İnsan değişimden korkmamalı

İnsanoğlu, evliliği ve ilişkilerdeki formaliteyi icat ettiğinden beri bunun korunması konusunda da büyük çaba sarf ediyor. Ancak günümüzde artık duygusal ilişkiler en doğal haline doğru ilerlemeye başladı. Aile ve Evlilik Terapileri Derneği Başkanı Psikiyatr Murat Dokur, evliliklerin ve ilişkilerin doğallığına oturmaya başladığı iddiasında bulunuyor. “Bu nasıl mümkün oldu?” sorumuzun cevabını ise şöyle veriyor. “Medya sayesinde aslında, yaşamda ve eğitim konusunda cinsler arasındaki farklılıklar giderek azalmaya başladı. Çok aza inmiş durumda hatta. Ve insanlar ne olup bittiği hakkında çok konuşmasalar bile, bu konuda bilgiye sahip durumdalar.

Bilgi arttıkça da kişilerin daha konservatif, örtünmüş olmaları mümkün olamıyor zaten. En muhafazakar duruşlar bile çok şeffaflaştı. Kişiler eşinin neyi neden yaptığını çok iyi biliyor. Çocuklar, anne ve babalarının ne yaptığını, anne ve babalarının tahmin ettiğinden çok daha fazla biliyor. Böyle bir farkına varılmayan şeffaflıkla örülü ilişkiler.”

Artık öyleymiş gibi olmak yok!

İkili ilişkilerde çok yaygın olan yanlış anlaşılmalara neden olacak söylemler de yerini doğal istek ve beklentilere bırakmış durumda. Örneğin, daha önceleri eşler, birbirleriyle ilgili sorunlarını, çözmek için üzeri kapalı imalarda bulunurken artık bu imalar anlamını tamamen yitirdi. Yani artık, evlilikle ilgili sıkıntılarını uzmanlarla paylaşan çiftlerin en büyük problemlerinden biri olan; mesela eşiyle ilgili sıkıntısını geri plana itip, bu sorunlarını çocuğunun problemi üzerinden yakınarak sürdüren eşler tarihe karışacak gibi görünüyor. Dokur, bu dönemin sessiz idrak dönemi olduğuna inanıyor.

Dokur’un izlenimlerine göre; şimdi, söyledikleri şeylerin ne anlama geldiğini biliyor insanlar. Bu anlamda bakıldığında hiç birşey yapaylaşmıyor, tam aksine çok daha doğala yakın seyrediyor. Artık farklı söylemler çarpıtmalar yok. Bu tür davranışların kaynağı hemen anlaşılıyor zaten. Dokur, “Bu sessiz idrak dönemi 15-20 yıldır takip ettiğimiz vakalarda çok net izleniyor.

Özellikle son dönem takip edilen vakalarda, kuşak çatışması gibi şeyler de anlamsızlaştı. ‘Konuşmak şart değil’ ifadesi ise daha bir anlam kazandı. 70’li yıllarda, ilişkilerin ancak konuşularak iyileştirilebileceği savı da anlamını yitirdi. Artık insanlar idrak ediyorlar ve konuşmaları da şart değil. Sessiz bir iletişimin doğala uygun yaşandığını görüyoruz. Bir zamanlar, ‘ilişki hakkında konuşmak kimi zaman ilişkinin yerini alabilir, ilişki dokusunu azaltabilir’ deniliyordu. Bunu savunanlar haklıymış. İlişki hakkında konuşarak kurulan ilişki, sözde ilişki ve sözde samimiyet olarak kabul ediliyor artık. Ve konuşmak gerçekten de şart değil. Biz bu durumu çok net olarak izliyoruz.

Empati bir dönem için çok önemli bir söylemdi

Empati tanımı da fonksiyonunu yitirmeye başladı. Geçtiğimiz 20-30 yılın yükselen bir değeriydi. Şimdi ona gerek kalmadı. Günümüzde insanların ilişki içinde, ‘bir şey yapmaları gerektiği’ yerine ‘olmaları gerektiği gibi olmaları’ söz konusu. Daha doğal, kendiliğinden, kendileri olarak o ilişkinin içinde olmalarının çok daha büyük değeri var. İnsanın, bir diğer insanın yerine kendini koyma çabası yerine kendisi olması işi kolaylaştırıyor” diyor.
Peki ama ilişkilerde böyle bir doğallaşma süreci varsa, zaten sorunlar da bu doğallık içinde çözülmez mi ve bu durumda uzmanlara ne gerek kalır sorumuzun cevabı da pek uzun değil. Dokur bu konuda şunları söylüyor bize.

“Böyle bir söylemde uzmanlar nerede işe yarar?

Bu doğallık içinde takılma olursa, uzmanlar ancak o zaman devreye girebilir. Takılmalar tabii ki olabilir çünkü eşlerden birinin yetişmesinden kaynaklanan gelenekselliği, ilişkilerin bu yeni eğilim ve değişimine uymayabilir. O zaman da uzmanlara ihtiyaç oluyor. Bir ilişkide diyelim ki, adam kadının bakış ve duruşuna kızgınlık duydu. Duygunun ifadesi kırılmayla, kızgınlıkla çıkabiliyor ortaya. Bunun üzerine çatışmalar oluyor, hatta yıllarca sürüyor. Bize gelindiğinde, çatışmada adamın babasının bir bakışı, baş edemediği duruşu olduğu ve aynı etkileri karısında gördüğü ortaya çıkıyor. Dolayısıyla aralarında sorun yaşanıyor. Bunu çözemiyorlar mesela. Biz uzman olarak bunları takip ediyoruz.”

İlişkilerdeki doğallık evlilikle bağdaşıyor mu?

Aile ve Evlilik Terapileri Derneği’nin izlenimleri çok ciddi bir değişimi ortaya koyuyor. Buna göre; Evlilik eski kurum ağırlığını, “ya boyun eğeceksin ya acı çekeceksin” diyen üst yapı özelliğini yitirdi. Bu, devam edecek gibi görünmekle birlikte evlilik kurumunun devreden kalkacağı anlamına da gelmiyor. Evlilik kısa bir süre sonra, birçok yasal ve sosyal düzenlemelere hizmet edebilecek ancak kişilerin duruş oluş ve ilişkilerini belirleme işlevini kaybedecek. Bu durum, evliliğin tanımını değil ama işlevini değiştirecek. Kurum olmaktan çıkacak.

Dernek Başkanı Psikiyatr Dr. Dokur’a göre, evliliğin kurum ağırlığının, kişileri zora soktuğu yer, ilişkiyi bir kurallar zincirine döndürmesi olarak açıklanabilir. Ancak bu kurallar zincirinden aslında rahatsız oluyor insanlar. İlişkilerin, evlilik oluşumunun değişimi ile kişiler düşüncelerini daha rahat ifade eder hale gelince, sorunlar kendi kendine çözülecek ama nerede problem çıkar denildiğinde; bu kuşak geçişlerinde, kişilerden biri daha geriden geliyorsa, bu açıklığa ve değişime direnç gösteriyorsa, diğer kişinin seyrinin belirlenmesinde zorlayıcı olup, sıkıntı yaratıyorsa tabii ki problem çıkıyor.

Dokur, “Mesela bize gelen danışanlar, ‘insanın karısı böyle yapar mı?’ diye konuşuyor. ‘Evlilik böyle yürür mü?’ diyorlar bir de ama bu evliliğin sonunun cümlesi. Evliliğin bittiği yerde bir şey başlamaz artık. Kimse mutsuz olan bir şeyi sürdürmek istemez, insan sevdiğinin de mutsuzluğu sürdürmesini istemez. Bu nedenle şimdi artık bitişlerde daha fazla. Ve burada boşanmalar bir dejenerasyon değil, evlilik bir durumsa, boşanma da bir durumdur. Evlilikler ne kadar doğal olursa o kadar devam edecek…”diyor.

Hızla doğala dönüş var

Psikiyatr. Dr. Cem İncesu’da bu görüşe katıldığını ve son 10-15 yıldır bu eğilimin giderek arttığını belirtiyor. İncesu, “Toplumsal düzeyde ciddi değişim var Türkiye’de. Bunun getirdiği gelişim ise ilişkiler yansıyor. Evlilik ve ikili ilişkilerde, toplumsal değer yargılarında hızlı bir değişim görüyoruz. Bir takım yakın çevre ve ailelerin beklentileri doğrultusunda yürümüyor artık ilişkiler. Sokağa çıktığınızda türbanlı ve muhafazakar bayanı da, mini etekli bayanı da sevgilisiyle kol kola görebiliyorsunuz. Bu yönüyle çok daha doğal, kalıplardan sıyrılmış durumda her şey” diyor.

 

Paylaş

Son Yazılanlar

Bulutlardan Kalan

Benzetmeler, bezemelerle dolup, rotasına aldırışsız hale geliverdiğini gördüğüm kayığımdan, dalgalı bir denizde yanaşmaya niyetlendiğim kıyıya atacağım halatı tutacak, bu yolculuğa son verecek birini arıyordum. Yine

Michelin’de ulusal seçkiye hazır mıyız!

Bu yazı, ne ölçüsüz övgü ne de kolaycı bir eleştiri için. Esas mesele, Michelin Rehberi’nin yarattığı etkileri soğukkanlı bir bakışla değerlendirmek ve doğru soruları sormak.

Şehrin Kalbinde Hatıra Sofrası

İstanbul’un meyhane kültürü, şehrin belleğinde derin izler bırakmış bir yaşam biçimi. Yüzyıllar boyunca dostlukların pekiştiği, edebiyat ve sanat sohbetlerinin yapıldığı, bazen neşenin bazen hüznün paylaşıldığı

Aynayı önce kendimize çevirelim

Doğanın dengesini bozanın köpekler olmadığını hepimiz biliyoruz! Sokaklarda yaşamaya çalışan ve yüzlerce yıldır bizimle birlikte; mahallemizde, okulumuzda ya da kapımızın önünde bizi kollayan, depremlerde kurtarma

Gastronomi Artık Bir Kültür Hareketi

Son yıllarda gastronomi, yalnızca lezzetlerin yarıştığı bir alan olmaktan çıktı. Artık şefler, işletmeler, değerlendirme sistemleri ve festivaller yemek üzerinden toplumsal bir dil kuruyor. Bu dil;

Sinop’ta tarih ve lezzet yolculuğu

GELENEKTEN GÜNÜMÜZE BİR TARİH VE LEZZET YOLCULUĞU Her sene olduğu gibi, Palamutların bolluk döneminde bu sene yine Lakerda Festivali için Sinop’taydık. Kentin zengin balıkçılık kültürünü,

Doğayla Uyumlu Bir Lezzet Anlatısı

İtalya mutfağı, yalnızca lezzet değil; kimlik, kültür ve hafızanın birleşimidir. Her bölge, kendi ürününü ve anlatısını sofraya taşır. Bu çeşitlilik içinde Parma mutfağı, sadeliği zarafetle

Kayıp Bağlantı: Okulda, İşte ve Umutta

Bir zamanlar gençlerin hayalleri, ellerini uzatsalar tutacak kadar yakındı. Şimdi, o hayaller uzaklaştı. Türkiye’de 18–24 yaş arasındaki her 100 gençten 31’i artık ne okulda ne

Hayatınıza böyle girsem ne yapabilirsiniz?

Evet, bizim hep bir hikayemiz vardır. Tıpkı bu ilan gibi gireriz hayatlara. Bir bakarsınız, bir kediniz olur. Hiç ummadığınız yerde, hiç ummadığınız zamanda. Geçmişimizle geliriz,