kent temposunda bedenin esnekliğini, zarafetini ve hareket kabiliyetini korumak, modern well-being felsefesinin en rafine…