Hollanda’da okuyan oğlumu ziyarete gittiğimiz her defasında; bir, bazen birden fazla şehir görmeyi adetimiz haline getirdik. Bu şehirler arasında ilk günden beri, en fazla Lahey’i görmek istedim. Ama bir türlü mevsimi tutturamadık.
Bu kuzey denizi kıyısında, Güney Hollanda eyaletinin başkenti ve devletin yönetim merkezi önemli şehri, isli puslu değil, masmavi bir gökyüzü altında, güneş ışığının değdiği her şeyi güzelleştirdiği haliyle görmek istedim. Doğru zaman artık gelmişti. Mayıs ayı son haftasının en güneşli gününü tespit ettik.
![]()
Yağmursuz, bulutsuz bir gün, gülen bir yüz ve çokça heyecan ile sabah ilk tren ile yola çıktık.
Bir şehre bir gün ayıracaksınız, seçimleriniz çok isabetli olmalı. Görmek istediklerinizin tümü bir güne sığmayabilir. Bu da hayal kırıklığı yaratmamalı. Bir daha gelmek için bir bahane yaratmalı.
Eindhoven’dan hareket eden tren bizi bir buçuk saat sonra Den Haag ( yazının devamında şehrin Hollandaca ismi ile devam edeceğim ) tren istasyonuna ulaştırdı. Trenler uçak kadar pahalı neredeyse.
Ancak, uçağın sunduğu tek görüntü bulutlar iken tren penceresinden dik çatılı, kırmızı tuğlalı, cepheleri oymalı süslemeler ile kaplı tipik Hollanda tarzı evleri izlemek, memeleri süt dolu, sağlıklı ineklerin yemyeşil çimenlerde otladığını görmek, şehir yaşamından bıkmış insanın pastoral yaşam fantezilerini gıdıklıyor.
Merdivenler sallanıyor ama manzaraya değiyor
Den Haag tren istasyonundan çıktığımızda yol bizi şehir merkezine götürüyor. Yüksekliği yirmi sekiz metre olan Binnenhof Gözlem Kulesi’nin merdivenlerinin en tepe noktasına tırmanıyoruz. Burası baya sallantılı, söylemedi demeyin ama sunduğu panoramik şehir görünümü eşsiz.
Bu kule, Hollanda’nın siyasi kalbi olan Binnenhof kompleksinin yenileme çalışmaları sırasında ziyaretçiler için inşa edilmiş. Çalışmalar bittiğinde kaldırılacak. Üç yüz altmış derecelik manzaraya dayanamayıp bolca fotoğraf çekiyoruz, bilgi panoları sayesinde Binnenhof’un tarihi hakkında bilgi edinip, sarı metal merdivenlerden aşağıya iniyoruz.
Yine şehir merkezinde, bir gezgin olarak görmeden geçemeyeceğimiz Hollanda’nın en eski kapalı alışveriş merkezi ( 1885’de açılmış ) De Passage’a götürüyor ayaklarımız bizi. Neo rönesans mimarisi ile cam kubbeleri, zarif kemerleri, oymalı cepheleri ile nefes kesici.
Bir anda kendinizi Milano’daki Galleria Vittorio Emanuelle’e ışınlanmış gibi hissedebilirsiniz. Bu tarihi pasajın içerisinde Apple Store, Mango gibi bilindik markaların mağazalarının yanında oldukça pahalı hediyelik eşya ve yerel ürünler satan dükkanlar da var. Pasajın içerisinde ara sokaklara dalarsanız çok güzel duvar graffitileri görmeniz mümkün. Özellikle kedi sevenlere tavsiyem olur.
![]()
Hava bu kadar güzelken atıştırmalıklarımızı alıp Binnenhof yakınında Hofvijver gölü kıyısında biraz soluklanmak iyi gelir diye düşündük. Niyetimiz Johannes Vermeer’in ‘İnci Küpeli Kız’ tablosunun da yer aldığı Mauritshuis Müzesi’ni ziyaret etmeden biraz şuana kadar gördüklerimizi sindirmek, nefes almaktı.
Nereden bilelim burada hırsız martılar olduğunu. Yoksa albatros mu demeliyim ? Belli ki Atlas okyanusu ile flört eden kuzey denizine yaklaştıkça martıların boyutu baya farklılaşıyor. Elimizde sandviçler yürürken, iri kanatları bize çarparak, aramızdan geçip, oğlumun elindeki sandviçi kapıverdi.
Arkasından bakakaldık. Yaşadığımız şoku atlatmaya çalışırken o iki lokmada koca sandviçi midesine indirivermişti çoktan. Bankta otururken bu şova şahit olan, kahkahalarla gülen yerel izleyici bunun çok rastlanan bir durum olduğunu söyledi. Bizi rahatlatmadı bu durum tabi, hırsız martıya sinirimiz ve hüsranımız geçmedi.
Tek bir müze gezmek için vaktiniz varsa o şansı Mauritshuis Müzesi’ne vermenizi öneririm. 17. Yüzyıl Hollanda resim sanatı ağırlıklı, küçük ama çok kaliteli bir koleksiyon. Binası da en az müze kadar etkileyici. Hollanda’nın altın çağında inşa edilmiş. Başlangıçta bir şehir villası olarak Johan Maurits’in şahsi konutu olarak kullanılmış.
1704 yılında çok büyük bir yangın binanın içini tamamen yok etmiş. 18. yy. başlarında tekrar restore edilmiş. 1822 yılından itibaren Hollanda Devleti’ne ait ve müze olarak kullanılıyor. Rembrandt, Rubens, Frans Hals eserleri kadar bina da bir o kadar dikkat çekici ve kalın pervazlı camlarının bazısından göl manzarası görünüyor.
Modern sanata ve moda&tasarıma ilgi duyuyorsanız Den Haag’deki Gemeentemuseum, ziyaret edilebilecek bir başka müze. Bu ziyaretimizde buraya zaman ayıramadık.
Hayalimdeki kitapçıyı buldum
Güneş iyice yükseldi, turist olarak gittiğim şehirlerde en sevdiğim mekanlar kitapçılar, kafeler, orada yaşayan insanların en çok tercih ettiği yerlere gidip, aralarına karışmak. Kitap karıştırmak, rafların arasında gezmek, okurların tercihlerine bakmak. Bir dost, Lahey’e gidersen The Bookstore café ye uğra mutlaka demişti.
Tavsiyeye iyi ki uyduk dediğim bir yer oldu. Kraliyet Sarayı’na yakın oldukça işlek bir cadde üzerinde bir kitapçı&kafe burası. 100 yılı aşkın bir geçmişe sahip, 1921 yılında ilk kurulduğunda yerden tavana sadece hukuk kitapları satan bir yerken, şuan iç kısmı ev sıcaklığında dekore edilmiş, persian halılar, antika mobilyalar, bolca bitki ve geniş kitap rafları ile sınırsız kitap sunuyor.
Yüz yıl evvel kullanılan hareketli merdivenler ve eski dolaplar aynen korunmuş. İçeri girip derinlere doğru ilerlediğimde arka kısımda bir vaha beni bekliyordu. Şömineli minik bir seraya -kış bahçesi de diyebiliriz.- ulaştım. Çiçekler ve kuş sesleri arasında al kitabını, yumul bir köşeye, dünyadan kop.
Hayalimdeki kitapçıyı Den Haag’da bulacağımı kim bilebilirdi? Geçmişine saygılı, özenle koruyan her kültüre duyduğum derin imrenmeyle buraya bir saatimi ayırıp, havasını ve görüntüsünü hafızama nakşettim.
Bu şehirde en sevdiğim şeylerden bir tanesi diğer gördüğüm Chinatown’lara kıyasla bal dök yala, tertemiz olan Çin mahallesi olması oldu. Benim gözüm karınca gibi bir insan kalabalığına, sokaklarda hazırlanan buram buram kokan sokak lezzetlerine alışmış. Bu beklenti ile gidiyorsanız çok steril bulacaksanız benden söylemesi.
Çin mimarisi tarzında yapılmış geleneksel Çin tak kapısı ve kırmızı fenerleri görmesem Çin mahallesine geldik demezdim. Hollanda’nın en iyi korunmuş Çin mahallelerinden birtanesiymiş. Düşündüğümüz gibi olmadı, buradan elimize yiyecek bir şeyler alır yürümeye devam ederiz, vakit kaybetmeyiz hayalimiz suya düştü, öyle bir yer bulamadık.
Artık iyice yorulan ayaklarımızı dinlendirmek ve cömert güneşten istifade ederken keyif yapmak için Den Haag’ın kalbinde yer alan Büyük Pazar Meydanı anlamına gelen “Grote Markt” a gidiyoruz. Avrupa’da bilirsiniz çok aç oturmayacaksın restauranta, cafeye. Bitersin. Burada öyle olmuyor.
Hollanda’nın hangisini seçsem acaba dedirten birbirinden güzel biralarını köpüklü köpüklü yuvarlıyoruz, önümüzde biranın yanına yakışır atıştırmalıklarımız, onlar da ikiletmeden şak diye geliyor.
Etrafımız cıvıl cıvıl, neşeli, sohbetli insan kalabalığı ile dolu. Keyfimiz gıcır. “Hayat ne güzel ya” dedirten anlar. Büyük şans eseri bulduğumuz yeri bırakmak istemiyoruz, ama güneşte yavaş yavaş batışına doğru ışınlarını yumuşatıyor.
![]()
Yeni yıl dalışı sahili Scheveningen Plajı’ndayız
Buraya kadar gelip deniz havası almadan dönülür mü ? Bir numaralı tramvay ( dokuz ve onbir numara da gidiyor ) ile üç dakikada iyot kokusunun kucağındayız. Şehir merkezine beş kilometre uzaklıkta deniz kıyısı. Yürüyerek ya da bisiklet kiralayarak da gidebilirsiniz.
Tramvay varken yolda geçireğimiz zamanı orada geçirmek daha güzel oldu. Upuzun bir sahil şeridi ve tabi ki sahil boyunca restarurantlar, serin bir şeyler içebileceğiniz cafeler, dondurmacılar, hediyelik ya da denizlik eşya satan dükkanlar ile dolu. Scheveningen İskelesi ( De Pier ) üzerine çıkarsanız rüzgar biraz daha kesiliyor ve burada da restaurantlar, dükkanlar, dönme dolap ( Ferris Wheel ) ve hatta artık çalışmayan – ya da biz oradayken kapalıydı – bungee jumping alanı var.
Nefesiniz sağlamsa bungee jumping alanının olduğu en üst merdivene kadar tırmanırsanız oradan göz alabildiğince uzanan sahil manzarası ve dönme dolabın tadını çıkartırsınız. Scheveningen Plajı, “yeni yıl dalışı” diye bilinen ( Nieuwjaarsduik ) 1 Ocak sabahı binlerce kişinin koşarak kendini Kuzey Denizi’nin buz gibi sularına bıraktığı yer olarak da biliniyor.
İlk 1960’larda başlayan bu etkinlik 1990’larda büyük bir etkinlik haline gelmiş. Yeni bir yıla tazelenmiş olarak başlamak anlamı taşıyor. Fikir hoş, cesaret edenlerin ve yeni yıla tazelenmiş olarak girmek isteyenlerin bilgisine.
Caz bizi uğurladı ama ayrılmak zordu
Bir numaralı tramvay ile şehir merkezine tekrar geri dönüyoruz. Gündüz The Bookstore Café’nin tam karşısında beni heyecanlandıran, gözüme kestirdiğim Jazz Coffe & Wines artık açılmıştır, belki bir canlı performans yakalarız diyorum.
Ve yanılmamışım, şanslı günümüzdeyiz, barda kalmış son iki bar sandalyesine yerleşirken, kulaklarımız saksafon, çello ve klasik gitardan yayılan Stan Getz ezgileri ile doldu. Den Haag’da geçirdiğimiz son saatler, pastanın üzerindeki krema gibi oldu. Şehir tüm duyularımıza hitap etti, bizi mest ederek uğurladı.
Dönüş için son treni yakalayacağımızı hiç tahmin etmemiştik. Daha erken döneriz demiştik ama doyamadık. Bir insan gibi sevdim bu şehri. İlk görüşte kanım kaynadı sebepsizce. Yanında biraz daha kalmak, daha çok tanımak istedim. Çekimine kapıldım. Bu kadar beklediğime değdi dedim bir yandan. En güzel zamanda tanıştık.
Yazın müjdecisi bir günde.
Aslı Erten Çokça









