İtaat etme, şikayet et!

Bir gün bir dost masasında, eşim ve ben tatlı sert tartışıyorduk, bunu gören bir dostumuz eşime, “İtaat et, rahat et” demişti... Ve tabi ki bu kadim söz, ilk kez duyan beni benden almıştı. Evet itaat...
Devamını oku

“Yüzleşme” kurumsal bir hafıza yoklaması

Yüzleşmek… Bu hayattaki en büyük, en zor bir o kadar da ayakları yere en sağlam basan kelime… Kolay telaffuz edilse de, iş uygulamaya geldiğinde insanı en büyük düşmanı olan kendi ile karşı karşıya getiren, hayat...
Devamını oku

Çağır arkadaşlarını, yazacağım işte

Kıskandım mı? Evet, hem de nasıl. Ben burada göbeğimi büyütürken, Japonya’da bir kedi kitap yazmış. Hem de öyle böyle değil. “Ben bir kediyim” isimli bir kitap. 576 sayfa. Kitap ne mi anlatıyor? Sevilmeyen, istenmeyen bir...
Devamını oku

İçimdeki hislerin en ham halini müzikle anlatıyorum

24 yıllık gazeteci Erdal Kaplanseren, pandemi döneminde hayatının rotasını müziğe çevirdi. “Kendimi yazarak, konuşarak ifade ediyorum ama içimdeki hislerin en ham halini müzikle anlatıyorum” diyen gazeteci ile müziğini konuştuk... “İstanbul” adını verdiğin bir albüm çıkardın....
Devamını oku

Kemik sağlığı nasıl korunur ve güçlendirilir?

Diyetisyenseniz danışanınızın sizin için en önemli bilgilerinden biri de boy bilgisi oluyor. Çünkü oranlama ve yüzdesel hesaplama yaparken boy faktörü önemli bir dilimi oluşturuyor.  Anamnez sırasında geçen diyaloglar arasında en sempatik cümlelerden biri de 20’li...
Devamını oku

Dağ Gorilleriyle Randevu

Büyük Yarık Vadisi üzerine kaleme almış olduğum bir önceki yazımda, Uganda, Kongo ve Ruanda’nın kesiştiği noktada yer alan, Virunga Volkanik Sıradağları’ndan ve bu bölgeye özgü endemik dağ gorillerinden kısaca bahsetmiştim. Afrika’da beni en çok etkileyen...
Devamını oku

SAĞLIK SİSTEMİMİZ NE KADAR SAĞLIKLI ?

2003’ten itibaren uygulamaya sokulan “Sağlıkta Dönüşüm Programı” (SDP)  önemli bir model haline gelmiştir. Sağlık hizmetleri Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) eliyle desteklenen projeler ve yardımlarla dönüşüme uğramış durumdadır.

Sağlığın temel bir yaşam hakkı olmaktan çıkarıldığı bu süreç sonunda “sağlığın finansmanı” temel hedef alınmış, özelleştirme politikaları ile bu yük hizmet alıcının sırtına bindirilmiştir. Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin Dünya Bankası direktifleri doğrultusunda biçimlendirildiği bilinmektedir.Bu konu; Dünya Bankası tarafından   2002’de yayınlanan “Türkiye: Yaygınlığı ve Verimliliği İyileştirmek Amacıyla Sağlık Sektöründe Yapılan Reformlar” adlı raporda yer almakta.

 Türkiye’de sağlık mevzuatı dağınıktır. Bugün Anayasamız dışında Sağlık Mevzuatını içeren  50 den fazla kanun ve kanun hükmünde kararname, 100 den fazla yönetmelik, 50 den fazla yönerge, 100 den fazla genelge–tüzük-tebliğ mevcut. Sağlık hizmetleri aşırı ve karmaşık mevzuat, bürokrasi, planlama, ruhsatlandırma  içinde “RESMEN” boğulmuş durumdadır.

Mevzuatın toplanması da kolay bir uygulama değildir

Şekle yönelik yapılacak her türlü kanunlaştırma hareketi esasta ve uygulamada sorunlar ortaya çıkartabilir. Bu konuda orta vadeli , planlı ve nitelikli bir çalışma yapılmalıdır.

1990’lı yıllardan itibaren Türkiye’de sağlık hizmetlerinin sunumunda kamu ve vakıf hastanelerinin dışında özel sektör sağlık kuruluşları da ağırlıklı olarak yer almaya başlamıştır.

Sosyal güvenlik kuruluşlarının (Emekli Sandığı, Bağ-kur, SSK) ilk dönemlerde paket ameliyatlar ve yatarak tedavide, 2003 yılından itibaren de ayaktan tanı ve tedavi hizmetlerinin sunumunda özel hastaneler ile anlaşmalar yapması ile birlikte özel hastanelerin sayısında büyük boyutta artışlar olmuştur.

 Genelde iyi sağlık sistemi modelleri olarak gösterilen Almanya ve Fransa gibi ülkelerde,

1. basamağı aile hekimleri, 2. basamağı uzman hekimler ve 3. basamağı da hastaneler oluşturmaktadır.

2.basamakta yer alan uzman hekimler; genelde muayenehaneler, poliklinikler ve tıp merkezleri halinde, yaygın olarak toplum içine dağılmış ayaktan tanı ve tedavi kuruluşları yapısındadırlar. Hem yatırım hem işletme maliyetleri çok düşüktür. Kamu yararı tartışılmaz.

Aile hekimlerinin içinden çıkamadığı hastalar uzman hekimlere gönderilmektedir. Uzman hekimler tanı ve tedaviyi uygulamakta, eğer hastanın hastanede yatırılarak tanı ve tedavisi gerekiyor ise, bu durumda hastaneye yönlendirilmektedir.

Hastaların yüzde 80’den fazlası, ayaktan tanı ve tedavi kuruluşları olan 1. basamakta çözülmektedir.

Türkiye’de ise, bu akılcı yapılanma yok olmuş durumdadır. Şu anda, fiilen sağlık sistemi aile hekimleri ve hastaneler olarak iki basamaktan oluşmaktadır. Hatta, hastalar aile hekimine bile uğramadan, doğrudan hastanelere gidebilmektedir. 

Sağlık sistemi, “Hastaneler Sağlık Sistemi” ya da yalnızca “3.basamaktan oluşan sağlık sistemi” gibi garip bir modele dönüşmüştür.

Bu yapılanma, çarpık ve sürdürülemez bir yapılanmadır.

2.basamağın yok edilmesi, eski Sağlık Bakanının ve yönetimin muayenehaneler hakkındaki önyargıları ve takıntıları nedeniyle de gerçekleşmiştir.

 Sonuç olarak; Birinci ve İkinci basamağın oluşturulması ile, hastaların büyük çoğunluğu, ayaktan tanı ve tedavi kuruluşlarında çözüme kavuşturulacaktır.

Böylelikle, hastaneler gerçek amacına uygun ve yalnızca yatış gerektiren hastalar için kullanılacaktır. Dolayısıyla, maliyetler de azalacaktır.

İleri hastane niteliği olmayan, 100 yatağın altındaki hastaneler, 2. basamak sağlık kuruluşu halinde tanımlanabilirler. Bu durum da, onların sisteme daha gerçekçi entegrasyonunu sağlayacaktır.

Genel sağlık sisteminde  önemli   başka eksiklik – sorunlar da mevcuttur.

Sağlık giderleri, son zamanlarda anormal şekilde yükselmiştir.

Gün geçtikçe Özel Hastane giderleri ve fiyatları daha da artmaktadır. İsim yapmış Grup hastaneler dışında kalanlar yavaş yavaş sistem içerisinde eritilmektedirler. Çok yakında 100 yatak ve üzeri olan hastaneler dışında küçük sınıf ve 100 yatak altı hastaneler kalmayacaktır. Bakanlık bu yönde ilerlemektedir.

Bunun nedeni ; Sağlık sisteminin, tümüyle “Hastaneler Sağlık Sistemi” haline getirilmesi nedeniyledir.

Halbuki tüm gelişmiş ülkelerde görüldüğü gibi koruyucu hekimlik, ayaktan tanı ve tedavi her zaman için daha ekonomiktir.

 Hastanecilik sisteminde , hastanın birim maliyeti her zaman ve her yerde çok daha yüksektir.

Türkiye’de şu anda, hastaların büyük çoğunluğu, daha pahalı olan hastanecilik sisteminden geçirilmektedir. Bu nedenle de günden güne daha yüksek maliyet oluşmaktadır.

2001 yılındaki SSK’nın sağlık giderleri, bildiğimiz kadarıyla 0.8 milyar TL’dir.

Şu anda ise, neredeyse bunun 100 katıdır.

Bunun da nedeni, çarpık sağlık programı ve yapılanmasıdır.

Buraya bir de Şehir Hastaneleri “ekonomik ve planlama felaketini” – sorunlarını da ekleyelim ama bunu başka bir yazıda detaylandıralım.

Bunun dışında Türkiye’de özel sağlık sigortası yaptırılmasındaki artışlar, banka ve büyük özel sektör işletmelerinin çalışanlarına özel sağlık kuruluşlarından hizmet alma olanağı sunması, sağlık konusunda daha bilinçli bir toplumsal yapının oluşmaya başlaması, kamu sektöründe sunulan sağlık hizmetlerindeki aksaklıklar, özel hastanelere olan talebin artışına neden olmuştur.

Ayrıca devlet politikalarındaki sağlık hizmetlerinin belirli bir bölümünün özel sektöre devri yönündeki gelişmeler ve bu yönde ortaya konulan yasal düzenlemeler özel hastanelerin artış hızına büyük bir ivme kazandırmıştır.

Bunun yanı sıra  özellikle kamuda hizmeti sağlayan her türlü sağlık çalışanlarının da düşük maaş, aynı işte çalışanlar için farklı  kadrolar, ücretlendirmeler, tutarsız ve eşitsiz emekliliğe yansıyan-yansımayan ek ücretler-ödemeler, her seviyede  özlük hakları – atanma – liyakat  sorunları, zorunlu hizmet, şiddet, malpraktis yasaları, meslek hastalıkları  gibi pek çok sorunu mevcuttur.

“Kaliteli” sağlık hizmetinin mutsuz, umutsuz, gelecek ve adalet inancını yitirmiş çalışanlarca verilmesini beklemek mümkün değildir.

Son yıllarda, her yıl binlerce her seviyede hekim ve sağlık çalışanı yurtdışına göç etmektedir.

Nasıl çözmeliyiz ?

Sağlık Bakanlığı tüm sağlık hizmetlerinin ( Devlet, Üniversite ve Özel Hastanelerde )standart koyucusu, denetleyicisi, sağlıkla ilgili verileri toplayan ve değerlendiren bir kurum haline getirilmelidir.

Sağlıkta stratejik planlama oluşturarak bugünü ve yarını programlamalıdır. Kamu hastanesi başhekimi gibi davranmaktan öte görevleri olduğunu hatırlamalıdır.

Bunun için: Stratejik Yönetim ( doğru stratejiler geliştirerek hedeflere ulaşmayı sağlayan yönetim sürecidir) oluşturulmalıdır.

Sağlığın yönetim, planlama, atama ve planlamasında merkeziyetçi modelden bölgesel modele  değişmesi hedeflenmelidir. Her bölgemiz, ilimiz, ilçelerimiz farklı demografik, sosyoekonomik, coğrafik, sosyokültürel özellikte olabilir. Önemli olan sağlıktaki ana hizmet standartlarının oluşturularak bölgelere-il ve ilçeler göre koşullara ihtiyaçlara göre planlanması ve uygulanmasıdır.

Önce İnsan

Devletimiz tüm vatandaşlarımıza Anayasamızın öngördüğü eşit, kaliteli sağlık hizmetini ücretsiz sağlama görevini üstlenirken; bu hizmeti özel kuruluş veya hekimlerden almak isteyen vatandaşlarımızın ve bu özel kuruluşların hakkını da  gözetmelidir.

Bunları yaparken hizmeti sağlayan kamu ve özel tüm sağlık çalışanlarının sorunlarını, umutsuzluklarını, mutsuzluklarını, tükenmişliklerini, haksızlık ve eksiklerini de görmesi, iyileştirmesi  gerekir.

Son olarak; yetersiz plan, program ve kalitedeki eğitimle gelmekte olan genç yetersiz nitelikte hekim, diş hekimi, eczacı, hemşire ve diğer sağlık çalışanları sorunumuz mevcuttur. Kaliteli sağlık hizmeti sorununun ne bugün ne gelecekte bu yapıyla çözülmeyeceği gibi yarın hiç birimizi , milletimizi  tedavi edecek kaliteli hekim, sağlık çalışanı bulamayacağız.

Yetersiz-yanlış planlama derken örnek olarak ; bu yıl en çok ihtiyacımız olan hemşirelik mesleğinin üniversite girişteki toplam kontenjanının hekim kontenjanıyla neredeyse  aynı olması verilebilir. Bu durum ise  hemşire açığımızın yıllarca sürebilecekken;  hekimlik , diş hekimliği ve eczacılık mesleği için  çok yakında istihdam ,  işsizlik sorunu da ortaya çıkacağını gösteriyor.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Murat Emanetoğlu
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
error: