Cumhuriyet’in bedelini şimdi ödüyoruz

Cumhuriyet Söyleşileri

Nermin Abadan Unat… Hocaların hocası… Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne Türkiye tarihine tanıklık etmiş bir isim. İlk kadın siyaset bilimci, ilk kadın gazetecilerden biri, ilk senatörlerimizden biri, Mülkiye’nin ilk kadın asistanı, ilk kadın doçenti, ilk kadın profesörü… Türkiye’ye “kamuoyu” kavramını getiren kişi, iletişim biliminin kurucularından biri, avukat, kadın ve göç konusunda duayen bir sosyolog… Okumaya âşık…

“Eğer Atatürk’ün yolundaysanız bilin ki o mücadeleden asla vazgeçmedi”

Bugün 102 yaşında ve diyor ki, “Hayatım boyunca hep mücadele ettim. Şimdi gençler çok karamsar, ülkeyi bırakıp gidiyorlar, gençler sanmasın ki Türkiye’de başaramadıklarını yurt dışında başarabilecekler. Eğer Atatürk’ün yolundaysanız bilin ki o mücadeleden asla vazgeçmedi.”

“Türkiye Cumhuriyeti’nin tanıklık ettiğim en zor dönemi bugün” diyen Nermin Hoca’ya nedenini soruyoruz. “Gençler, cevherlerimiz gidiyor. İnsanların ülkeye bağlılığı azalıyor” diyor ve ekliyor, “Bu Cumhuriyet’i kuranlar büyük bedeller ödeyerek bize bir ülke bıraktılar; Cumhuriyet’i, kadın haklarını, inkılapları bize hediye ettiler. Biz ise hediye aldığımız Cumhuriyet’in bedelini şu anda ödüyoruz.”

Cumhuriyet Söyleşileri’nin yeni konuğu Prof. Dr. Nermin Abadan Unat…

Siz Türkiye Cumhuriyeti tarihine tanıklık etmiş birisiniz. Cumhuriyet’in ilk dönemine dair hatırladıklarınızla başlayalım mı?

Benim hayat hikâyemin okumuş olanlar bilirler ki ben yurt dışında doğdum. Avusturya’da. Sonra büyükannem alıp beni İstanbul’a getirdi ama ben Türkçe bilmiyordum. Baba tarafım Boşnak…

Büyükannem beni görmek için İzmir’den gelmişti. Biz o zaman Maçka’da Ralli Apartmanı’nda yaşıyorduk. Hiç unutmuyorum büyükannem beni “Bogami” diye severdi. “Evladım” diye… Sonra büyükannem halamla İzmir’e döndü, ben İstanbul’daydım.

Apartmanın penceresinden dışarıdaki çocuklara bakar, onların okula gittiğini görür, kendim okula gidemediğim için de çok üzülürdüm. Okula gitmek için çok hevesliydim. Apartmandaki komşumuzun iki oğlu dışında arkadaşım da yoktu. Beraber her gün yürüyüşe çıkardık onlarla.

Kaç yaşındasınız o dönemde?

Ben 1921 doğumluyum. O dönemde 6-7 yaşındayım. Annem beni okula göndermiyordu. “Cici çocuklar okula gitmez,” deyip okula göndermezdi. Onun için ben okula hasrettim. Sonra Ralli Apartmanı’ndan Vali Konağı’nda bir konağa taşındık. Şimdi yerinde bir apartman var. O konağın üst katında yalnız bebeklerim için bir odam vardı.

Ama o dönemde en büyük özleminiz okula gitmekti sanırım?

Tabii ama gidemediğim için kendime o bebeklerin arasında kendime bir sınıf yapmıştım. Sonra beni Dame de Sion’a verdiler ama bu kez de orayı hiç sevmedim hatta nefret ettim.

Neden?

Çok kalabalıktı. Rahibeler vardı. Geceleri kocaman bir koğuş yani yatakhanede o çocukların her biri o karyolalara dizilirdi. Hiç sevmezdim. Ben Dame de Sion’da okurken babam aniden vefat etti. Annemle Macaristan’daki üvey ablamın yanına gittik ama ben tekrar okuyabilmek için tek başıma Macaristan’dan Türkiye’ye geldim.

“Ülke Kurtuluş Savaşı’ndan çıkmış, yorgun ancak çocuklar parasız okuyor ve karma bir eğitim var”

Nasıl?

Amcama mektup yazmış, beni Türkiye’ye getirtmesini istemiştim ama o da cevap vermemişti. Türkiye’ye dönmek istememin sebebi de annemin bana “Paramız kalmadı ben seni burada okula gönderemem, sen git daktilo öğren, bir yere sekreter olarak girersin” demesiydi. Macaristan’da annemle kahvelere giderdik ve o kahvelerde Türkiye ile ilgili gazete yazıları vardı.

Orada öğreniyorum ki Türkiye’de okul ücretsiz… Üstelik ülke Kurtuluş Savaşı’ndan çıkmış, yorgun ancak çocuklar parasız okuyor ve karma bir eğitim var. O yazılarda hep bunlar anlatılıyordu. Bunları okuduktan sonra Türkiye’ye gelmek istedim. Annem bir sorun olduğunda konsolosa gidiyordu. Benim de bir gün aklıma esti, mademki kimse bana cevap vermiyor, ben de konsolosa gideyim, dedim. Konsolosun yardımıyla trene binip Türkiye’ye geldim.

“Okula kabul edilince sevinçten uçtum”

Kaç senesiydi?

Ben 1934 yılında gelmiştim Türkiye’ye. Birçok akrabam vardı ama beni istememişlerdi, halam hayatta ama kızı ölmüştü ve hayata küsmüştü. Amcam da bir kadınla beraber yaşıyordu ve beni istememişti. Bütün akrabalarım varlıklıydı ama benimle meşgul olmuyorlardı. İzmir’deki Şefika Halam ise mütevazıydı ancak benimle çok ilgilenmişti. Tahir Amcamın evinde kalırdım, gündüz ise Şefika Halam ile vakit geçiriyordum.

Türkiye’ye geldiğimde tek kelime Türkçe bilmiyordum ama Almanca, İngilizce, Fransızca ve Macarca biliyordum. Okula gidebilmek için ben Türkçe dersi alıyordum, karşılığında ben de yabancı dil dersi veriyordum. Öğrencilerden Türkçe öğreniyordum.

Sabah ben ders verirdim, akşam okuldan sonra öğrenciler bana ders verirdi. Böyle çok heyecanlanıyordum, okula gideceğim diye. Yeterlilik sınavına girmem gerekiyordu, Türkçe seviyem kabul edilirse okula gidebilecektim. Sabah akşam çalışıyordum. Sonra imtihanı verdim ve İzmir Kız Lisesinde okumaya başladım.

Ne hissettiniz okulun ilk günü?

Son derece memnunum tabii ve sevinçten uçuyorum. Müdür, odasına bir sınıf arkadaşımı çağırdı ve “Arkadaşını sınıfa götür” diye onu tembihlemişti.

Türkiye Cumhuriyeti, modern bir ülke…

Siz Türkiye’ye geldiğinizde Türkiye Cumhuriyeti çok gençti. Cumhuriyet’in kazanımları o dönemde nasıl bir ülke yaratmıştı?

Bir kere kadınlar ücretsiz ve karma eğitim alabiliyordu. Çay saatlerimiz vardı, kadın erkek bir arada eğlenebiliyorlardı. Halkevleri vardı, kültür hayatı gelişmişti. Kadınlara başarılı olma fırsatı verilmiş, fırsat eşitliği sunulmuştu.

Erkeklerin şapka giymesi, kadınların başı açık gezmesi halk tarafından çok normal karşılanmıştı. Modern, yeni bir ülke kurulmuştu. Tabii o zaman nüfusumuz çok daha azdı. Şunu da unutmamak lazım, ben İzmir gibi modern bir şehirdeydim. Küçük bir kasabada değildim.

Savaştan çıkmış ve yeniden kurulmuş bir ülkede insanların ruh hali, toplumdaki yaygın düşünce nasıldı?

İnsanlar çok umutluydu, inançlıydı. Kurtuluş Savaşı’nı kazanmanın gururu vardı tabii… Modern bir ülke kurmak büyük başarıydı. Gelecek için son derece ümitliydiler. İzmir Kız Lisesinde fen sınıfından mezun oldum ve daha sonra bizim sınıftan dört profesör çıktı. En yakın arkadaşlarımdan biri Mübeccel Kıray’dı. O zaman soyadı Kıray değildi tabii.

“Ne varsa Atatürk’ün kurduğu ülkede var”

Bugün karamsar bir tablo çizen insanlara ne söylemek istersiniz?

Ben hayatım boyunca hiç mücadele etmekten vazgeçmedim. Şimdiki gençlere de söyleyeceğim şudur ki hayat bir mücadeledir. Sakın vazgeçmeyin. Daima mücadele edeceksiniz. Ülkenizden sakın vazgeçmeyin. Ne varsa Atatürk’ün kurduğu ülkede var. Bunu sakın unutmasınlar. Bugün gençlerin Türkiye’de yapamadıklarını yurtdışında yapabileceklerine inanmaları yanlış… Başarabiliyorlarsa bu ancak Türkiye’de olur.

“Gençler içeriye bakmalı, dışarı değil. Atatürk hep içeriye baktı”

Peki, yurtdışında daha güçlü bir eğitim alma olanağı varsa?

Dışarıdaki gelişmeleri takip etmek evet ama içeriye bakmak lazım… Bugünkü televizyon, medya ve sosyal medya hep dışarısını gösteriyor gençlere. Hâlbuki gençler içeriye bakmalı. Atatürk dışarıya bakmadı ki… İçeriye baktı. Atatürk’ün yolundan gitmeliler.

Atatürk’ün yolunu nasıl tarif edersiniz?

Atatürk hep mücadele etti, mücadelesiz bir zamanı olmadı. Atatürk’ün yolunu takip etmek mücadeleci olmak demektir. Atatürk’ü anlamak için dışarıya bakmamak lazım. Başka hiçbir Müslüman memleket bizim başardığımızı başaramadı. Dışarıya gitmek için değil, içerisi için gelişmeleri takip etmek gerekir. Bugün gençler tarikatlar, mezhepler tarafından sömürülüyor, içlerine kapanıyorlar, konuşmuyorlar, okumuyorlar.

“Gençler iyi olanı örnek almıyorlar”

Bunda gençlerin sorumluluğu nedir, yeterince mücadele etmiyorlar mı?

Evet, uğraşmıyorlar. Kanaat önderleri ya da popüler isimler içinde iyi olanı örnek almıyorlar.

Neden sizce?

Eğitim eksik…

Peki ya eğitim sistemi yeterli olmuyorsa gençler nasıl kendini geliştirecek?

Okuma yazma biliyorsak kendimizi eğitebiliriz. Aradan 100 sene geçmesine rağmen ilk zamanlardaki gibi mezun veremiyorsak onun kabahati bizimdir. Biz suçluyuz. Biz yeteri kadar mücadele etmedik. İnsanların mücadele vermesi ve talep etmesi lazım…

Cumhuriyet’in ilk yıllarından bugüne Türkiye nasıl değişti sizce?

Artık dünya çok küçüldü. Dolayısıyla başka ülkelerin tesiri bize daha kolay ulaşıyor. Ona karşı koymak için de mücadele etmek, duruş sergilemek ve bunun çoğunluğa yayılması lazım… Tabii mücadele etmek bugün, düne göre daha zor.

Sanırım konu zaten burada düğümleniyor. O zaman ne yapacağız?

Daha çok okumak gerekiyor. Bilinç gelişmesi lazım… Tabii ki hayat pahalılığı var, çalışmak için fırsat çok az ve insanların üzerinde dışarıdan çok fazla baskı var. Cumhuriyet kurulurken nüfus daha az olduğu için bu daha kolaydı. Nüfusu az olan ülke daha demokratiktir çünkü daha ferah yaşar. Nüfusu çok olan ülkede o ortamı sağlamak kolay değildir.

Siz göç konusunda bir duayensiniz. Son yıllarda Türkiye’nin aldığı göçler için ne düşünüyorsunuz?

Daha evvel insanlar para kazanmak için bir yerden bir yere gidiyorlardı, şimdi kendi akranları arasında olmak için gidiyorlar. Zaten yetişmiş insanımız az, bir de dışarıya gittiklerinde büsbütün kaybediyoruz. Afganistan, Suriye’den Türkiye’ye gelen mültecileri ise tarikatlar kullanıyor.

Bu durum sizce Türkiye’yi nereye götürür?

Nüfusun yapısı değişecek diye endişe ediliyor, belki gerçekten bu durum nüfus yapısını değiştirebilir ya da değiştirmez ama mühim olan bunun farkına varmaktır.

“Türkiye’nin en zor dönemi bugün”

Siz senatörlük de yapmış bir insansınız. Türkiye Cumhuriyeti’nin sizce en zor dönemi ne zamandı?

Bugün.

Neden?

Çünkü sürekli olarak cevherlerimizi kaybediyoruz. Yani beyin göçü denilen durum yüzünden… Yetişmiş gençlerimiz gidiyor.  Ölçüler de değişti. Dünkü ölçülerle bugünkü ölçüler çok farklı. Ülkeye bağlılığımızı da kaybediyoruz.

“Hediye aldığımız Cumhuriyet’in bedelini şu anda ödüyoruz”

Bu da bizim ödediğimiz bedel sanırım?

O kadar doğru ki bu söylediğiniz… Bu Cumhuriyet’i kuranlar büyük bedeller ödeyerek bize bir ülke bıraktılar; Cumhuriyet’i, kadın haklarını, inkılapları bize hediye ettiler. Biz ise hediye aldığımız Cumhuriyet’in bedelini şu anda ödüyoruz. Mesela tek parti döneminden çok partili döneme geçtikten sonra Atatürk’ün kurduğu Halk Partisi’nde, Atatürk’ten sonra bir değişiklik olmadı.

Bir olayı anlatayım ama tabii üzerinden çok zaman geçti. Rahmetli Yavuz ile evlendiğimde Falih Rıfkı Atay beni Ankara’ya çağırmıştı. İsmet İnönü zamanıydı. Bir gün Ankara’da japone kollu bir bluz giymiştim. Adamın biri koluma yapıştı kıyafetim açık diye ama öyle bir tepki gösterdi ki kolumda adamın el izi çıkmıştı. Sonradan İsmet Paşa’ya bunu söylediğimde, “Hiç merak etme, biz bunlarla baş ederiz” dedi ama baş edilmedi.

“Türkiye’nin yol alması, ilerlemesi düz bir çizgi üzerinde olmaz”

Peki, sizce Türkiye Cumhuriyeti’ni gelecekte ne bekliyor?

Bizim dönemimizde insanlar, ülkeme nasıl faydalı olurum, diye düşünürdü. O yüzden şimdi de geleceğimiz, bu memleketin toprağını, denizini, dağını taşını seven insanların elinde diye düşünüyorum. Türkiye’nin yol alması, ilerlemesi düz bir çizgi üzerinde olmaz. İlerleyeceğiz ama mücadeleye devam ederek… Karamsar olmayacaksınız, karamsar olmak en kolayıdır. Eğer Atatürk’ü örnek alırsanız o hiçbir zaman mücadeleyi bırakmazdı.

Dilek Karagöz

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

 

Paylaş

Son Yazılanlar

Bu dünya sadece bize ait değil ey insan!

Ah almaya inanır mısınız? 1910 yılında sokak köpeklerine yapılan acımasız muamelenin ahının nasıl çıktığını biliyor musunuz? Osmanlı İmparatorluğu’nda, yıl 1911’i gösterdiğinde patlayan Libya ve 1912’de

Ekşi mayanın aşkı Mayadan Tatlar

Farkında mısınız bilemiyorum? Bi’Nevi Gazete’de yazdığım, sizlere tanıtmaya çalıştığım yerler, genel olarak kıyıda köşede kalmış, yol üstü değil de ara sokaklarda yer alan, keşfedilmeyi bekleyen

Benim dertli, küskün ayım mayıs

Ayrıcalıklı yaşanmışlıklarından bize kalanlar bir yana, yılın her ayının zihnimizdeki karşılığı; sınıflarımızın duvarlarına asılmış panodaki resimlerle, yanımız sıra kültürün bağ ve hasadından kalma görüntülerdir. Bu

ABD’de enflasyon düşecek mi?

Borsa İstanbul haftayı 10218 puandan yüzde 0.57 düşüş ile kapattı. 10383 ile yeni rekor geldi. Ons altın haftanın sonuna doğru yeniden toparlandı ve haftayı 60

Eflatun bi başka ruh, bir filozof

Öylece baktım bizimkine, çaresizce, benim için çaresizlik, onsuzluktu, bizimkinin yanımda olamamasıydı, ne hırladım, ne mırladım, “ben sadece seni çok sevdim,” der gibi baktım. Bir tek