Sonbahar melankolisi mi ilhamı mı?

Sonbahar doğanın bütün cömertliği ile kapımızı çaldı. Yazın sıcak güneşi ile olgunlaşan topraklar Eylül ve Ekim aylarında bize tüm bereketlerini sunar. Üzüm hasadı başlar, bağlar toplanır, incir ağaçlarının mis kokulu meyveleri sepetlerimizi doldurur, bereketin simgesi narlar kırmızı tanecikleri ile sofralarımıza renk katar.

Tarlalarda mısır ve sebzeler hasat edilir. Nasıl da özlemişiz bol tuzlu kaynamış, veya kömür üstünde sokak köşelerinde pişen mısırları.

Bu dönem sadece doğanın değişimi ile değil bizim hayatımız için de özel bir anlam taşır

Hasat zamanı aynı zamanda paylaşmanın da zamanıdır. Annelerimizden öğrendik, bahçelerimizden topladığımız her ürünü komşularımıza da dağıtmak gerekliliğini. “Bereket ancak öyle kapımıza gelirmiş” derdi annem.
İstanbul’da belki pek komşuluk olayı kalmadı ama yine de dostlar arasında bu bereket alışverişi hâlâ devam etmekte.

Mutlu oluyorum çünkü Anadolu’nun birçok köyünde bağ bozumu şenlikleri düzenlenir, zeytin hasatları başlar, komşular bir araya gelir. Bu şanslı kişiler arasında bazen bizler de oluyoruz, hep birlikte üzüm topla, pekmez kaynatır, kış hazırlıkları yaparız.

Bu gelenekler, emeğin ve bereketin paylaşıldığında daha değerli olduğunu hepimize hatırlatır. Son yıllarda yapılan festivallerle çok daha fazla kişi bu güzellikleri yakından tanır ve paylaşımın ne kadar önemli olduğunu anlayabilir.

Günümüzde şehir yaşamı bu ritüelleri biraz unutturmuş olsa da sonbahar hâlâ mutfaklarımıza güzel mesajlar verir. Serin Eylül akşamları dost sofraları kurmanın en güzel zamanı. Mevsimin bize hediye ettiği sebze ve meyvelerle hazırlanan yemekler yalnız damak zevkimizi değil ruhumuzu da besler.

Yaz kokularını ve lezzetlerini kışa saklamak amacıyla yapılan reçeller, domates sosları, turşular, mutfağın karanlık köşelerinde istiflenirken yeni toplanan kestaneler, hasat yapılan üzümler, elmalı ve incirli tartlar ve fırından yeni çıkan tarçın kokulu bal kabaklı tatlılar mevsimin ruhunu canlandırır.

Sonbaharın gelmesiyle balık mevsiminin açılması Eylül ayının bize verdiği apayrı bir hediye.
Çingene Palamutlar, lüferler ve mütevazi olmasına rağmen son derece besleyici ve faydalı sardalyalar mutfaklarımıza yerlerini almaya başlarlar.

Sardalya belki ucuz ve ufak bir balık olarak önemsenmez ama omega 3 vitamini içeren en faydalı balıklarımızdan. Fırında ızgarada, limonlu veya domatesli olarak tepside hem kolay hem de çabuk pişen en lezzetli balıklarımızdan .

Doğanın bize sunduğu çeşitliliği değerlendirmek, farklı tatlar keşfetmek ve paylaşmak sadece damak tadımızı değil, yaşam sevincimizi de besler.

Sonbahar melankolik mi, ilham verici mi?

Bence son derece ilham verici çünkü, yeni başlangıçların habercisi, yeni projelerin, yeni hedeflerin gündeme gelmesini sağlayan bir mevsim.

Eylül farklı bir huzur getirir, sonbaharın sessizliği ve doğanın renk değişimi, ilk yağmurların başlaması sanki bir sofra kurup, bağbozumu şarabı ile yeni mevsimi kutlamaya çağrı gibi.

Eylül kutlaması için bir incirli açık tart veya orijinal adıyla galette tarifi yazalım .

İncirli tart
120 gr.tereyağ
200 gr.un
2 çorba kaşığı yoğurt
2 çorba kaşığı şeker
Bir cimcik tuz
2 çorba kaşığı süt veya soğuk su
Bir portakal rendesi
6 incir
Kreması için
400 ml.süt
100 gr.şeker
1 rende portakal
1 yumurta
80 gr.nişasta
1 çorba kaşığı tereyağ

Yapılışı
Önce kremayı hazırlıyoruz. Yumurta, şekeri ve nişastayı iyice karıştırıp ılık sütün içine döküp karıştırıyoruz. Rende portakalı ekleyip kıvam alıncaya kadar sürekli karıştırarak pişiriyoruz. Kıvam aldığında ateşi söndürüp bir çorba kaşığı tereyağı ekliyoruz.

İyice karıştırıp bir yağlı kağıtla üstünü kapatıyoruz.
Hamur için bütün malzemeleri beraber iyice yoğurup yumuşak bir hamur elde ediyoruz. Yuvarlak bir tepsiye dışına taşacak tarzda hamuru yerleştiriyoruz. İçine kremayı döküp dilim dilim kestiğimiz incirleri sırayla diziyoruz.

Tepsinin dışında taşan hamuru incirlerin etrafına kıvırıp 170 derece önceden satılmış fırında pişiriyoruz. Önce tartın üstüne yağlı kağıt yerleştirip son 15 dakikada yağlı kağıdı çıkartıyoruz. Toplam pişirme süresi 40 dakika.

Maria Ekmakçioğlu

Paylaş

Son Yazılanlar

Sadece Survivor oldukları içinmiş

Bizim Uzun sessiz sever, söylemeden, anlatmadan, göstermeden. Hani mahallenin kedileri demiştim ya, Hamza vardı bir tane Uzun’un çaktırmadan sevdiklerinden. Hamza kaçmış, parktan Carefour önüne terfi

Yeni Beslenme Düzeni Ve Gerçekler

Mutfak, sadece yemek pişirilen bir alan değil, aynı zamanda toplumsal kabullerin, bilimsel tartışmaların ve hatta küresel politikaların sessizce harmanlandığı bir laboratuvardır. Uzun yıllardır mutfak kültürümüzün

Sabah bulduğu gibi bırakamamak

Dağa çıkmak, yolunu dağlara çevirme itkisi, her insanın aklına gelmiş, gelmediyse gelecek; arayış, arınma, yüceliş, bağışlanma, uzaklaşma, saklanma gereksinimi ile yöneldiği bir yolculuk tasarımı olsa

Unun, Suyun Ve Sabrın Hikâyesi

İstanbul’un kalbi Nişantaşı’nda, şehir temposunun en yoğun olduğu anlarda bazen durup nefes almak gerekir. Modern hayatın koşturmacası içinde unuttuğumuz o “yavaşlık alanı”, bazen taze bir

Yeni Bir Ekonomi Doğuyor

Türkiye büyük bir hızla yaşlanıyor. 2024’te 65 yaş üstü nüfus 9,1 milyonu aştı. 2030’da yaşlı nüfusun 13 milyona ulaşacağı öngörülüyor. Bu demografik dönüşüm stratejik bir

Gösterişten Sahiciliğe Tabağın Devrimi

Mutfak, geride bıraktığımız on yıl boyunca adeta bir performans sanatları merkezine dönüştü. Masaya gelen tabaklar, lezzetinden ziyade görsel ihtişamıyla, mimari yapısıyla ve şaşırtma kapasitesiyle ölçülür

Bu ülkenin insanlarına ne oluyor?

15 yaşında çocuklar katil oluyor. 15 yaşında çocuklar toprağa giriyor. İnanılır gibi değil ama gerçek. Henüz sakalının tüyü terlememiş bir çocuk, ‘yan baktın’, ‘laf söyledin’,