Afyonkarahisar, Anadolu’nun kavşak noktası olmanın ötesinde, her geçen gün derinleşen bir gastronomi hikayesinin başrol oyuncusuna dönüşüyor.
7-8-9 Mayıs 2026 tarihlerinde düzenlenen Uluslararası Afyonkarahisar Gastronomi Çalıştayı ve Aşçılık Kampı, bu hikâyenin sadece yerel bir heyecan değil, küresel bir vizyon olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Şehrin termal kaynaklarının sıcaklığı, bu kez mutfaklardaki hararetle birleşerek ortaya çok katmanlı bir kültürel deneyim çıkardı.

Alusso Termal Otel’in ev sahipliğinde başlayan çalıştay, akademiden sektöre, sivil toplumdan yerel yönetime kadar geniş bir paydaş grubunu aynı masa etrafında topladı.
San Antonio’dan Belem’e, Selanik’ten Medine’ye kadar uzanan UNESCO tescilli gastronomi şehirlerinden gelen temsilciler ve şefler, Afyonkarahisar’ın yerel dokusuyla dünya mutfağı arasında bir köprü kurdu.
Bu uluslararası buluşma, bir şehri markalamanın sadece reklamla değil, o şehrin öz değerlerini evrensel standartlarla harmanlayarak mümkün olabileceğini gösterdi.

Etkinliğin en değerli yanlarından biri, kuramsal tartışmaların uygulamalı eğitimlerle desteklenmesiydi.
On farklı üniversiteden gelen akademisyenlerin ve öğrencilerin katılımı, gastronominin akademik derinliğini sahaya taşıdı.
Afyon Kocatepe Üniversitesi mutfaklarında, Engelsiz Gastronomi Terapi Merkezi’nde ve Olgunlaşma Enstitüsü’nde gerçekleştirilen atölyeler, bilginin tecrübeyle nasıl yoğrulduğuna dair eşsiz örnekler sundu.
Özellikle yabancı şeflerin, Afyon’un yerel ürünlerini kendi mutfak disiplinleriyle yorumlayarak ortaya koydukları tabaklar, kültürel etkileşimin en somut ve en lezzetli çıktılarıydı.

Bu organizasyonun başarısında emeği geçen herkese tabii ki teşekkür borçluyuz ama en büyük teşekkürümü Afyonkarahisar gastronomisi için durmadan çalışan ve bu çalıştayda da büyük emek sarf eden Şef Hamza Kalkan’a tüm kalbimle iletmek istiyorum.
BİR HAFIZA MEKÂNI OLARAK SOFRA
Afyonkarahisar mutfağını anlamak için sadece tatlara bakmak yetmez; o tadı var eden coğrafyayı, tarihi ve inancı da hissetmek gerekir.
Bu şehirde yemek, bir rızık paylaşımından ziyade, yüzyılların birikimiyle şekillenmiş bir hafıza mekanıdır.
Mevlevihane kültürünün “mutfak” merkezli disiplini, Afyonkarahisar sofralarındaki nezaketin ve bereketin temel taşını oluşturur.
Geleneksel mutfak kültürünün kalbi şüphesiz Uzun Çarşı’da atıyor.
Çalıştay kapsamında ziyaret ettiğimiz bu tarihi merkezde, esnafın samimi misafirperverliği ve ikram geleneği, gastronominin insani boyutunu hatırlattı.

Bir kâsede sunulan sıcak bir keşkek ya da damağınızda eriyen bir lokum, sadece birer yiyecek değil; bu toprakların cömertliğinin birer simgesidir.
Afyon sucuğunun kendine has aroması, kaymağın süt kokan doğallığı ve patatesli ekmeğin doyurucu karakteri, şehrin gastronomi kimliğini sarsılmaz bir zemine oturtuyor.
Özellikle gala yemeğinde sunulan yöresel menü, bu zengin mirasın modern sunumlarla nasıl geleceğe taşınabileceğinin bir provası gibiydi.
TARİHİN GÖLGESİNDE GASTRONOMİ TURİZMİ
Etkinlik boyunca sadece mutfaklarda değil, şehrin ruhunda da yolculuk yaptık.
Frig Vadisi’nin gizemli atmosferinden Kocatepe’nin epik duruşuna, Afyonkarahisar Müzesi’nden Ulu Cami’nin ahşap sıcaklığına kadar her durak, yediğimiz yemeğin neden o lezzette olduğunu bize fısıldadı.

Bir şehrin mutfağını, o şehrin tarihinden ve kültürel mirasından bağımsız düşünmek mümkün değildir.
Sürdürülebilirlik ve yerel kalkınma başlıklarının tartışıldığı oturumlarda vurgulanan en önemli nokta da buydu.
Gastronomi, bir bölgenin korunması gereken tüm değerlerinin koruyucu kalkanıdır.
Çalıştay boyunca sergilenen yemek fotoğrafları sergisi ve yerel üreticilerin açtığı stantlar, gastronominin aynı zamanda bir görsel sanat ve iktisadi güç olduğunu gözler önüne serdi.
Üç gün süren bu yoğun program; bilgi paylaşımının, dostluğun ve ortak bir vizyona inanmanın gücüyle noktalandı.

Afyonkarahisar, sahip olduğu bu potansiyeli doğru stratejilerle işlemeye devam ederse, dünya gastronomi haritasındaki yerini çok daha yukarıya taşıyacaktır.
Bu nedenle gelecek yıllarda bu çalıştay ve kampın daha da büyüyerek gelenekselleşmesinin Türkiye’nin gastronomi diplomasisi açısından önemli bir kazanım olacağını özellikle vurgulamak istiyorum.
UNUTMAMAMIZ GEREKEN GERÇEK
Yerel değerlerine sahip çıkmayan şehirler, evrensel bir hikâye yazamaz.






