Ne güzeldi o eski bayramlar

Şeker bayramını kutladığımız bu günlerde Paskalya bayramının da yaklaştığını görüyoruz.
Çocukluğumdan beri kendimi çok şanslı olarak düşünürdüm. Çünkü örf ve adetleri seven bir ailede doğdum. En büyük şansım ise hem hristayanlığın, hem müslümanlığın bayramlarını her sene kutlamaktı.

Beyoğlu’nda oturduğumuz küçüklüğümün evinde komşularımız ve biz, tüm bayramlarda birbirimizi ziyaret eder en güzel tatlıları evden eve porselen tabaklar içinde götürür ve o tabakların geri dönüşünü beklerdik. Nedeni çok basit, tabaklar asla boş dönmezdi.


Annem o muhteşem cevizli bol tereyağlı, şerbetli el açması baklavasını Zehra hanımlara götürdüğünde ertesi gün tabak mis gibi kıtır kıtır şekerparelerle dönerdi. Bol tarçınlı lokmalar, tulumbalar büfemizin üstünde misafirleri beklerdi.

Ramazan döneminde pideler ,yumurtalı, sucuklu veya pastırmalı olur,babam her akşam Cihangirdeki fırından alır ,oruç tutmamamıza rağmen soframızda bulundururdu.

Çörek otu ile kaplı pidelerin kokusu hala burnumda tüter. Bir de hiç unutmam arka kısmında ufak pul gibi bir kağıt yapıştırılırdı, hangi fırından çıktığını göstermek için.
Akşamları pencerede bozacının mahallemizden geçmesini bekler sesini duyduğumuzda koşa koşa gider cam sürahimizi doldurturduk.

İftar vakti için annemin kıymalı börekler hazırlayıp komşumuza gönderdiğini hep hatırlarım.
Bayramlar yaklaştığında ise Müslüman veya Hristyan bayramı olması hiç farketmezdi. Sevgi ve saygı ile kutlanılır büyüklerimizin eli öpülür hediyelerimizi beklerdik.

Büyüdükçe bu adetler evimde asla unutulmadı.Paskalya bayramı yaklaştığında her sene yumurtalar kırmızıya boyanır, mahlepli, kakuleli çörekler yapılır, çikolatalı tavşanlar sepet içerisinde komşularıma dağıtılır.
Şeker bayramında ise komşulardan gelecek olan tatlıları sabırsızlıkla beklerim. Bizim evde ise annemin cevizli baklavası her sene yapılır ve dağıtılır.

Bizler öyle büyüdük ve çocuklarımızı da aynı tarzda büyüttük

Tabii ki zamanlar değişiyor ve gitgide eski bayramların tadı kalmıyor .Komşuluk kayboluyor ve bu beni üzen olayların başında geliyor.
Son birkaç senedir bayram oldu mu İstanbul boşalıyor. Bodrum, Antalya, Kaş, Milano, Nis, Barcelona, Paris derken baklava veya şekerpare yapacak komşu da kalmıyor. Ama ben yine bu sene çöreklerimi yapıp dağıtacam her sene yaptığım gibi.

Paskalya çöreği

Malzeme
80 gr.taze maya
3 tatlı kaşığı şeker
100ml.ılık süt
100 gr.un
Ilık sütün içinde mayayı eritip sonra şeker ve unu karıştırıp yarım saat mayanın çalışmasını bekliyoruz.
350 gr.şeker
250 gr.tereyağ (erimiş ve ılık)
250 gr.ılık süt
3 yumurta
100 ml.portakal suyu
2 portakal rendesi
1100 gr un
Mahlep kakule az tuz
Üstüne sürmek için 1 yumurta
Beyaz tuzsuz kırık badem

YAPILIŞI
Süt, şeker, yumurta, tuz ,mahlep ,kakule hepsini beraber iyice karıştırıyoruz. Portakal suyunu ve portakal rendesini koyup karıştırıyoruz.Mayalı hamuru ilave edip unu ekliyoruz. Yavaş yavaş tereyağını döküp yoğuruyoruz ,parmaklara yapışmayacak bir hamur elde ediyoruz.

Streç filmle kapatıp sıcak bir bölgede 2 saat kadar bekletiyoruz. Sonra hamuru altı parçaya bölüp ,üçer üçer saç örgüsü gibi örüyoruz. Yarım saat kadar bekletip üstüne yumurta sürüp,beyaz badem ekledikten sonra 180° fırında 25 -30 dakika kadar pişiriyoruz

Mis gibi kokuların bizleri saracağı ,İnsanlığın saygı sevgi ve özgürce kutlayacağı nice bayramlar diyorum.

Maria Ekmekçioğlu

Paylaş

Son Yazılanlar

Bulutlardan Kalan

Benzetmeler, bezemelerle dolup, rotasına aldırışsız hale geliverdiğini gördüğüm kayığımdan, dalgalı bir denizde yanaşmaya niyetlendiğim kıyıya atacağım halatı tutacak, bu yolculuğa son verecek birini arıyordum. Yine

Michelin’de ulusal seçkiye hazır mıyız!

Bu yazı, ne ölçüsüz övgü ne de kolaycı bir eleştiri için. Esas mesele, Michelin Rehberi’nin yarattığı etkileri soğukkanlı bir bakışla değerlendirmek ve doğru soruları sormak.

Şehrin Kalbinde Hatıra Sofrası

İstanbul’un meyhane kültürü, şehrin belleğinde derin izler bırakmış bir yaşam biçimi. Yüzyıllar boyunca dostlukların pekiştiği, edebiyat ve sanat sohbetlerinin yapıldığı, bazen neşenin bazen hüznün paylaşıldığı

Aynayı önce kendimize çevirelim

Doğanın dengesini bozanın köpekler olmadığını hepimiz biliyoruz! Sokaklarda yaşamaya çalışan ve yüzlerce yıldır bizimle birlikte; mahallemizde, okulumuzda ya da kapımızın önünde bizi kollayan, depremlerde kurtarma

Gastronomi Artık Bir Kültür Hareketi

Son yıllarda gastronomi, yalnızca lezzetlerin yarıştığı bir alan olmaktan çıktı. Artık şefler, işletmeler, değerlendirme sistemleri ve festivaller yemek üzerinden toplumsal bir dil kuruyor. Bu dil;

Sinop’ta tarih ve lezzet yolculuğu

GELENEKTEN GÜNÜMÜZE BİR TARİH VE LEZZET YOLCULUĞU Her sene olduğu gibi, Palamutların bolluk döneminde bu sene yine Lakerda Festivali için Sinop’taydık. Kentin zengin balıkçılık kültürünü,

Doğayla Uyumlu Bir Lezzet Anlatısı

İtalya mutfağı, yalnızca lezzet değil; kimlik, kültür ve hafızanın birleşimidir. Her bölge, kendi ürününü ve anlatısını sofraya taşır. Bu çeşitlilik içinde Parma mutfağı, sadeliği zarafetle