Beni Sayın Ahmet Necdet Sezer’e götür

Son yıllarda en büyük hayalimdi Sayın Ahmet Necdet Sezer’le görüşmek. Kendisinin sosyal medyada görülmekten çok hoşlanmadığını bilerek, sadece mutluluğumu paylaşmak ve ona olan hayranlığımı bir kez daha belirtmek amacıyla yazıyorum. Onun Cumhurbaşkanı olduğu dönemde Silifke...
Devamını oku

Eylül ve Buca Cezaevi’nde zaman

Eylülden Sonra Buca Hapishanesinin önü akan zaman, arkası yokuş, uzağında bir dağ. İçinde çırpınan bedenleri yaşamdan çekip koparan koca bir ağ. Terli, tuzlu, tutsak bedenleri ile geride bıraktık onları, Gemiler ve koşular dolusu yitirdik birbirimizi,...
Devamını oku

Artois Cadde’nin müdavimi olacaksınız

Kadıköy Caddebostan'da açılan yepyeni bir mekan'daydım geçen hafta. Artois Cadde'nin girişimcisi Şeyma Yıldız, ünlü şef Hazer Amani ve yakın dostlarımızla birlikte upuzun bir sohbet eşliğinde oturduk. Hazer Amani'nin müthiş lezzetlerini tadarken bir yandan da mekanı...
Devamını oku

Marcel Proust’u anlatan gece

Bu haftaki yazımda sizlere  23 Kasım Çarşamba günü, Galatasaray ‘daki Fransız Sarayı içinde yer alan Albert Gabriel salonunda yapılan anlamlı bir etkinlikten bahsedeceğim. Etkinliği düzenleyen kurum, Yönetim Kurulunda benim de yer aldığım “Association  Culturelle Turquie-France”  yani...
Devamını oku

Koşmak piyano çalmak gibi değil

Koşmak deyince aklınızda ne kadar bir mesafe beliriyor? 5 km mi? 10 mu? 20 mi? Uzun mesafe koşusu desem aklınıza ne gelir? Yarı maraton mesafesi olan 21 km mi, maraton mesafesi olan 42 km mi?...
Devamını oku

Sanal alkış sizi hiçbir yere getirmez, sanat dokunmak ve gerçeklik ister

Nedir, sanat dediğimiz şey? Buna net ve kolay bir cevap vermek pek de mümkün değil. Bu yüzden sanatçılar ve filozoflar sanat kavramını, oluşturdukları kuramlarla biraz olsun açıklamaya çalışmışlardır. Bu kuramlar, sanatın nasıl bir etkinlik olduğunu belirli bir yönüyle ortaya koyar.

Kimine göre sanatın en önemli işlevi gerçeği yansıtmakken, kimisine göre de insanlar arası duygu aktarımını sağlamak öne çıkar. Sanat her ne kadar bu tanımları içerisinde barındırıyor olsa da tanımlar tarafından kapsanmıyor oluşu, bu kuramların sanatı anlatmakta yetersiz kılıyor.

Sanat, tanımlanması olduğu kadar, icra etmesi de zor bir alan

Sanatçıların; yaratıcılık, estetik algı, kültür, ekonomi, çevre gibi bir sürü faktörü kendi içinde harmanlayıp bu toplamdan ruhunda oluşan çıkarımı sunduğu bir çıkarım. Bu faktörler, özellikle de bu işe yeni başlayan ve ne yapacağını, kendisini nasıl göstereceğini bilemeyen sanatçılar için çok daha etkili. İşte böyle zamanlarda onlara destek olacak, yol gösterecek, kendi yeteneklerini fark etmelerine destek sağlayacak güçlü sanat severler gerekiyor.

Ovooart Galeri’nin kurucusu Hakan Körpi de işte o isimlerden biri. 16 Haziran tarihinde başlayacak Ovooarthttp://www.ovooart.com Soyut Seçki sergisi öncesinde Hakan Körpi ile kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.

Bize kendinizi tanıtır mısınız?

Kendi özel hayatımda farklı iş kollarında devam eden serüvenim 15 yıl önce sanatla kesişti. Bundan önce de bir sanat severdim, sanattan keyif alıyordum ama bir dostum, daha doğrusu bir büyüğüm sayesinde bu işe adım attım. Onunla birlikte ortak projeler üretmeye başladık ve o projelerle birlikte daha da sanatın içinde olmaya başladım. Önce uluslararası sempozyumlar ve sanat buluşmaları yaptık sonra sergiler, gençlere destekler derken serüvenimiz buralara kadar geldi.

Özel desteğe ihtiyacı olan çocuklara destek vermek beni mutlu ediyor

Sanat severliği bir işe dönüştürmeye nasıl karar verdiniz?

Bu bir karar değil esasında, hayatın akışı bu işe götürüyor. Ben artık bir galerici olacağım, bir sanat sever olacağım veya bir koleksiyoner olacağım diye hiç kimse bir yola çıkmıyor. Bu tamamen sanatı sevmekle, sanatın içinde olmakla ilgili. Özellikle de sanatın içinde özel desteğe ihtiyacı olan çocuklarla yaptığımız sanatsal projeler beni çok tatmin ediyor ve hayata olan bakışımı değiştiriyor.

Onların sanatla iyileştiğini gördükçe, daha bir keyif alıp mutlu oluyorum ve daha bir sıkı sarılıyorum bu işe ama şunu da hatırlatmak lazım ki Türkiye’de şöyle acı bir tablo var, Güzel Sanatlar Fakültesi bugün bütün illerimizde var fakat mezun olan arkadaşlarımızın yüzde 80’i hayatlarına sanatla devam etmiyor, edemiyorlar daha doğrusu çünkü bu alanda bir yerlere gelip bir şeyler başarabilmeniz için çok ama çok çalışmak zorundasınız. Eğer yeterince çalışmazsanız, tutunmak çok zor.

Genç sanatçılarımız çabuk yoruluyor

Gençlere destek oluyorsunuz ve imkanlar sağlıyorsunuz. Gençlerin sanat dünyasına girerken yaşadıkları zorluklar nelerdir?

Genç sanatçı arkadaşlarımızın Türkiye’de eğer bir çevresi, mücadele verecek yolları yoksa çok çabuk yoruluyorlar. Eserlerini sergileme imkanı bulamıyorlar, kendilerini tanıtma imkanı bulamıyorlar biz de onların önlerini, ufuklarını açmak istiyoruz. Bugün İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerden dışarı çıktığınızda tahmin ediyorum ki 81 ilimizin 60-70 tanesinde galeri bile yok ne yazık ki. Belediyelerin veya devletin kültür sanat köşeleri, kültür evleri var fakat onlar da sınırlı.

Ülkemin her bir karış toprağında çok yetenekli gençler var, bunları keşfetmek, onları sanatla buluşturmak, onlara umut olmak çok keyifli ve güzel. Günümüzde gençlerimizin büyük bir kısmı adeta cep telefonlarıyla evlenmiş gibiler. Onlarla yatıp, onlarla kalkıyorlar. Bu onların kendi özgün hayatlarını kısıtlıyor. Uyanık oldukları zamanın büyük bir kısmını sosyal medyada harcıyorlar halbuki o geçirdikleri vaktin bir kısmını sanatlarına ayırsalar kendilerini çok daha iyi yerlere getirebilecekler. Orada, peşinden koştukları ‘like’ butonunun kendilerini bir yerlere geleceklerini düşünüyorlar fakat oradaki suni alkış sizi hiçbir yere getirmez.

Sanat dokunmak ister, gerçeklik ister. Burada gördüğünüz, hissettiğiniz dokuyu sanal alemde göremezsiniz. Dijital sanat ayrı bir şey ama resim, heykel, mozaik, seramik bunlar sanal alemde sizi bir yere getiremez.

Şimdi dünyayı keşfetmek çok kolay

Gençleri bu alanda desteklerken nasıl yönlendiriyorsunuz? Nelere dikkat etmelerini sağlıyorsunuz?

Gençlere dediğim şey şu; genç sergi açacak, genç karma sergilere girecek, genç fuarlara girecek, genç kendini tanıtacak ki dikkat çeksin. Ondan sonra bu koleksiyonerlerin veya sanat severlerin evlerine bu eserler girdikçe o tarzdan hoşlanan insanlar da o eserleri almaya başlayacak, eserler satıldıkça da değeri artacak ve aranan bir sanatçı olmaya başlayacak. Eğer ki kendi özgün ifadesini yansıtıyor, bir başka sanatçının birebir taklidini yapmıyorsa.

Eskiden, bu internet çağı başlamadan önce dünyadan bir haberlerdi. Şimdi bir düğmeye bastığınız zaman dünyanın öbür ucundaki adamın çizdiği resmi görebiliyorsunuz. Aslında kendilerini çok rahat geliştirebilirler ama hep taklit ediyorlar. Bilgisayardan çıktı alıp ona bakarak resim yapmakla resim kalitenizi artırırsınız. Fırça kullanımınız gelişir, boya akışlarınız değişir ama kendi kendinizin bir imzası olması lazım. Yani resme baktığınız zaman imzasına bakmadan “Bu Hakan’ın resmi” diyebilmelisiniz.

İmza arıyorsanız daha marka olamamışsınız demektir

Elbette hepsi çok değerli ve yetenekli sanatçılar ama istiyorlar ki bir günde marka değerim yükselsin, bir günde hemen yüksek meblağlara eserlerimi satayım. Beş tanesini bin liraya satacağıma bir tane bekleyeyim on bin liraya satayım öyle bir dünya yok. Çok çalışacaklar ki istediklerini elde edebilsinler. Şuna da dikkat çekmek istiyorum ki, lütfen hiçbir sanatçıdan hediye resim istemeyin. Bu, ‘yap bir tane de evime asayım’ diyebileceğiniz bir şey değil. Onun bir bedeli var, en başta bir emek. Boya alın, tuval alın, fırça alın o genç arkadaşa ama lütfen böyle bir istekte bulunmayın sanatçı gençlerime.

Pandemi süreci sanat dünyasını nasıl etkiledi?

Pandemi olsa da olmasa da sanat her zaman sıkıntılı çünkü sanat bir zevk ve ekonomi işi fakat şunu çok net algılamak lazım, bin liraya da bir sanat eseri alabiliyorsunuz bir milyona da. Eğer bunu seviyorsanız, bin lirayla başlarsınız ekonomik gücünüzün yettiği yere kadar, yani bu bir kültür meselesi esasında. Bir milyon liraya ev alıyorsunuz, perdenize 100 bin lira, salonunuza 100 bin lira harcıyorsunuz ama duvarınıza 300 liralık baskı resim asıyorsunuz. Bu alışkanlık yavaş yavaş değişiyor tabii ama zor.

Bu, (sanat) bir emek, bir çalışma, bir gayret. Dediğim gibi sanatın bir maliyeti yoktur. Bir bardağın, bir kıyafetin maliyeti vardır ama sanatın bir maliyeti olmaz. Sanat tamamen özgün, içten gelen, sanatçının kendi iç dünyasını yansıtan ve sizin de onu seyrederken zevk aldığınız bir unsurdur bence.

Peki yakın zamanda yapmayı planladığınız etkinlikler nelerdir?

Gençlere desteğimiz sürekli devam ediyor. İki tane çok önemli karma sergimiz var. Art Contact’tan yeni çıktık, çok başarılı ve güzel bir fuardı. Onun hemen devamında Art Ankara var. O da Anadolu’yu komple kucaklayan çok başarılı bir fuar oraya hazırlanacağız. Sonra da Contamporary İstanbul var. Bu fuarları bir hoca, bir orta kuşak, bir genç kuşak şeklinde dönüşümlü sergiler açarak sürdürmeye çalışacağız.

Koleksiyonerler hakkında neler söylersiniz bize?

Evet, söyleyeceklerimi koleksiyonerlerin dikkate almasını rica ediyorum. Koleksiyoner demek, çok resim alıp o resimleri depolara koymak demek değildir. Ben buna karşıyım. Böyle tanıdığım çok dostum var. Alıyorlar, ciddi bir sanat yatırımı yapıyorlar fakat depolarda. Zaman zaman çıkartıp değiştiriyorlar. Ben arzu ederim ki o bütün onları herkesle paylaşsınlar. Depoya koyacakları resmi satın almasınlar asacakları resmi satın alsınlar. Resimler duvarları süslemeli, duvarlarda yaşamalı ve herkes o resimlerden o hazzı o keyfi almalı onları seyrederken.

Ben dünyadaki barışı, sevgiyi ve aşkı yalnızca sanatın düzeltebileceğine inanan biriyim. Bir müziği dinlerken ya da bir resmi seyrederken, o eserin sanatçısı tanımadığınız bir ülkeden, tanımadığınız bir sanatçı ama sizinle bir bağ kuruyor. Sanat; insanları birbirine kaynaştıran, barışçıl yollarla ilerlemelerini sağlayan birleştirici güç. Hepimiz bu dünyaya kalıcı bir şeyler bırakmalıyız bu da eserlerimizden başka bir şey olmamalı.

Defne Saka

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
error: