Şanssızlık dediğiniz farkında olmadığınız bir başka kazançtır

Kimimiz çok şanslı, kimimiz ise şanssız kullar mıyız?

Hayatın; tesadüflerin getirdiği rastlantılarla mı, yoksa daha önceden bilgimiz dışında plânlanmış bir program dahilinde mi yaşandığına inanırsınız? Belki bunu hiç kurcalamak istememiş olabilirsiniz. Belki her ikisinin de iç içe geçmişliğini tecrübe etmişsinizdir. Ya da kaderciliğe teslimiyeti kabullenmiş ve kendinizin hiç bir seçim şansı olmadığını kabullenmişsinizdir.  Kiminiz “çok şanslı” olduğunuzla gururlanıyorsunuzdur. Kiminiz ise “Allah’ın şanssız, talihsiz kulu” olduğunuzdan yakınıyorsunuzdur. Ne var ki; bunlardan hangisi yaşam felsefemize uyarsa uysun, kesin bir şey var; o da her seçtiğimiz gibi, her seçemediğimizin de bize her daim alternatif yeni seçenekler sunmakta olduğu.  Sadece her birimizin bu konudaki farkındalığı aynı olmuyor.  Hâtta kimimiz hiç farkında değil.

Kazanamadıklarımız yeniye yer açıyor…

Kazandığımıza veya şansımızdan dolayı sahiplendiğimize inandığımız her gelişme, her imkân nasıl yeni bir seçenek, yeni bir olanak değerinde karşımıza çıkıyorsa, aynı şekilde; kazanamadığımız, kaybettiğimiz veya bize hak görülmediğine inandığımız ne varsa, henüz farkında olmadığımız yeni tanımlamalara kendi anlamlarıyla gelmesi için yer açıyor… ve bu anlamın içinde hiç  düşlemediğimiz, hiç hayâlini kurmadığımız, hâtta varlığından dahi haberdar olmadığımız bambaşka seçenekler saklanıyor.  Elimizden kaçan her fırsat, kavuşamadığımız her hayâl bize düşlerimizi yenilememiz,  bambaşka umutlarla yeni yolculuklara çıkmamız için imkân veriyor.

İnsan negatifleri görür

Ancak, insanın genel olarak karakterinde negatif süreçlerden sonra bedbinlik, kızgınlık, hayâl kırıklığı, pes etme gibi duygular galip geldiğinden bu imkânları görmüyor, göremiyor.  Keza, kişi bir fırsatı gönül rızası ile göz ardı ettiği veya elinin tersiyle ittiği  durumlarda farklı yeniliklere açılmakta daha umutlu  oluyor da, arzu etmesine rağmen kavuşmaktan ırak kaldıkları moralini bozuyor ve o sırada yanı başında açılmak için  bekleyen kapıları sezemiyor. O kapılar da ardına kadar açık olmuyor tabii ki. Onların kilitleri de,   arzulanmayı, uğruna çaba harcanmayı, sahiplenilmeyi bekliyorlar aralanıp  ardındaki güzelliklerini göstermek için. Ama çok insanın yaşadığı mağlubiyet yorgunluğundan sonra bu çabaya gücü kalmamış oluyor ve o yeni kapıları açamadan, nerelere gittiğini ve kendisine nasıl dünyalar sunacağını bilemeden yanlarından geçip gidiyor.

Hayatta mutluluğu, başarıyı ve huzuru  salt kendi bildiğimiz, tecrübe ettiğimiz veya hayâlini kurduğumuz kadarıyla düşlemekle kalırsak karşımıza çıkabilecek daha enva-i çeşit mutluluğu, başarıyı, huzuru kaçıracağımız kesin. Bunlar; arzuladığımız ve ulaşamadığımızdan daha küçük, daha az gibi görünebilirler ama onları da  büyütmek, çoğaltmak ve zenginleştirmek bizim elimizde. Ulaşamadıklarımızı bizim için o kadar önemli ve değerli kılan yine kendimiz değil miydik? İşte aynen öyle, yaşantımıza alternatif gelen seçim şanslarımızı da yine kendimiz Kaf Dağı’nın tepesine yerleştirebilir, sonra da uzanıp oradan toplayabiliriz.

Şanssızlık denen durumu pozitife çevirin

‘Şanssızlık’ diyebileceğimiz durumları böyle pozitif ve tedavi edici yeni imkânlara çevirmenin en büyük gerekliliği; yaşantımızın, düşündüğümüzün aksine, olumsuz görünen bir yöne döndüğünde fiziksel, ruhsal ve düşünsel paniğe kapılmamak, sakin olup öncelikle içinde olduğumuz ‘an’ı hazmetmek. Böyle ‘an’larda yaşanacak umutsuzluk, kırgınlık, kızgınlık ve  isyan duygularının bizi paralize edeceği, sağduyulu düşünmek ve yorumlamaktan uzak bırakacağı muhakkaktır.

Ne şanssızlığı kabullenmek, ne de kendimize acıyıp ‘an’a hoyratlık etmek çare olur böyle zamanlarda

Tam aksine kör, sağır olur insan ve o ‘şansız’, ‘acı’, ‘zavallı’ an içinde hapsolur, kalır.  Halbûki,  yaşananın yaşanmış olduğunu ve geride bırakılacağını düşünerek enerjimizi bizi mutluluğa  ve kendimizi kazanmanın doyumuna taşıyacak olan seçenekleri yaratmak, olanları görmek, olabilecekleri hissedip onlara doğru yol almak tek çaredir. Bu yeni seçeneklerin; elimizden kaçanların, kaybettiklerimizin yerine geldiklerine değil, onları hak ettiğimiz için bizim olduklarına inanarak değerlendirirsek, şanssızlığımızdan doğan şansın hakkını vermiş oluruz.

Hepinize sevgiyle, sevdiklerinizle ve şanssızlıklarınızdan şans yarattığınız bir hafta diliyorum.

Sevgiyle kalın.

Nermin Bezmen

Paylaş

Son Yazılanlar

Modern Sofraların Unuttuğu Lezzet

Ramazan ayının ruhu, sadece gün boyu süren bir dinginlikte değil, akşamın yaklaşmasıyla birlikte mutfaklardan süzülen o eşsiz kokularda da gizlidir. İftar saati yaklaştıkça şehir susar,

Mavi Vatan’ın Sessiz Çığlığı

Üç tarafı denizlerle çevrili bir coğrafyanın çocuklarıyız. Bu cümle, ilkokul sıralarından itibaren zihnimize kazınan coğrafi bir bilgiden çok daha fazlasını ifade eder aslında. Bizim için

Türkiye’de Nüfus Dengesi Değişiyor

Türkiye’de Nüfus Dengesi Değişiyor: Doğurganlıkta Yeni Dönem Türkiye’de doğum oranları uzun süredir devam eden düşüş eğilimini 2024’te daha da derinleştirdi. Toplam doğurganlık hızının 1,48’e gerilemesiyle

Açlık Bizi Arındırır mı?

Ramazan ayı geldi. Yine aynı tartışmalar: ‘Oruç neyi bozar, neyi bozmaz?’ Ama kimse dönüp şu soruyu sormuyor: Oruç neyi düzeltir? Bir ay boyunca aç kalıyoruz.

Ağırlama Dünyasında Dönüşüm

Antalya’nın dingin bir Şubat sabahında, NEST Kongre Merkezi’ne girdiğimde sadece bir etkinlik alanına değil, sektörün geleceğinin ilmek ilmek işlendiği canlı bir yapıya adım attığımı hissettim.

İki Damla Yaş ve Gözlerde Mahcubiyet

Dost sohbetlerimizin birinde, biraz yaşımıza dokundurmak, biraz da miskin ortamı dürtme fırsatını kaçırmayacak bir dost, ‘durduk yerde gözlerinin yaşarmasından’ yakındı. Olmadık yerde demek istedi daha

Bir Tabak Bize Ne Söyler?

Bir tabağa baktığımızda gerçekten ne görürüz? Sadece yemek mi? Yoksa bir kültürün izlerini,bir toplumun alışkanlıklarını,bir ailenin hikayesini mi? Gastronomi çoğu insanlardan sadece tariflerden ve tekniklerden