Emlak fiyatlarındaki artış barınma sorununa doğru gidiyor

Fazla söze gerek yok. Emlak piyasasındaki fiyatların akıl almaz bir biçimde artması hepimizin malumu. Kiracılar, ev sahipleri tarafından oturdukları evden çıkarılmaya çalışılıyor, 3 bin lira değeri bile olmayan evler 20 bin liraya kiraya verilmeye çalışılıyor......
Devamını oku

Üretimde yalnız olduğum günler terapi gibi

“Konfor alanından çıkıp hayallerinin peşinden gidebilmek...” Ne kadar ulaşılmaz bir fantezi gibi duruyor değil mi? Hem hayalindeki işi yapacaksın hem para kazanacaksın bu ne güzel bir rüya olmalı... Üstelik, yıllardır da bir holdingde yönetici olarak...
Devamını oku

Gönül Hanım’ın bir günü

Evlerin bütün hallerini ısrarla sıradanlaştıran, odalardaki her ayrıntıyı değişimden uzak tutmayı başarmış adımlar, gün boyu  ‘geçmişin ruhu’ denilen algıyı titizlikle denetler. Gözün gördüğü apaçık bir eserdir; her gün defalarca santim santim çekilen perdeleri ile sanki...
Devamını oku

ABD’de binlerce kişi “kürtaj hakkı” için sokakta

Dünyanın pek çok ülkesinde kürtajın yasal olarak kabul edilmesi hep sorunlu ve uzun mücadeleler sonucu hayata geçti. Özellikle dini liderlerin karşı çıkışıyla birlikte kadınların en doğal hakkı olan kürtaj ciddi şekilde cezalandırılan bir uygulama haline...
Devamını oku

Kanser taraması ile doğru zamanda teşhis

Yapılan araştırmalara göre her yıl yaklaşık 200 bin kişi kanser tanısı alıyor. Ülkemizde ise kalp ve damar hastalıkları ile birlikte kanser hayati risk oluşturan sağlık sorunlarının başında geliyor. Kanserin önlenebilir bir hastalık olduğu biliniyor. Tütün...
Devamını oku

İÇİMİZDE BİR YERLERDE MAHSUR KALAN İYİ İNSAN

ÇOK DOKUNANLAR RAFI-5

Siz de zaman zaman Candy Crush yahut benzer mantıkta tasarlanmış oyunlar oynar mısınız vakit geçirmek için? Hani bazen Candy Crush’ta bir hamle yaparsınız ve birden ekran kendi kendine patlayan şekerlerle dolar. Tek bir hamlenizle devasa bir hareket başlatırsınız ve sonra o etkileşim nihayete erene kadar yeni bir hamle yapamadan öylece izlersiniz.

İşte Can Yayınları’nın 2014’te yayınladığı ve bir süredir baskısı bulunamayan Romain Puértolas romanı “İkea Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakiri’nin Olağanüstü Yolculuğu”, tam da böyle bir kitaptı benim için. Sanki bir Candy Crush ekranını izler gibi takip ettim yaşanan hadiseleri. Bunlar ilk bakışta çok absürt, çok “hadi canım!” olaylar gibi görünse de ağır çekimde pozisyon tekrarlarını izlemeye kalksanız hepsi de mantıklı bir dizilişle oturuyor, gerçek olmaması için hiçbir neden yok çünkü. İnanıyorsunuz. Üstelik yazar sizi bunların gerçekten yaşandığına inandırmak için hiçbir özel çaba harcamadığı halde. Harcasaydı inanmazdık zaten. Yazar sadece hikâyesini anlatıyor ve bunu gerçekten keyif alarak yaptığı her kelimesinden anlaşılıyor. Okurken güldüğümde, yazarken onun da güldüğünü hissetmem bundandı belki. İçimin titrediği, gözümün dolduğu yerlerde, onun da içinin sızladığından eminim. Ve umudun içime müthiş bir coşku bıraktığı yerlerde onun da aynı coşkuyla klavyenin tuşlarına bastığına inancım tam.

Yazar aslında bireysel bir hikaye anlatmıyor

Yazarın da sık sık adını yazmaya üşenerek “Fakir” olarak andığı karakterimiz, bir görev doğrultusunda, ertesi gün ülkesine dönmek üzere Hindistan’dan kalkıp Fransa’ya geliyor ve sonra şekerler patlamaya başlıyor. Birkaç gün içinde akıl almaz tesadüflerle birkaç ülkeye girip çıkıyor, pek çok insan tanıyor, hiç görmediği insanların hayatına değiyor ve nihayetinde bu planlanmamış yolculuk onu tamamen bambaşka bir adama dönüştürüyor. Kitap kısaca böyle özetlenebilir. Ancak tüm bu hikâyeyi aktarırken yazar aslında sadece bireysel bir hikâye anlatmıyor. Günümüz dünyasından oldukça etkileyici fotoğraflar da çekiyor bize. Fakir’in yol üzerinde karşılaştığı mülteciler üzerinden zerre ajitasyona girmeden, usul usul anlatılıyor mesela milyonlarca insanın yarası. Öyle usulca anlatılıyor ki, sizi katıla katıla ağlatmak üzere anlatılacak bütün hikâyelerin toplamından daha derin bir sızı bırakıyor içinizde.

Şahsi olarak beni en çok etkileyen ve kitabı Çok Dokunanlar Rafı’na itekleyense,

Fakir’in değişmeye karar verdiği an oldu

Biz insanlar değişimden hep çok büyük şeyler bekleriz. Bir anda, çok büyük bir etkiyle gelecek, çok büyük bir farklılık getirecek bir şeydir beklentinin sözlüğünde değişim. Oysa Fakir, kısacık bir an içinde, bir insanın onun “iyi” olduğuna inandığını hissettiği o kısacık anda, çok küçük bir kırılma yaşıyor içinde. Küçücük, sarsıntısız bir an aslında. Hissedilmez değil ama sarsıntısız. Elektroşok akımı olarak tanımlıyor yazar bunu ama öyle ucuz komedilerdeki iskeleti dolaşan ve saçları uçuran bir elektrik çarpması değil. Hani elektrikli kahve makinesine yanlışlıkla metal kaşık değdirdiğiniz an duyduğunuz o elektrik çarpması gibi… Biri bir an ona inanıyor ve Fakir de, tesadüfe bakın ki o an bunu hissediyor. Bu küçücük olay, bir insanı kökten değiştirmeye yeter de artar, kitap baştan sona bunu anlatıyor aslında bize.

Vermenin hazzına dair satırlarıyla, onu içinde hissedeceği doğru bir anda karşılaşan her okurda benzer bir değişime neden olabilir bu kitap. En azından öyle geliyor bana. Belki doğru anda okuyan biri, bir insana inanacak mesela. Önyargısız bakacak ona. O insan da doğru bir anında olacak ve hissedecek bunu… Evet, işimiz biraz fazla tesadüflere kalmış gibi ama bunlar büyük bir değişim yaratmak umudu karşılığında küçük bedeller. Risksiz bir kumar. Bunun gerçekleşeceğine inanmak, hiçbir şey kaybettirmez çünkü bize.

Bazı kitapları okurken, öğretmen olsaydım keşke derim ben

O kitabı öğrencilerime okutmak isterdim. Öyle sınavda soracağım filan da demezdim, stresle değil, keyifle okusunlar. “Bundan size not filan vermeyeceğim. Ama sizlerle tartışmayı çok istiyorum. Okuyun da bir ders, yetmezse iki ders bunu tartışalım, dersi kaynatalım,” demek istediğim kitaplar… “Bir İkea Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakirinin Olağanüstü Yolculuğu” da o kitaplardan biri. Ne yazık ki epeydir yeni baskısı yok kitabın. Umarım Can Yayınları yeniden programına alır da daha çok kişiye dokunabilir.

Elif Nihan Akbaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
error: