Bir zirvenin konusu kadar o zirvenin katılımcıları ve temsil ettikleri kurumlar, nasıl bir yaklaşım ve ne gibi sonuçlar alınacağının ipuçlarını verir. Bir de belki ismi!.. ‘Taraflar Konferansı’ (Conference of the Parties-COP) isimli bir zirveden çözüm odaklı olmasından çok, bir pazarlıklar silsilesi beklemek gerekir sanırım.

İster küresel iklim kriziyle yüzleşiyor olalım, ister adım adım yaklaşan doğal felaketlerle!
Devletlerin, sektörlerin, uluslarötesi şirketlerin kendi ajandaları vardır, ondan sonrası ise teferruattır! Önce COP29’daki katılımcı profilinden bir örnek vereyim, ne demek istediğimi anlayacaksınız: Geçtiğimiz yıl Azerbaycan’nın başkenti Bakü’de düzenlenen zirveye bin 773 kömür, petrol ve doğalgaz sektörü lobicisi katılmıştı. Son COP zirvesinden bir başka örnekle devam edeyim.
10-21 Kasım tarihlerinde Brezilya’nın Amazon bölgesinde yer alan şehirlerinden Belém’de düzenlenen ve ‘Gerçeğin COP’u’ olarak adlandırılan COP30’da, Türkiye’yi Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz temsil etti. Müzakerelere Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Başkan Yardımcısı ve İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Fatma Varank ve İklim Değişikliği Başkanı Prof. Dr. Halil Hasar katıldı.
Bu kişilerin yer aldığı hükûmet inatla düşük kalorili linyit yakan termik santralleri destekliyor. Yine COP30’un gündemlerinde yer alan ormanların korunması ve geliştirilmesi meselesi var ki, ne yazık ki aynı hükûmet Türkiye’deki orman alanlarını maden şirketlerinin kullanımına açıyor.
Yenilenebilir enerji kaynaklarına önem vermiyor değiller, ancak enerji gereksinimi sebebiyle ülke taahhütlerini tuturamayacaklarını bile bile imzalar atmaktan imtina etmiyorlar!
Yine de en kötü örnek değil Türkiye… Zirveye ülkemizden pek çok sivil toplum kuruluşlarından, belediyelerden, iş dünyasından ve medyadan temsilciler de katıldı. Katılım hiç fena değil, en azından nicel olarak; 328 kişiyle en fazla katılımcısı olan 15’inci ülke olduk! TC İklim Değişikliği Başkanlığı’nın internet sitesine bakarsanız, performansımız şahane!
‘BUGÜNE KADAR YAPAMADIKLARIMIZ YAPAMAYACAKLARIMIZIN GARANTİSİDİR!’
Şimdi şöyle bir COP’un tarihine göz atalım… Biraz ‘bu kadar acil sorun varken, zaman nasıl kaybedilir’ üzerine bir vaka analizi yapar gibi…
COP, Birleşmiş Milletler’in 1992 yılında kabul ettiği ‘İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ çerçevesinde, her yıl düzenlenen küresel bir iklim zirvesi. Amacı, dünyanın hemen her ülkesini bir araya getirerek iklim krizine karşı ortak çözümler geliştirmek.
İlki, 1995 yılında Almanya’da, Berlin’de düzenlendi. O günden bu yana 30 COP zirvesi, devletlerin seragazı emisyonlarını azaltma, iklim finansmanını artırma ve iklim adaletini sağlama konularında müzakere yürüttüğü uluslararası platform oldu. Ve hemen hepsinde de ‘dağ fare doğurdu’!
İLK ZİRVE ANLAŞMAZLIKLAR VE CEPHELEŞMEYLE SONUÇLANDI
COP1, o zamanlar Almanya Çevre Bakanı olan Angela Merkel’in başkanlığında, 117 taraf ve 53 gözlemci ülkenin katılımıyla gerçekleşti. Odak, iklim değişikliğine karşı mücadeleyi artırmayı hedefleyen küresel bir müzakerenin başlatılmasıydı.
Önlemlerin hayata geçebilmesi için gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin farklı uygulamalara yönelmesi yönündeki öneriler, sonraki yıllarda yoğunlaşacak pek çok tartışmayı da gündeme getirecekti. Gelişmekte olan ülkeler, iklim krizinden gelişmiş ülkeleri sorumlu tutarken, başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkeler emisyon azaltımı konusunda kendilerine daha fazla sorumluluk yüklenmesine yan çiziyordu.
Zirvenin önerdiği çözüm, gelişmiş ülkelerin kendi emisyonlarında köklü değişiklikler yapmaları yerine, gelişmekte olan ülkelerin sürdürülebilir büyümelerini destekleyecek çeşitli yardımlar sağlamaları yönündeydi. Pek de bir işe yaramayacak olan ve hazırlanması uzun yıllar sürecek çeşitli iklim fonları işte bu vesileyle gündeme geldi.
EN BÜYÜK OYUNBOZAN: ABD
İsviçre’de yapılan COP2 zirvesinde, ABD ilk kez bağlayıcı emisyon azaltımının gerekliliğini kabul etti. Ancak bir şartla; keyfine göre olması kaydıyla!.. Taahhütlerin yalnızca gönüllülük esasına dayanması, hedeflere ulaşmanın imkânsızlığından başka bir şey demek değildi.
Bu çözümsüzlüğü gidermek için Japonya’da Kyoto kentinde düzenlenen COP3’te ‘bağlayıcılık’ ana gündem maddesi oldu. Kyoto Protokolü, gelişmiş ülkelere 2012’ye kadar seragazı emisyonlarını yüzde 5 azaltma yükümlülüğü getirdi. Çin’in de aralarında bulunduğu gelişmekte olan ülkelerin ise yalnızca yıllık emisyon envanteri sunmaları yeterli olacaktı.
Tabii ABD itiraz etti, Kyoto Protokolü’nü ancak bir sonraki zirvede, yani COP4’te kabul etti. COP5’te protokolün uygulama ayrıntıları belirlendi, COP6’da ABD dışındaki tüm ülkeler protokolün mekanizmaları üzerinde uzlaştı.
Emisyonlarını azaltması gereken ABD, zirve tarihinin ilk krizine yol açarak Kyoto Protokolü’nden çekildi. Dönemin ABD Başkanı George W. Bush, çekilme kararını “Milyonlarca vatandaşımızı işsiz bırakacak çürük bir uluslararası anlaşmaya milletimizi teslim etmeyeceğim” sözleriyle duyurdu. Bu size şimdiki ABD Başkanı Donald Trump’ın söylemlerini anımsatıyor değil mi?
YEDİ ZİRVE PROTOKOLÜN AYRINTILARINDA BOĞULDU
COP7, COP8 ve COP9, Kyoto Protokolü’nün teknik ayrıntıları ve tarafları nihaî bir anlaşmaya ikna etmeye çalışmakla geçti. 2004’e gelindiğinde, yeterli sayıda gelişmiş ülke onaylamadığı için Kyoto Protokolü hâlâ yürürlüğe girmemişti. Sorun, Rusya’nın 18 Kasım 2004’teki onayıyla çözüldü.
Çözüldü derken, kâğıt üzerinde!.. Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te gerçekleşen COP10’un en önemli gündem maddesi yine bu protokoldü. COP11, COP12, COP13 ve COP14 zirveleri, Kyoto Protokolü’nü kabul etmeyen ülkelerle müzakereler, emisyon azaltım çabaları ve çeşitli fon çalışmalarına odaklandı. Böylece birkaç yıl daha kaybedildi.
MUTABAKATLAR, ANLAŞMALAR YİNE ANLAŞMALAR DERKEN…
Kyoto Protokolü’nün birinci taahhüt döneminin 2012’de sona ermesinin ardından, yerine geçecek yeni küresel iklim anlaşmasının kapsamını tartışmak üzere toplanan COP15’e katılım gayet yüksekti.
İklim fonları için bir dönüm noktası olarak kabul edilen Kopenhag Mutabakatı kapsamında gelişmiş ülkeler 2020’ye kadar, gelişmekte olan ülkelere emisyonlarını azaltmaları ve iklim krizine karşı dirençlerini artırmaları için yıllık 100 milyar dolar sağlama taahhüdünde bulundu.
2010’da yapılan COP16’da taraflar sanayi öncesi seviyelere göre küresel ısınmayı 2oC ile sınırlandırmayı amaçlayan Cancun Anlaşmaları’nı kabul etti.
COP17 ve COP18’deki görüşmeler, Dünya Bankası tarafından hazırlanan ve küresel ısınmanın 2100 yılına kadar 4oC’yi bulacağını öngören raporu doğrultusunda şekillendi. Ki bu öngörü, insanlık için büyük bir felaket anlamına geliyordu.
Taraflar, Kyoto Protokolü’nün ikinci dönemini ve yasal bağlayıcılığı olan yeni bir anlaşmayı müzakere ederken, Paris Anlaşması’nın temelleri de bu müzakereler sırasında atıldı.
COP19’da, iklim değişikliği kaynaklı aşırı hava anomalilerinin yol açtığı zararlar ele alındı. Taraflar, bu kapsamda Varşova Uluslararası Kayıp ve Zarar Mekanizması’nın kurulmasına karar verdi.
COP21’İN 1.5OC HEDEFİ: SADECE BİR HAYAL
Paris’te 2015’te düzenlenen COP21, yıllardır süren görüşmelerin ardından somut bir hedef belirlenmesi amacını taşıyordu. 1997’den bu yana iklim değişikliğine ilişkin tüm ülkelere yasal bağlayıcılık getiren ilk uluslararası belge olan Paris İklim Anlaşması böylece imzalandı.
Anlaşma, yaklaşık bir yıl sonra, 189 ülkenin onayıyla yürürlüğe girdi. Küresel ısınmayı 2oC’nin altında tutmayı, mümkünse 1.5oC’de sınırlamayı hedefleyen anlaşma, bu hedefe ulaşmak için ülkeleri en kısa sürede emisyon azaltım planlarını içeren Ulusal Niyet Beyanlarını (Nationally Determined Contributions-NDC) sunmaya çağırıyordu.
2016’da Fas’ın Marakeş kentinde düzenlenen COP22’nin gündemi Paris Anlaşması’nın uygulanmasını hızlandırmaktı, ancak çok büyük bir engel vardı. ABD Başkanı Donald Trump, iklim değişikliğinin gerçek olduğuna inanmıyordu! Trump, bir yıl sonra düzenlenen COP23 öncesinde ABD’nin Paris Anlaşması’ndan çekilmesini öngören kararnameye imza attı.
2018’deki COP24’te taraflar, Paris Anlaşması’nın 2020’de yürürlüğe girecek maddelerine son halini vermek için toplandı. COP25’in gündemi, Paris Anlaşması kapsamında piyasa mekanizmaları ve işbirliği faaliyetlerini tamamlamaktı. Karbon ticareti, uzun vadeli finansman ve şeffaflık konuları çözülmemiş sorunlar arasında yer alıyordu.
KÖMÜR KULLANIMINI AZALTMAK İLK KEZ GÜNDEME ALINMIŞ OLDU
Bu kez de pandemi her şeyi alt üst etti. Covid-19 salgını nedeniyle bir yıl ertelenerek 2021’de düzenlenen COP26’nın gündeminde, seragazı etkisiyle küresel ısınmayı artıran metan gazı emisyonlarının azaltılması vardı. O yıl göreve başlayan ABD Başkanı Joe Biden, Paris Anlaşması’na ABD’nin yeniden katıldığını ve 2030’a kadar metan emisyonlarını yüzde 30 azaltma taahhüdünde bulunduklarını açıkladı.
Bir COP zirvesinde ilk kez küresel ısınmayı artıran kömür kullanımı tartışıldı ve özellikle Çin ve Hindistan’a kademeli olarak fosil yakıt kullanımını azaltmaları çağrısı yapıldı.
Pandeminin ardından COP27, Rusya-Ukrayna savaşının gölgesinde başladı. Zirvede daha çok Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası ortaya çıkan enerji ve gıda krizi konuşuldu.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Dubai kentinde 2023 yılında düzenlenen COP28’de, iklim krizine karşı savunmasız ülkelerin kayıpları ve zararları için yeni fonlar oluşturulması gündeme geldi.
Zirve sonunda, BAE’nin 100 milyon dolarlık katkısıyla birlikte taahhüt edilen toplam miktar 700 milyon dolara ulaştı. İlk kez bir COP zirvesinin sonuç bildirgesinde fosil yakıtlara atıfta bulunularak 2050 net sıfır hedefi için fosil yakıtlardan adil ve hızlı şekilde uzaklaşma çağrısı yapıldı.
2030’A KADAR 584 MİLYAR TOPLAMDA 6.8 TRİLYON DOLAR
Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen COP29’da hedef, iklim eylemi için ‘Yeni Toplu Nicel Hedef’in (New Collective Quantified Goal-NCQG) belirlenmesiydi.
NCQG hedefi üzerine yayımlanan sonuç bildirgesinde, gelişmekte olan ülkelerin Ulusal Katkı Beyanları (NDC) raporları referans gösterilerek bu ülkelerin ihtiyaç duyduğu iklim finansmanı gereksiniminin 2030’a kadar yıllık 455 ila 584 milyar dolar, toplamda ise 5.1 trilyon dolar ila 6.8 trilyon dolar civarında olduğu kaydedilse de 2035’e kadar yıllık en az 300 milyar dolar fon hedefi açıklandı. Yani olmayacak duaya amin gibi bir sonuç!
İklim krizi karşısında savunmasız ülkelerin zorluklarına vurgu yapılan zirvede, en az gelişmiş ülkelerle küçük ada devletlerinin iklim mücadelelerindeki ihtiyaçlarının desteklenmesinin önemine dikkat çekildi.
2035’E KADAR EN AZ 2.4 TRİLYON DOLARLIK YATIRIM YAPILMASI GEREK
Bugünkü zorluk, 2015’te Paris İklim Anlaşması’nın imzalandığı zamandan daha karmaşık. O zamanlar, 100 milyar dolarlık rakam büyük ölçüde keyfiydi ve gerçek yatırım ihtiyaçlarının tam bir analizine dayanmıyordu. Buna karşılık, COP29’un gerçek maliyetleri tahmin etmesi ve ne kadar dış finansmana ihtiyaç duyulacağını belirlemesi gerekiyordu.
Bağımsız Üst Düzey İklim Finansmanı Uzman Grubu’nun (Independent High Level Expert Group-IHLEG) hazırladığı bir rapora göre, Çin hariç gelişmekte olan ülkelerin 2035 yılına kadar 2.4-3.3 trilyon dolarlık iklim yatırımına ihtiyacı olacak.
Mevcut yatırımlar yeşil dönüşüme aktarılsa bile, 2030 yılına kadar 1 trilyon dolarlık bir açık oluşacak ve bu açık 2035 yılına kadar 1.3 trilyon dolara yükselecek. Bu açığı kapatmak için dış finansman gerekecek.
MESELE HER ZAMANKİ GİBİ PARA
İşte gerekli finansmanın hacmi üç aşağı beş yukarı bu… Peki bu yükün altına girmek konusunda istekli olan ülkeler?.. Orası karışık işte! Bu küresel ekonomik belirsizlikler içerisinde katkıların gönüllülük esasına dayanıyor olması, finansmanın asla sağlanamayacağını gösteriyor.
Ayrıca bazı kalemlerin kredi olarak sağlanması kararı, gelişmekte olan ülkelerin tepkisine neden oluyor. Bu olumsuzlukları kenarda bırakan daha önemli bir şey var. İİkinci kez ABD Başkanı seçilen Donald Trump’ın göreve başlar başlamaz ülkesini Paris Anlaşması’ndan çekti.
Washington, 27 Ocak 2026’dan itibaren Paris İklim Anlaşması’na taraf olmayacağını iletti.
Belki de en olumsuz koşullarda toplanan zirve COP30 oldu. Brezilya’nın Belém kentinde düzenlenen zirvenin ana gündem maddelerinin başında Amazon Ormanları’nın korunması ve ülkelerin 2025 sonuna kadar sunmaları gereken NDC’ler yer alıyordu.
Diğer gündem maddelerine gelince… İlk sırada emisyon azaltım hedefleri ve emisyon azaltım açığı vardı. Bu yıl, ülkelerin 2035 için güncellenmiş NDC’leri sundukları yıldı. Şu ana kadar küresel emisyonların yüzde 63’ünü temsil eden 74 ülke NDC’lerini teslim etti. Maalesef şu ana kadar teslim edilenlerle 1.5 °C hedefini tutturmak mümkün değil.
ORMANLAR İÇİN YETERLİ OLMASA DA İYİ BİR HABER
COP30’a ev sahipliği yapan Brezilya, Amazon ormanlarının büyük bir kısmını da sınırları içinde bulunduruyor. Zirvede, ormancılık, arazi kullanımı, biyoçeşitlilik ve orman yutak kapasiteleri konuları konusunda kararlar alındı. Belki de en somut adımlardan biri bu oldu.
Özellikle emisyon azaltımı kapsamında enerji dönüşümü kritik öneme sahip. COP28’de yenilenebilir enerji kapasiteni üçe katlama kararından iki yıl sonra bu yıl enerji geçişi, adil dönüşüm konuları müzakerelerin odağındaydı ama net bir sonuca ulaşıldığı söylenemez.
COP29’da iklim değişikliğiyle mücadelenin finansmanı konusunda kararlar alınmıştı. COP30’da bu kararlar ışığında gelişmekte olan ülkelere destek, finans mekanizmaları konularıyla ilgili müzakereler yapıldı. Bu konuda da kesinleşmiş bir karardan çok temenniler var.
Aslına bakarsanız, COP zirvelerini yorumlarken nereden baktığınız önemli… Eğer ki 1.5oC hedefinin imkânsız olduğunu, 2oC’yi bile tutturamayacak bir gezegende, çok acil ve yaptırımlara dayalı önlemler alınmazsa büyük bir yıkımla karşılaşacağımız gerçeğini bir köşeye bırakıp ‘mış gibi’ yapacaksak, o zaman küresel finansın sesi Financial Times’taki yorumla avunabiliriz.
İşte o yorum: “Brezilya, COP30’u ticaret ve iklim alanlarında kesinlikle artan gerilimlerin tartışılacağı bir forumu hayata geçirmek için kullandı. Bir başka tartışma kulübü daha mı? Belki, ama somut ekonomik gerçeklerin, sıklıkla bu tür kaygılardan çok uzak gerçekleşiyor gibi görünen bir sürece dahil olduğunu görmek ferahlatıcıydı.
Aynı şekilde ülkeler, enerji dönüşümü için kritik mineralleri resmî COP müzakerelerine dahil etme yönünde nadir görülen bir girişimde bulundular. Ayrıca, tropikal ormanların korunması için 5.5 milyar dolarlık çığır açıcı bir fon hayata geçirildi”.
YEŞİL YATIRIMLARDA HAREKETLİLİK ARTIYOR
Alman gazetesi Der Tagesspiegel henüz her şeyin kaybedilmediği yorumunda bulunuyor: “İki yıl önce Dubai’de düzenlenen COP28’de umut verici bir süreç başlamıştı: Ülkeler 2030 yılına kadar yenilenebilir enerji kapasitelerini üç, enerji verimliliklerini ise iki katına çıkarmayı, metan emisyonlarını da yüzde 30 oranında azaltmayı taahhüt etmişti.
Bağlayıcı COP kararları olmasa da güneş panelleri ve bataryalar gibi başlıklarda hızla düşen maliyetlerle teknolojik ilerlemenin itici gücüyle, Çin ve ABD gibi en büyük emisyon üreticisi ülkelerde bile piyasalar şimdiden bu yöne evriliyor.
Reel ekonomideki gelişmeler uzun vadede uluslararası anlaşmalardan daha etkili olabilir. Dolayısıyla, iklim koruma mücadelesi zirvelerde kusursuz sonuçlar elde edilmese de başarıya ulaşabilir.”
İtalyan gazetesi Avvenire’nin yorumu ise pek umut içermiyor: “Amazon Zirvesi, mevcut küresel durumun dramatik boyutunu yanlış anlaşılmayacak şekilde gözler önüne serdi. Bir avuç güçlü aktörün tanımak istemediği o gerçeklik -çünkü bu gerçeklik, dünyanın geri kalanınınkilerle örtüşmeyen kendi çıkarlarına ters düşüyor.
Bu yeni bir şey değil. Ancak daha önce -en azından İkinci Dünya Savaşı’ndan beri- hiç tekil çıkarlar kamu yararıyla bu kadar bağdaşmaz olmamıştı. 70 yılı aşkın sürede inşa edilen kırılgan küresel kurumsal mimari, parça parça çökme tehdidi altında. COP30 da bunu açıkça gösterdi.
Ancak zirve, sisteme bir başka ve muhtemelen de belirleyici darbeyi indirmeyi reddetti: İklim diplomasisi, geriye kalan az sayıdaki çok taraflı hareket alanlarından biri.”
SONUÇTAN MEMNUN OLAN PEK KİMSE YOK
Konunun uzmanlarının da canı sıkkın… Almanya’daki Institut für Klimafolgenforschung (Potsdam İklim Etkisi Araştırma Enstitüsü) Direktörü Johan Rockström, aslında herhangi bir somut ilerleme kaydedilmediğini şu sözlerle özetlemiş: “Uygulama için fosil yakıtların aşamalı olarak kullanımdan kaldırılmasını hızlandıracak somut yol haritalarına ihtiyaç var ve biz ikisini de elde edemedik”.
Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, X’te yaptığı bir paylaşımda, “COP 30 bildirgesinde bunu kabul etmiyorum. Bilimin de belirttiği gibi, iklim krizinin nedeninin sermayenin kullandığı fosil yakıtlar olduğu açıkça belirtilmiyor. Bu söylenmezse, gerisi ikiyüzlülüktür” yorumunu yapıyor.
Son sözü de zirvenin ev sahibine bırakalım… COP30 Başkanı ve Brezilya Dışişleri Bakanlığı İklim, Enerji ve Çevre Sekreteri André Corrêa do Lago, iklim görüşmeleri öncesinde iddialı hedefler ortaya koyduktan sonra hayal kırıklığı yaşadıklarını kabul ediyor.
Son oturumun açılışında “Sivil toplumunun iklim değişikliğiyle mücadele için bizden daha fazlasını talep edeceğini biliyorum” sözleriyle pek bir somut adım atılamadığını kabul etmiş ve COP başkanlığı döneminde daha fazla eylem yapılması için baskı yapma sözü vermiş.
İşte topyekûn bir felakete giderken, insanlığın serencamı üç aşağı beş yukarı böyle…
Süleyman Karan






