Beni Sayın Ahmet Necdet Sezer’e götür

Son yıllarda en büyük hayalimdi Sayın Ahmet Necdet Sezer’le görüşmek. Kendisinin sosyal medyada görülmekten çok hoşlanmadığını bilerek, sadece mutluluğumu paylaşmak ve ona olan hayranlığımı bir kez daha belirtmek amacıyla yazıyorum. Onun Cumhurbaşkanı olduğu dönemde Silifke...
Devamını oku

Eylül ve Buca Cezaevi’nde zaman

Eylülden Sonra Buca Hapishanesinin önü akan zaman, arkası yokuş, uzağında bir dağ. İçinde çırpınan bedenleri yaşamdan çekip koparan koca bir ağ. Terli, tuzlu, tutsak bedenleri ile geride bıraktık onları, Gemiler ve koşular dolusu yitirdik birbirimizi,...
Devamını oku

Artois Cadde’nin müdavimi olacaksınız

Kadıköy Caddebostan'da açılan yepyeni bir mekan'daydım geçen hafta. Artois Cadde'nin girişimcisi Şeyma Yıldız, ünlü şef Hazer Amani ve yakın dostlarımızla birlikte upuzun bir sohbet eşliğinde oturduk. Hazer Amani'nin müthiş lezzetlerini tadarken bir yandan da mekanı...
Devamını oku

Marcel Proust’u anlatan gece

Bu haftaki yazımda sizlere  23 Kasım Çarşamba günü, Galatasaray ‘daki Fransız Sarayı içinde yer alan Albert Gabriel salonunda yapılan anlamlı bir etkinlikten bahsedeceğim. Etkinliği düzenleyen kurum, Yönetim Kurulunda benim de yer aldığım “Association  Culturelle Turquie-France”  yani...
Devamını oku

Koşmak piyano çalmak gibi değil

Koşmak deyince aklınızda ne kadar bir mesafe beliriyor? 5 km mi? 10 mu? 20 mi? Uzun mesafe koşusu desem aklınıza ne gelir? Yarı maraton mesafesi olan 21 km mi, maraton mesafesi olan 42 km mi?...
Devamını oku

Ayşe Kulin: Deniz manzaralı bir evde doğmak isterdim

1941 yılında doğduğu günden beri Şişlili bir isim Ayşe Kulin. Nişantaşı’ndan, 19 Mayıs Caddesi’ne uzanan yaşam öyküsüne onlarca roman, köşe yazarlığı, gazetecilik sığdırmış. Şişli gibi bir kozmopolit semtte oturuyor olmaktan çok mutlu. “Elbette bu semtte yaşarken kendimi bir dünya insanı olarak hissediyorum. Son yıllarda Orta Doğudan ve Afrika’dan çok göç aldık. Gönül isterdi ki yerli Rumları ve İkinci Dünya Savaşı sırasında bize kazandırılan Alman asıllı Yahudi bilim adamlarını da kaybetmemiş olalım” diyor.

Kaç yıldır Şişli’de yaşıyorsunuz?

Hayatım boyunca!! 1941 Eylülünde Şişli’ye bağlı Nişantaşı’nda Narmanlı apartmanında doğdum. Tam elli yıl Narmanlı’nın üçüncü kat, iki numaralı dairesi bizim evimizdi. 1991 yılında Valikonağı üzerinde bir apartmana taşındım, on yılım da orada geçti. Arada Ulus semtine bir on yıllık kaçamağım var. Son on yıldır da Şişli’nin göbeğinde, 19 Mayıs caddesinde oturuyorum. Kısacası doğma, büyüme ve öyle görünüyor ki ölme, Nişantaşı-Şişlili olacağım.

Kaderime Narmanlı’da doğmak düştü

Boğazın iki yakasından birinde, deniz manzaralı bir evde doğmayı tercih ederdim ama benim kaderime Narmanlı’da doğmak düştü. Ben de şehrin hem alt hem de sosyal yapısının gelişmiş olduğu bu semtin sinema ve tiyatrolarından, kültürel olanaklarından istifade ederek yaşadım. Ama Şişli bana neyi hatırlatıyor derseniz, Cemil ve Ekrem Rey kardeşlerin, Lüks Hayat operetindeki Şişli’de bir apartman yoksa eğer halin yaman diye ünlenen şarkısını çağrıştırıyor.

Kozmopolit bir semtte yaşıyorsunuz bu size nasıl bir duygu veriyor?

İstanbul tarihi, birikimi ve insan mozaiği itibariyle, dünyanın en önemli şehirlerinden biri, elbette bu semtte yaşarken kendimi bir dünya insanı olarak hissediyorum. Son yıllarda Orta Doğudan ve Afrika’dan çok göç aldık. Gönül isterdi ki yerli Rumları ve İkinci Dünya Savaşı sırasında bize kazandırılan Alman asıllı Yahudi bilim adamlarını da kaybetmemiş olalım.

Tutsak Güneş en yaramaz çocuğum

Gazetecilik, senaryo yazarlığı derken, Türkiye’nin en önemli yazarlarından biri oldunuz. En sevdiğiniz kitabınız hangisi?

Bir anneye en çok hangi çocuğunu sevdiğini sormak gibi bir şey bu. Güneşe Dön Yüzünü ve Foto Sabah Resimleri ilk gözümün ağrıları, Tutsak Güneş en yaramaz çocuğum, Köprü, Füreya, Kardelenler ve Türkan vatana en yararı olan evlatlar; son kitabım tekne kazıntısı Her Yerde Kan Var ise, gözümün bebeği. Bir de yurt dışında beş yüz bin baskının üzerinde satarak, 27 dile çevrilerek ve ayrıca yurt dışından iki ayrı ödül getirerek beni enternasyonal bir yazara dönüştüren Nefes Nefese var ki, hakkını yememeliyim.

Ailem ve bitirdiğim lise beni yazarlığa hazırladı

“Sadece kalemle yapabileceğim işler düşündüm” diyorsunuz bir röportajda sizi yazmaya götüren süreçten biraz bahseder misiniz?

Sanıyorum ki içine doğduğum ailenin ve bitirdiğim lisenin benim yazar olmamda önemi büyük. Ben doğduğumda anneannemin babası ve annesi hayattaydılar. Dedem bir Osmanlı elitiydi, üç kızı da en az iki müzik aleti çalardı, evinde piyano, keman ve ut vardı. Haftanın bir kaç günü dedemle el ele Narmanlı’dan Ahmet Reşit Rey’in  Nişantaşı’ndaki konağına yürürdük. Cemal ve Ekrem Reşit Reylerin babası olan Ahmet Reşit Bey, dedemin kader arkadaşıydı ve şairdi. Onlar birbirlerine saatlerce şiir okurlarken ben bir kenarda oynardım ve kulaklarıma sözlerini anlamadığım bir şarkı gibi Divan şiirin müziği dolar, beynimin içinde yer ederdi. Yine de ben her yeteneğin insanın harcına yaradılış anında baharat gibi eklendiğine inananlardanım. Dede ve baba evlerimde şiirle, müzikle büyüdüm ama onca derse rağmen bir türlü anneannemin piyanosunu veya udunu çalamadım; içimden sadece yazma dürtüsü geldi ve yazmaya içinde Osmanlı ve Cumhuriyetçi iki erkeği barındıran ailemi anlatmakla başladım.

Yazdıklarımı yayınlayacak yayıncıyı çok geç buldum 

İçine doğduğunuz çevre çok rahat her şeye ulaşabileceğiniz bir ortam sağlayacakken sizin roman yazmanız geç oldu deniyor. Bunun nedeni neydi?

Tek bir nedeni var, yazdıklarımı basacak bir yayıncıyı bir türlü bulamamam. Ne zaman ki basılmamış öykülerimle Haldun Taner ve ertesi yıl Sait Faik öykü ödüllerini kazandım ve ayrıca telif ödemeksizin sadece bir kerelik ödeme karşılığı bana ısmarlanmış olan Münir Nurettin Selçuk’un hayat hikayesi piyasaya çıktı, Remzi Kitabevinden Aylin romanımı yayınlama sözü aldım. Kitabı bitirdim, basıldı ve hiç beklenmedik bir şey oldu, Aylin bir yıl boyunca liste başı kaldı. Bu kitabın ünü benim yazar olarak kendime edebiyat dünyasında kalıcı yer edinmemin, çok satışı ise kalıcı itibar kaybımın nedenidir.  

Yazarlığım beni titiz bir araştırmacı olmaya itti

Osmanlı bir dedeyle Cumhuriyetin barajlarını, köprülerini, yollarını inşa etmek için çoğu kez Anadolu’da ve çok özlenen bir babanın arasında, siyasi çelişkileri çözmek  bana düşmüştü. Dedemin ve babamın kitap dolu evlerinde tarih okumaya zaten çok küçük yaşta başlamıştım. Sevdalinka ile Balkanların tarihini, Füreya, Veda ve Her Yerde Kan Var ile Osmanlının çöküş yıllarını, Umut, Nefes Nefese ve Hayat ile İkinci Dünya Savaşı günlerini, Köprü ve Bir Gün ile Cumhuriyet yıllarını didil didik ettim. Handan ise bizzat yaşadığım Gezi olayının romanıdır. 

Pek çok yazar sizin kadar kısa sürede böyle çok fazla roman yazamaz, sizin biriktirdikleriniz mi bunu sağladı?

Okuldan sınıf ve dönem arkadaşlarım Tomris Uyar, Pınar Kür, Nazlı Eray ve ergen çağın yazarı İpek Ongun yazarlıklarını yirmili yaşlarında kanıtlamışlarken, kısmet bu ya, ben nedense yirmi beş yıl yayıncı peşinde koştum. Yazarlığım kanıtladığında, ömrümün yarısına yakını geçmişti. Söyleyecek çok şeyim varken, kalan zamanımı iyi kullanmaktan, hiç durmadan yazmaktan başka ne yapabilirdim ki?

Ayşe Kulin için aşk nasıl tarif edilebilir?

Aşk hayatın olmazsa olmazı, asla gönülde kalmazı’dır.

Yeni çalışmanızdan söz eder misiniz?

 Yeni çalışmalarım yok çünkü en tehlikeli sansür oto sansürdür.

Füsun SAKA
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
error: