Mutfak Dostları Derneği’nin “Gıdanın Geleceği: Hava, Su, Toprak” semineri, gıdanın gezegenimizin sağlığına ne denli bağlı olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Nadir Gastronomi Platformu’nda gerçekleşen buluşmada, Önder Algedik, Doç. Dr. Nilüfer Aykaç, Merve Bektaş, Neyran Akyıldız, Prof. Dr. Nuray Erkan, Dr. Erol Kesici, Berkan Özyer, Elif Ovalı ve Prof. Dr. Umut Toprak gibi uzmanlar, gıdanın geleceğini tehdit eden meseleleri tartıştı.
Seminerin en çarpıcı konusu, su kıtlığı ve kaynakların bilinçsiz kullanımıydı. Su kıtlığı, gıdanın hayat damarını kurutan bir gerçek. Türkiye’de göllerin yüzde 60’ı kurudu; vahşi sulama, bilinçsiz tarım ve sanayi atıkları bu kaybı hızlandırıyor.
UNICEF’in raporuna göre, küresel su tüketimi hızla artarken, iklim değişikliği temiz su kaynaklarını kirletiyor ve erişimi zorlaştırıyor.
2025 itibarıyla dünya ülkelerinin üçte biri su stresiyle karşı karşıya

WWF’nin verileri, Türkiye’nin su kaynaklarının %70’inin tarımda kullanıldığını, ancak verimsiz sulama yöntemleri nedeniyle büyük kısmının boşa gittiğini gösteriyor. Sulak alanların kaybı, müsilaj ve deniz kirliliği balıkçılığı vuruyor; gıda güvenliği tehlikeye giriyor.
Susuzluğa dayanıklı tarım, damla sulama, kuraklığa dirençli tohumlar ve yağmur suyu hasadı gibi çözümler umut vadediyor. Ancak, sulak alanların korunması ve su yönetiminde köklü reformlar olmadan bu çabalar yetersiz kalıyor. Su, gıdanın temeliyse, onu korumak yalnızca tarımı değil, yaşamı sürdürmek demek.
İklim krizi, su krizini her geçen gün daha da derinleştiriyor.
Küresel sıcaklık artışını 1.5°C’de tutmak için 2030’a kadar sera gazı emisyonlarının %45 azalması gerekiyor, ancak mevcut politikalar bu hedefe oldukça uzak. TEMA Vakfı’na göre, Türkiye’de son 10 yılda 410 bin hektar orman alanı madencilik ve enerji projelerine feda edildi.
Ormanlar, su döngüsünü destekleyen karbon yutaklarıdır; kayıpları kuraklığı ve gıda krizini tetikliyor.

Tarım arazilerinin verimi düşüyor, aşırı hava olayları sıklaşıyor. Yenilenebilir enerjiye geçiş ve ormanların korunması, bu döngüyü kırmak için elzem. Hava kirliliği, sofralara kadar uzanan bir tehlike.
Fosil yakıtlardan yayılan aerosoller, tarımdaki verimi azaltıyor. Hayvancılık, metan emisyonlarıyla krizi körüklüyor; sığır sürüleri küresel sera gazı salınımında üçüncü sırada. Et tüketimini azaltmak ve bitki temelli beslenmeyi yaygınlaştırmak, hem sağlık hem de gezegen için bir çözüm sunuyor.
Pestisitler toprağı zehirliyor, biyoçeşitliliği yok ediyor.

Türkiye’de yasaklanmış pestisitlerin hâlâ kullanıldığı biliniyor. UNDP’ye göre, yoğun tarım küresel sera gazı emisyonlarının üçte birinden sorumlu.
Rejeneratif tarım, organik maddeyi artırarak ve kimyasalları azaltarak toprağı onarıyor; gıda güvenliğini ve iklimi koruyor. Çözüm, bilinç ve işbirliğinde yatıyor. Su tasarrufu, yerel ve mevsimsel ürünlere yönelme, atık azaltımı bireylerin elinde.
Yerel üreticileri desteklemek kritik. İklim politikaları, hükümetlerin sorumluluğunda; Paris Anlaşması’nın hedefleri için karbon ayak izini azaltan düzenlemeler şart.
Gıda güvenliği, hava, su ve toprağın sağlığına bağlı; tüm paydaşların bir araya gelmesi gerekiyor.
Mutfak Dostları Derneği, bu seminerle gastronomi dünyasına ve gezegenin geleceğine ışık tuttu.

İklim krizinin ve su kıtlığının gıda üzerindeki etkilerini tartışmaya açarak bilinçli bir toplum yaratma yolunda önemli bir misyon üstlendi.
Mutfak Dostları Derneği Başkanı ve Yönetim Kurulu’nu göstermiş oldukları duyarlılık nedeniyle tebrik ediyorum.
UNUTMAMAMIZ GEREKEN GERÇEK
Gıdanın geleceği, hepimizin geleceği; bu yönde atılan her adım, daha yaşanabilir bir dünya için umut vadediyor.






