Kaş’tan Kastelorizo Adası’na kış yolculuğu

İstanbul’da uyanıp lapa lapa kar yağdığını görünce önce sevinç çığlıkları sonra sıcak bir çikolata, ardından tek yumurtalı menemen, peynir dolgulu simit tost yedim, sonra bilgisayar başında pencerenin yanında konumlanan ofis masamda çalışmaya başladım.

Antalya FSummit fuarı yeni bitmiş, moderatör olduğum konunun yazılarını toparlıyordum ki aklıma; güneyin havası, kokusu, taş evlere tırmanan begonvil çiçekleri gelince, bilgisayarı kapatıp hemen bir hafta sonu kaçamak düşüncesiyle seyahat acentamı aradım ve ertesi sabah için Dalaman Havaalanı için yer ayırttım.

Oğlum da eşlik edince biletler ve valizler ikiledi. Evden çıktığımızda buz gibi bir hava ve fırtınalı bir kar yağışı, gözümüzü korkutmasına rağmen arabamıza binip İstanbul havaalanına doğru yöneldik. Evden erken çıktığımız için kahvaltı etmediğimizden dolayı acıkmıştık.

Havaalanında yaptığımız kahvaltı neredeyse Boğaziçi’nde bir balık restoranında ödeyeceğimiz rakamla eşitti. Bundan sonraki yolculuklarımız  için evden yapacağım sandviç ve termosda kahveyle havaalanına gideceğime dair kendime söz verdim.

1

Dalaman’a vardığımızda önce araba kiralama işlemleri, ardından Kaş’a yolculuk.

İstanbul’daki buz gibi havadan sonra Dalaman Kaş arası yolculukta güneşin sıcaklığı ve çiçeklerin mis kokuları  bizi sardı. Güney’e indiğimiz belli olmuştu. Ard arda limon ve portakal bahçeleri, renkleri ve kokuları ile yol boyunca bize eşlik etti.

Kaşa vardığımızda narenciye ağaçları ile dolu kocaman bir bahçe içinde bulunan otelimize yerleştikten sonra soluğu limanda bulunan salaş bir balıkçı lokantasında aldık.

Tam mevsiminde tekir, hamsi, karides ve ızgara ahtapotla kurduğumuz masamızda güneşi batırırken karşı kıyıdan Kastelorizo -Meis adasının silüeti sanki bizi çağırdı gibi hissettik. Lokanta sahibine hemencecik sorduk, karşı kıyıya ertesi gün saat saat kaçta gemi kalkıyor diye.

Kış tarifesi olduğu için Cumartesi sefer varmış. Yaz olsa her gün gemi gidip geliyormuş. Biz de acentayı arayıp Cumartesi gemisine yerimizi ayırttık.

Bu arada Kaş’ta doğa harikası bir kanyon olduğunu hep duyardım ama ziyaret etme fırsatım hiç olmamıştı. Madem Kaş’tayız tam zamanı deyip ertesi sabah Göynük kanyonunun büyülü dünyasına doğru yola çıktık.

Kanyonun girişinde kurumuş ağaç dalarından örülmüş heykeler birer sanat eseri olarak yol boyunca bize eşlik etiller. Yürüdükçe akan suların sesi kuş ve çeşitli orman hayvanlarıyla karışmış sesler, serbestçe dolaşan tavus kuşları, ördekler ve biraz ötede dişisine kur yapan bir erkek tavus kuşu rengarenk kuyruğunu açmış bir Kazanova havasında geziniyordu.

Görüntüleri birer doğa harikası güzelliğinde olabilir ama ötmeye çalıştıklarında çıkardıkları sesler  kulakları sağır edecek kadar berbattı.

Yolumuza devam ettikçe yol bizi zorlamaya başladı, akan sular çoğaldı ve geçitler daraldı. Bir mağaranın içinden çıkan, 20 metre kadar sonra dağın tepesine doğru tırmanan mucizevi bir ağaçla  karşılaştığımızda hemen fotoğraf makinalarımıza sarılıp o güzelliği ölümsüzleştirdik.

Keşke yaz olsaydı da kanyonun o güzel sularına girebilsek ve yolumuza öyle devam edebilseydik diye düşünerek bol bol fotoğraf çekimleriyle yetindik ve dönüş yoluna girdik.

Öğrendiğimiz kadarıyla Göynük Kanyonu her sene 200.000 yabancı turist akınına uğrayan müthiş bir doğa mucizesi. Keşke daha önce keşfetseydik deyip arabamıza binip Kaş limanında bizi bekleyen salaş balıkçı lokantamıza doğru yönlendik.

Kömürlü ızgarada kocaman bir Sargoz, bol rokalı limonlu bir salata ve kalamarın akrabası olan irice bir trapsalo ne kadar acıktığımızı hissettirdi.

Cumartesi sabahı erkenden limana inip pasaport işlemlerini yaptıktan sonra bizi 20 dakikalık mesafe sonrası Kastelorizo-Meis  Adası’na götürecek gemiye bindik. Kış mevsimi olduğu için 8-10 kişi kadardık.

Gemi limana yaklaştığında adanın tek oturum bölgesi olan limandaki rengarenk evler, bir mendirek, bir kayanın üstünde zıplayan iki yunus heykeli, bir caminin minaresi bizi karşıladı.

5 dakikalık pasaport ve vize işleminden sonra hemen, oğlum bir cafe de fredo espresso, ben ise freddo cappuccino ısmarlayıp Akdeniz’in mis kokulu havasını solumak için oturduk. Meis Adası’nın sahilini yürürsek en fazla 20 dakikalık bir mesafe yürümüş oluyoruz.

Bu mesafede beş cafe, beş lokanta, sekiz tane 5-6 odalı butik otel ve limanın öbür ucunda en büyük plaja sahip otel bulunuyor.

Ada tek bir taxiye sahip. Onunla Ai-Giorgi kilisesinin meydanında Platia lokantasına, suğania yani soğan dolması ve kuzu kapama yemek için gidilir. İniş için taxiye gerek yok. 50 merdivenle limana inebiliyorsunuz. Problem merdivenleri çıkmakta, yoksa iniş çok kolay. Sahil Lokantalarından yalnız ikisini açık bulduk.

Zeytinyağlı, sirkeli Ahtapot, kalamar ve karidesli makarna, haşlanmış, bol zeytinyağlı, limonlu otlar, tatlı olarak mis kokulu portakalopita ve en son bol kaymaklı bir kahve ile günümüzü bitirmiş olduk.

Her zamanki sohbet; kahvenin Türk mü Yunan mı —yani Turkikos veya Ellinikos mu, ardından baklava mı -baklavadaki mı sohbeti ile nerdeyse sabahlıyorduk. En son Türkçe ve Yunanca ortak kelimeler arayışına geçildi. Mekanda zaten bizimle aynı gemide olan 5 Türk arkadaş, iki masa Meis adalı ve biz vardık.

Ortak bulduğumuz kelimeler neredeyse 500 olmuştu. Artık uykumuz geldiğinden daha fazla araştırmadık. Ama kitaplarda geçen Türkçe Yunanca ortak kelimelerin 10.000’den fazla olduğunu biliyoruz.

Devasa 3 deniz kaplumbağasının yaşadığı sahilde, bu gidişimizde hiçbirini göremedik. Belki kış olduğundan dolayı. Genelde yaz aylarında bütün gün limanın bir ucundan öbür ucuna gidip geliyorlar çünkü. Arada sırada kafalarını suyun dışına çıkarıp nefes almaları yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı oluyor.

Adanın bir diğer ilgi odağı Oscar ödülü almış Mediterraneo filmin çekildiği kıyılar ve aynı ismi taşıyan, güneş batışı renginde boyanmış adanın popüler butik oteli.

Yaz için Meis Adası’na tatile gitmeyi planlarsanız mutlaka mavi mağarayı ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Yalnız suların çekildiği dönemde mağaranın ağzı açık bulunuyor ve küçük bir tekneyle başınızı iyice eğerek içeri girebiliyorsunuz. Kışın mağara hiç görülmüyor çünkü sular girişi kapatıyor.

Kaş ve Kastelorizo Akdeniz’in karşılıklı iki cennet köşesinde rüya gibi bir kış tatili.

Şubat ayının buz gibi havasında bir yaz rotası çizdik. Bu yolculuk anna-oğul ,hem enerji toplamamıza hem de dinlenmemize bir vesile oldu .

Bir sonraki köşe yazımız Portekiz maceramız olacağa benziyor çünkü rotamızı İber Yarımadası’nın Atlas Okyanusu’na bakan batı kıyısına çevirdik.

Her zaman yolunuz açık, ufkunuz net, denizleriniz sakin olsun.

Maria Ekmekçioğlu

Paylaş

Son Yazılanlar

Ne kadar sefalet o kadar dolar milyarderi

Kapitalizmin kuralı budur, birilerinin çok ama çok zengin olması için on binlerin aç kalması, gerekirse savaşlarda ölmesi gerekir. Sosyal adalet arayışları, yardımsever sivil toplum örgütlerinin

Herhangi Bir Yağmur Betiği

Çakılların üzerine yağmur damlaları düştükçe, bu ufalanmış, sere serpe, ne yana düşse öylece kalmış taşların her yüzeyinden, duruşundan farklı bir tını yükseliyor; yağmurun dinmeyen, alçalıp

Zamanı Mayalayan Altın Kaşıklar

Mutfak Dostları Derneği’nin 35. yılını kutladığı ve 7. Altın Kaşık Gastronomi Ödülleri’nin sahiplerini bulduğu o özel geceyi, Four Seasons Hotel Sultanahmet’in tarihi atmosferinde solumak benim

Mahallenin Sürprizi: Mr. North Meze Evi

Maraş’lı  kadınların el yapımı lezzetleri kapımıza yakın geldi  Evimiz kadar yaşadığımız mahalle de hayatımızda önemli bir yer tutar. Aynı mahalleyi paylaşmak çoğu zaman, insanlar arasında

Emekli en düşük aylıkta eşitleniyor

Emekli ve memur zamlarının belli olmasının ardından, ülkenin en önemli gündemlerinden biri haline gelen, en düşük emekli aylığı da belirlenme yolunda. Ancak, hükümet tarafından atılan

Asmaların Altında Zamanı Durdurmak

Kadıköy’ün kalbinde, Kuşdili Caddesi’nin o hiç bitmeyen telaşının ortasında, yıllardır sığındığım bir liman var: Asmalı Bahçe. Burası benim için yeni bir keşif değil; aksine, her

Aydınlığa çıkamayan bir toplumun hesabı

Dil; insanın vazgeçilmez iletişim aygıtıdır. Konuşmak; zekanın göstergesidir. Anlaşmak ise insan olmanın en temel gereğidir. Ama biz, ne yazık ki toplum olarak konuşamıyoruz. Konuştuklarımız çoğu