Üretimin Yavaş Manifestosu Dokuma

İstanbul’un güncel sanat sahnesinde farklı disiplinleri ortak bir düşünsel zeminde buluşturan Rastlaşmalar Vol. 2: The Art of Frugal Hedonism, 42 Maslak ArtPlatform’da sanatseverlerle buluşuyor.

Esmer Erdem küratörlüğünde hazırlanan sergi; resim, heykel, seramik, cam, tekstil, enstalasyon ve karma teknik alanlarında üretim yapan sanatçıların eserlerini bir araya getirerek, “frugal hedonism” (ölçülü hazcılık) kavramını çağdaş sanatın malzeme, emek, hafıza ve dönüşümle kurduğu ilişki üzerinden yeniden yorumluyor.

Sergi, haz ile ölçülülük, gündelik olan ile estetik deneyim, tüketim ile yeniden kullanım arasındaki gerilimleri odağına alırken; azla çoğalan duyusal deneyimlerin, malzemenin taşıdığı geçmişin ve beklenmedik karşılaşmaların yarattığı yeni anlam alanlarının izini sürüyor.

Farklı kuşaklardan sanatçıların eserlerini bir araya getiren seçki, camdan tekstile, porselenden metale, mermerden tuvale uzanan geniş bir malzeme çeşitliliği sunarak, izleyiciyi üretim süreçleriyle birlikte düşünmeye davet ediyor.

Didem Öz/Kan Katran Umut

Atık cam, geri dönüştürülmüş metal, taş, boya ve zanaat temelli üretimlerin öne çıktığı sergide; kırılganlık, kimlik, beden, doğa, kent, bellek ve dönüşüm gibi kavramlar farklı anlatım biçimleriyle ele alınıyor.

42 Maslak’ın gündelik yaşamla iç içe geçen kamusal yapısı içinde konumlanan sergi, sanatla karşılaşma deneyimini ayrıcalıklı ve kapalı alanların dışına taşıyarak günlük hayatın ritmiyle buluşturuyor.

Çetin Pireci/Uyuyan Güzel

Bu yönüyle The Art of Frugal Hedonism, gösterişten uzak ancak duyusal açıdan zengin bir estetik önerirken, izleyicilere malzemeye, emeğe, doğaya ve hafızaya daha dikkatli bakabilecekleri yeni bir düşünme alanı açıyor.

Sergide eseri yer alan sanatçılardan Gül Bolulu ile eserleri ve sergi üzerine konuştuk.

Dokuma, doğası gereği emek, zaman ve tekrar üzerine kurulu bir üretim biçimi. Sizce bu yavaş ve sabırlı süreç, günümüzün hız odaklı tüketim kültürüne nasıl bir alternatif sunuyor?

Dokuma, yalnızca bir nesne üretme tekniği değil; zamanla kurulan bir ilişki biçimi olarak düşünülebilir. Bu açıdan bakıldığında, günümüzün hız, verimlilik ve tüketim kültürüne alternatif bir bakış açısı sunar.

Tekrar çoğu zaman sıkıcılıkla ilişkilendirilirken, dokumada tekrar aynı hareketlerin yinelenmesi sonucunda ortaya çıkan desenin, sabrın ve sürekliliğin somutlaşmış hâlidir. Bu durum, “hemen sonuç alma” beklentisi yerine farklı bir zaman algısı oluşturur.

Dokumada ise süreç çoğu zaman sonuç kadar önemlidir. Üretim eyleminin kendisini düşünme, odaklanma ve hatta meditasyon alanına dönüşebilir.

Hız yerine yavaşlığı, nicelik yerine niteliği, anlık tüketim yerine uzun süreli ilişkiyi ön plana çıkarmaktadır. Tasarım alanlarında dokuma, yalnızca bir teknik değil, aynı zamanda modern yaşamın temposunu sorgulayan kültürel bir ifade biçimi olarak da yeniden önem kazanmaktadır.

Eserlerinizde malzeme seçimi yaratım sürecinin önemli bir parçası mı? Bir malzemenin geçmişi, dokusu ya da taşıdığı hikâye, işin nihai formunu nasıl etkiliyor?

 Evet, malzeme seçimi benim için yaratım sürecinin en belirleyici aşamalarından biri.Dokuma anında malzemenin yüzeyi, sertliği, esnekliği ya da kırılganlığı yalnızca teknik bir özellik değil; aynı zamanda doku üzerinde duygusal ve düşünsel bir katman oluşması olarak düşnüyorum.

Dokumaya başlamadan önce tasarım için en etkili malzemenin ne olmasına karar veriyor, Kenevir, pamuk, sisal, yün,doğal rafya seçimini yaparak dokumaya başlıyorum.Süreç boyunca malzeme ile bir tür diyalog kurduğumu düşünüyorum; ben ona yön vermeye çalışırken o da kendi karakteriyle sürece müdahale ediyor.

Bazen de bu karşılıklı etkileşim sonucunda ortaya çıkan form, başlangıçta tasarladığımdan farklı olsa bile daha samimi bir sonuca ulaşabiliyor.Benim için malzeme, yalnızca bir araç değil; eserin anlamını, biçimini ve izleyiciyle kurduğu ilişkiyi şekillendiren temel unsurlardan biri olarak varoluyor.

“Frugal hedonism” kavramı, azla yetinmek ile haz arasında bir denge öneriyor. Dokuma pratiğinizde bu dengeyi hangi noktalarda hissediyor veya görünür kılıyorsunuz?

“Frugal hedonism” kavramının önerdiği dengeyi dokuma pratiğimde oldukça yakın hissettiğimi  söyleyebilirim. Çünkü dokuma, bir yandan son derece mütevazı araçlarla yapılan bir üretim biçimi iken, diğer yandan duyusal ve zihinsel olarak oldukça zengin bir deneyim sunuyor.

Benim için bu denge öncelikle malzemeyle kurulan ilişkide ortaya çıkıyor. Sınırsız kaynaklar ya da gösterişli malzemeler yerine, çoğu zaman elde bulunan, dönüştürülmüş veya gündelik yaşamda doğada karşılaştığım bitki ve yaprak liflerini malzeme olarak seçerek çalışmayı tercih ediyorum.

Bu kavramla dokuma sürecinin örtüştüğünü düşünebilir miyiz?Tekrarlayan hareketler, yavaş ilerleyen üretim ve emeğin zamana yayılması dışarıdan bakıldığında sade rutin bir uygulama  gibi görünebilir.Fakat bu sadeliğin içinde yoğun bir dikkat, ritim ve farkındalık var.

Benim için haz çoğu zaman tamamlanmış eserden çok, üretim sürecinin içinde saklı. İpliğin dönüşümünü izlemek, yüzeyin yavaş yavaş oluşmasına tanıklık etmek ya da beklenmedik dokusal karşılaşmalar yaşamak,buda bende tüketim odaklı haz anlayışından farklı bir tatmin duygusu yaratıyor.

Dokuma yüzeyleri çoğu zaman hafızayla ilişkilendiriliyor; bireysel ya da kolektif belleğin izleri eserlerinize nasıl yansıyor?

Dokuma, benim için yalnızca bir üretim tekniği değil, hafızanın katmanlarını görünür kılan bir anlatım biçimi. Her ilmek, her düğüm ve her tekrar, geçmişten bugüne taşınan deneyimlerin izlerini taşıyor.

Eserlerimde bireysel belleğe ait anılar, hikâyeler ve efsaneler; kolektif belleğe ait toplumsal deneyimlerle iç içe geçiyor. Geleneksel dokumalarda sıkça karşılaşılan kültürel motifler yerine, bu anlatıları resimsel bir dil aracılığıyla yüzeye aktarmayı tercih ediyorum.

Dokumanın zaman alan ve sabır gerektiren yapısı da hafızanın oluşma, katmanlaşma ve dönüşme süreçlerini bana hatırlatıyor. Çalışmalarımda geçmişe ait izleri birebir yeniden üretmekten çok, onları bugünün bakışıyla yeniden yorumlamaya çalışıyorum.

Bu sayede izleyicinin de kendi anıları, deneyimleri ve aidiyet duygularıyla eser arasında kişisel bir bağ kurabilmesini önemsiyorum.

İzleyicilerin işlerinize yaklaşırken fark etmelerini umduğunuz ilk şey nedir? Bir doku, bir duygu, bir hikâye ya da beklenmedik bir karşılaşma mı?

Belirli bir hikayeyi değil ,bir hissi fark etmesini umuyorum. Yüzeydeki doku, renkler ya da biçimler yalnızca bir başlangıç noktası; asıl ilgilendiğim şey izleyicide kısa da olsa bir duraksama yaratmak.

Sanki çok iyi bildikleri bir şeyi ilk kez görüyormuş gibi kısa bir yabancılık hissi.O anda ortaya çıkan merak, tanıdık olanla beklenmedik olanın karşılaşması ve kişinin kendi deneyimlerini esere yansıtması benim için önemli. Bu nedenle çalışmalarımın farklı duygulara ve yorumlara alan açmasını tercih ediyorum.

Füsun Saka

 

 

Paylaş

Son Yazılanlar

Mafyayı Mevlana ile soslamak!

Oyunculuğunu çok sevdiğim Elçin Sangu’nun başrolde olduğunu görünce, büyük bir hevesle Netflix’in başına geçip ‘Uykucu’ filmini açtım. Fakat daha ilk sahnelerden itibaren karşımda ne amaçla

Nvidia Spark ve PC Dünyasının Yeni Şafağı

Masanın Üzerindeki Süper Bilgisayar: Nvidia Spark ve PC Dünyasının Yeni Şafağı Teknoloji dünyası, belirli aralıklarla kabuk değiştirir. Hatırlarsanız, Avrupa’daki batarya hamlesi sadece elektrikli araçları değil,

Sivastopol’dan Tekirdağ’a Shar Chocolate

Bir Asrı Aşan Lezzetin İzinde: Sivastopol’dan Tekirdağ’a Uzanan Shar Chocolate Hikâyesi Karadeniz’in kuzey kıyılarında, Sivastopol’un dar sokaklarından yükselen taze tatlı kokuları, bundan yaklaşık bir asır

Nüfusun yüzde 80’inin enflasyonu başka

Nüfusun yüzde 80’inin enflasyonu başka ekonomi yönetiminin enflasyonu bambaşka AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Faizin olduğu yerde bereket olmaz” dediğini duyduğumda,

Birlikte yürümek ve hissetirdikleri

Bir ucundan görününce yürüyüş kolu, aklımızdan geçenle karşılarız onu. Bazen bir düğün alayının sevinciyle titreşen havada, bazen düzünü bulamamış bir kargaşada, bazen de birkaç insanın

Mermer Tezgâhta Eşitlenen Hayatlar

İstanbul, her sokağında farklı bir zaman dilimini yaşatan, katmanlı hafızasıyla insanı büyüleyen bir şehir. Bu hafızanın en canlı, en nefes alan parçalarından biri de hiç