Kısa Bir Temmuz Ağıdı…

Ne olduysa deniz kıyısında buluverdim kendimi. Ötesi yoktu, öylece kaldım. Yerli yersiz, sıralı sırasız girip çıkan, yalpaladıkça dökülüp saçılan düşünceler, tasalarla, bana yetecek aklı koruma derdine düşmüştüm. Sıcak, bunaltıcılar arasında kendi sırasını şaşırmış olmalıydı. Bir yandan bedenime dokunan alevlerin yakıcılığını hissediyordum.

Temmuz, karanlık dehlizlerden, mağaralardan püsküren ateşin utancını yıllardır saklamış olmalıydı. Beni denize koşturan güneşin bezdirici sıcağı değil, topraktan yükselen kızgınlığın, dinmeyecek acıların anılarını yaka yaka tüketemeyen ateşiydi.

Zalim bir ülkede yaşıyorduk. Birisi ve gerisi hayatta olma gerekçelerini gözden geçirip, gereksiz sayabiliyordu. Önce dilleri tutuştu, alev yutanları görmüştüm ama dilleri alev almıştı, konuşur gibi yapıp yakıyorlardı. Alev canlı cansız ayırt etmiyordu. Zamanın bacaklarına dolanmış, döne kıvrıla yükseliyordu.

Kayaları oyarak kaskatı insan ruhuna ulaşmanın yollarını arayan merhamet, terkedilmiş tapınakları dolaşıp eli boş döndü, ibadet evlerinde söylenen son duaların yankılarından başka bir şey bulamadı. Soyu sopu kimlerden olsa da, kıyıcıların, yakıcıların uyruğu hüküm almıştı.

Durup düşünesileri yoktu, rüzgar onlardan yanaydı, istedikleri yere esiyordu. Önüne kattığı her şey hükümlüydü. Hesap verecekleri kimse yoktu. Hayır, hiç kimse yoktu.

Kitapları yaktılar; içinde olmadıkları öyküleri, aydınlanmanın nice sayfalarını…

Sayfaya düşen ışığa düşmandılar. Sıra insana geldi. Kimse anlayamadı bu büyük nefretin nereden geldiğini. Pir Sultan Abdal’ın dediğini, direttiğini beş yüz yıldır saklayan bu topraklarda, onu ananlar, onu asanların hıncı ve bitmeyen kini ile alevlere salındılar.

Gözleri kör edilmiş iki kordu. Saklandıkları deliklerden yüzyıllar sonra çıkmış, tıkıldıkları kuyulardan tırmanıp kaçmış, iblisin yeraltından çağırdığı yaratıklar olduğunu söyleyebilseydik keşke ama içimizde yaşayan, içimize kök salmış, aynı daldan meyve topladığımız, aynı sofraya oturup, her yeni sabaha birlikte uyandıklarımızdı.

Deniz koca bir çayır gibi göründü gözüme, sıra sıra bembeyaz atlar yeleleri ve kuyrukları uçuşarak koşuyordu. Adımımı atsam birinin sırtına binecekmiş gibiydim. İkaros’un kanatlarını eriterek düştüğü denizde binlercesi vardı. Temmuzun ağıtı, ağlatısı yüreğimi yakıyordu.

Safa Özkızıltan

Paylaş

Son Yazılanlar

Telefon Üreticileri Araba Yapıyor

Telefon Üreticileri Araba Yapıyor, Peki Araba Üreticileri Ne Yapıyor? Geçtiğimiz yıllarda bir akıllı telefon üreticisinin kendi otomobilini sıfırdan tasarlayıp seri üretime geçireceğini duymak çoğu kişi

Tahran’ın Köklü Lezzet Hafızası

Geçtiğimiz günlerde, Tarihin Tenceresinden kitabının yazarı sevgili dostum Z. Petek Çırpılı’nın nazik daveti vesilesiyle Tahran’ın köklü lezzet hafızasını İstanbul’a taşıyan mekân, Shishak Restaurant’ta buluştuk. Buraya

Uğraş, çalış, başar… Ya sonra?

“Sözün bittiği yer” derler ya, anne babalar olarak o noktadayız. Çocuklarımızın geleceğini düşünüyor, onlar için imkanlarımızı zorluyor, doğru kararları vermeye çalışıyoruz. Çalışmalarını, iyi bir eğitim

“Bunaldım dedin, demek ki benden sıkıldın”

İlişkilerde en yorucu anlar kavga anları değildir. Asıl yorgunluk, içinizi olduğu gibi döktüğünüz, kelimelerinizi özenle seçtiğiniz, hiçbir şeyi saklamadan anlattığınız hâlde karşınızdakinin sizi duymadığını fark

Güzellik artık bir “tık” uzakta mı?

Gelişen teknolojinin estetik uygulamaları nasıl değiştirdiğini geçtiğimiz hafta katıldığım bir toplantıda dinledim. René Clinic’te yapılan toplantının konusu, farklı lazer etkilerini tek sistemde birleştiren Exolase One,

Topraktan Tabağa Kadim Miras

Fırat Nehri’nin bereketiyle biçimlenen Mezopotamya toprakları, insanlık tarihinin en köklü mutfak kültürlerine ev sahipliği yapar. Tarihi İpek Yolu’nun kavşak noktasında konumlanan Gaziantep, bu birikimi canlı

Çölün Kalbindeki Mucize: Adrère Amellal

Elektriğin olmadığı bir dünyada ,sessizliği ve gastronomiyi yeniden keşfetmek. Bazı yolculuklar vardır, insanı yalnızca başka bir coğrafyaya götürmez,hayata, zamana ve kendine bakışını da değiştirir. Mısır’ın

Yapay zekâ orduları: Savaşın yeni yüzü

Savaşın tarihi, biraz da insanın bulduğu her yeni aracı önce hayatı kolaylaştırmak, sonra birbirine karşı kullanmak için nasıl seferber ettiğinin tarihidir. Barut surları yıktı, makineli

Asırlık Lezzetlerin Canlı Sahnesi

  Doğup büyüdüğüm, sokaklarını avucumun içi gibi bildiğim Kadıköy’ü gezmek benim için hiçbir zaman sıradan bir şehir turu olmadı. Her köşesi çocukluğumdan bir hatırayı, her