Sihirli mineral mi kanserojen madde mi?

Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), her yıl dünyada kanser yapıcı maddeleri özelliklerine göre gruplandırmaktadır. Bu gruplandırma içerisinde kanserojen maddeler listesinde asbest, “kesin kanserojen” tanımlaması ile birinci grupta  yer almaktadır.

Peki siz, kimyasal ve kanserojen asbest maddesini ilk ne zaman duydunuz?

6 Şubat, büyük Maraş depremi ! Bize en büyük çaresizliği yaşatan bu tarih, 14 Mayıs günü Stockholm sendromu ile bize en büyük şoku yaşattı diyebilir miyiz ? Kesinlikle EVET ! Hala etkisi devam eden bu durum karşımıza birçok psikolojik sorun çıkarırken deprem sonrası yıkılan evlerden etrafa yayılan asbestler kronik birçok sağlık sorununu gündeme getirdi.

Deprem sonrası yıkılan evlerin altında canlarımız kaldı çok üzüldük. Şimdi ise konu, sağ kalan canların asbest ile yitirilecek olması. Asbest maddesini daha önce kesinlikle duyduk sevgili okuyucularım, bundan çok değil 15 yıl önceye kadar sihirli mineral olarak ticari piyasaya sunulan asbestten beklenti oldukça büyüktü. Fakat kimyasal yapısı ve kanser ile doğrudan ilişkilendirilebilecek olması kısa vadede öngürülemiyordu.

Çünkü tıbbi tablosu (araştırmalar ve makaleler ile yeterince desteklenmemişti ) örnek olarak covid19 aşısı uygulanırken yeterli araştırma yoktu fakat önü alınamaz, her geçen gün daha da artan ölümler maalesef aşıyı mecburi kıldı. Ve şu an birbirinden farklı birçok komplikasyon ile epigenetik tablolarını gözlemlemekteyiz.

Dönelim asbeste başta inşaat sektöründe olmak üzere birçok endüstriyel alanda kullanılan, silikat bileşiminde lifsi yapıya sahip olan bir maddedir.

Fakat kimyasal bir madde olan asbest özellikle akciğer rahatsızlarının oluşumunda ve başta akciğer kanseri olmak üzere birçok onkoloji vakalarına neden olduğu ve olağan onkoloji durumunu (yapısı bozulmuş hücre dokusu) yapısını artırdığı kanıtlanmış bir maddedir.

Neden asbest?

Sıcaklığa dayanıklılığı, ısı izolasyonu sağlaması nedeniyle sıklıkla kullanılan asbest, inşaat sektörünün en önemli kimyasal maddelerinden biri olarak görülmektedir. İyi birçok yanı olan bu maddenin (madalyonun) diğer bir yüzü yok mudur her zaman? Asbest bunca kullanışlılığının yanı sıra son derece kanserojen bir maddedir. Solunum yoluyla vücuda girmektedir.

Nasıl korunacağız asbesttenve bizi kim koruyacak asbestin zararlarından?

Önce kendimiz korunacağız. Sonra o bölgenin sağlık ve devlet yetkilileri ve daha sonrasına gerek kalırsa ki kalacak depremde olduğu gibi… birçok topluluk, sivil toplum örgütleri asbestli bölgeler için uğraşacak ama en önemlisi bölge insanının kendisini korumasıdır. Ülkemizi elim bir yasa boğan bu depremde yıkılan binalardan yükselen tozlar hala atmosfere yayılmaya devam ediyor. Bununla ilgili biz sağlık çalışanları gerekli uyarıları canlı yayınlar, instagram üzerinden sözlü paylaşımlar ile vurguladık, vurguluyoruz.

Fakat durum şu ki; bölgede yıkılmış alanları boşaltırken asbest her yere dağılmış asbest toplanacak atık alan bulunamadığı için boş alan olarak görülen Hatay zeytin ağaçlarının dibine dökülmektedir asbest tozları kireç tozları ile karışık bir şekilde. Bu ne demek biliyor musunuz ? Atmosfere dağılan asbestin toprağı da kirletmesi demek en önemli gıdayı kirletmesi demek.

Her gıda bir GEN ‘dir bu demek oluyor ki doğrudan soluduğumuz hava bastığımız toprak yediğimiz yemek ile asbesti vücudumuza alacağız. Bu bir yönetimin kendi eliyle halkını hasta etmesi demektir. Topla-tüfekle, savaşla değil gelecekteki siyasi savaşlar hastalıklar üzerinden olacaktır. Bu biz bilim insanlarının öngörüsüdür ki bizim düşmana ihtiyacımız yok biz kendi halkımızı hasta eden bir yönetim sisteminde yıllardır yaşamaktayız.

2010 yılında yasaklandığı bilinen asbest;

2010 yılında Türkiye’de kullanımı yasaklanmış olmasına rağmen yıkılan veya yıkılmış binaların çoğu eski yapı… Atmosfere yayılan ve soluduğumuz hava ile akciğerlerimize taşınan asbest lifleri uzun süre akciğerde kalabiliyor ve kendi adıyla anılan kronik bir hastalık olan asbestozis rahatsızlığına neden oluyor.

Yeterince kirli değil mi?

Sevgili Bi’nevi Gazete okuyucularım, sizce de akciğerlerimiz; endüstriyel atıklar, araba egzozları, fabrika bacalarından çıkan temiz hava(!) ile yeterince dolup taşmıyor mu? Kontrolsüz yıkımlar ve gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması durumu daha da kötüleştirmiyor mu?. Deprem sonrası hasar gören ve yıkılan binaların moloz temizliği esnasında, asbest içeren yapı ve yalıtım malzemelerinin ayrı olarak toplanması, paketlenmesi ve bertaraf edilmesi gerekli iken, ne yazık ki bu işlerin çoğu, geçici işçiler, gönüllüler ve asbestin tehlikelerinin farkında olmayan halkımız tarafından yapıldı.

Unutma!

1999 depreminde arama kurtarma çalışmalarına katılan birçok vatandaşımızda solunum yolu kanseri görüldü. Eğer önlem alınmazsa milletimizin hastalanması yönünden bizleri yine üzecek ağır kayıplarla karşı karşıya kalabiliriz. Ve gelecekte devlet hastaneleri ve özel hastanelere  sağlık faturası ağır yansıyacak hastalık türünden bahsediyorum. Bu süreçte en çok da gelecek nesillerimizin, çocuklarımızın, tertemiz ciğerlerinin düşünülmesi gerekir.

Kanser nedenleri arasında birinci sırada

Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), her yıl dünyada kanser yapıcı maddeleri özelliklerine göre gruplandırmaktadır. Bu gruplandırma içerisinde kanserojen maddeler listesinde asbest, “kesin kanserojen” tanımlaması ile 1. grupta kendine yer bulmuştur. Bu kez de Fransa’ya gidelim. Fransa’ da asbeste bağlı hastalıklardan her yıl yaklaşık 4000 kişi ölüyor ve yapılan araştırmalarda bu sayının her geçen gün giderek arttığını gösteriyor.

İngiltere’de tersane işçisi olan babasının iş elbiselerinden bulaşan asbest nedeniyle kansere yakalanan genç bir kadın, 2007 yılında İngiliz Savunma Bakanlığı’ndan bu olaydan sonra dava açmış ve davayı kazanıp. tazminat almıştır.

Yorum sizde,

Uzman Diyetisyen Esra Şahin

Sağlıcakla kalın.

 

Paylaş

Son Yazılanlar

Bulutlardan Kalan

Benzetmeler, bezemelerle dolup, rotasına aldırışsız hale geliverdiğini gördüğüm kayığımdan, dalgalı bir denizde yanaşmaya niyetlendiğim kıyıya atacağım halatı tutacak, bu yolculuğa son verecek birini arıyordum. Yine

Michelin’de ulusal seçkiye hazır mıyız!

Bu yazı, ne ölçüsüz övgü ne de kolaycı bir eleştiri için. Esas mesele, Michelin Rehberi’nin yarattığı etkileri soğukkanlı bir bakışla değerlendirmek ve doğru soruları sormak.

Şehrin Kalbinde Hatıra Sofrası

İstanbul’un meyhane kültürü, şehrin belleğinde derin izler bırakmış bir yaşam biçimi. Yüzyıllar boyunca dostlukların pekiştiği, edebiyat ve sanat sohbetlerinin yapıldığı, bazen neşenin bazen hüznün paylaşıldığı

Aynayı önce kendimize çevirelim

Doğanın dengesini bozanın köpekler olmadığını hepimiz biliyoruz! Sokaklarda yaşamaya çalışan ve yüzlerce yıldır bizimle birlikte; mahallemizde, okulumuzda ya da kapımızın önünde bizi kollayan, depremlerde kurtarma

Gastronomi Artık Bir Kültür Hareketi

Son yıllarda gastronomi, yalnızca lezzetlerin yarıştığı bir alan olmaktan çıktı. Artık şefler, işletmeler, değerlendirme sistemleri ve festivaller yemek üzerinden toplumsal bir dil kuruyor. Bu dil;

Sinop’ta tarih ve lezzet yolculuğu

GELENEKTEN GÜNÜMÜZE BİR TARİH VE LEZZET YOLCULUĞU Her sene olduğu gibi, Palamutların bolluk döneminde bu sene yine Lakerda Festivali için Sinop’taydık. Kentin zengin balıkçılık kültürünü,

Doğayla Uyumlu Bir Lezzet Anlatısı

İtalya mutfağı, yalnızca lezzet değil; kimlik, kültür ve hafızanın birleşimidir. Her bölge, kendi ürününü ve anlatısını sofraya taşır. Bu çeşitlilik içinde Parma mutfağı, sadeliği zarafetle