Amsterdam’a Bir Şans Daha Verdim

Bir şehre ilk gittiğiniz zaman; bir insanla tanışmak gibi, şehirle bir tanışma, birbirinizi anlama ve kaynaşma dönemi vardır. Bazen ne yaparsanız yapın elinizden bir şey gelmez,  enerjiler tutmuyordur. Benim Amsterdam ile geçen sene ilk tanışmam böyle olmuştu. Isınamadım, sevemedim şehri bir türlü. Ne yapsam olmadı.  Sevmediğim şeylerin toplamı gibiydi sanki. Gürültülü, kalabalık, pis, arsız, şoven, turistik, yapay.

Bu sene ikinci bir şans daha vermek istedim. Bu defa daha çok zaman ayırarak. Nihayetinde çoğunlukla 17. yüzyıldan kalma yapılarıyla,  iç içe geçmiş ay şeklinde kanallarıyla Avrupa’nın en köklü kent dokularından birini barındıran  Amsterdam, bir şansı daha hakkediyordu.

Bu Hollanda gezimde üç günümü sadece Amsterdam’a ayırmaya karar verdim. Şehrin yeni yılı nasıl karşılayacağını da merak ediyordum.

Kaldığım yeri şehir merkezinden seçmedim bu defa. Şehrin güneyinde bir otelde kaldım. Hollanda’nın tüm şehirlerinde ulaşım oldukça pahalı olduğu için üç günlük tramvay biletimi de cebime koydum.

Bir şehri gezmenin en güzel yanı siz de biliyorsunuz ki, toplu taşıma araçlarını kullanmak. Kaldığım bölge, Dam Square ve şehrin merkezinden taban tabana zıt bir yerleşim yeriydi. Burası hala Amsterdam mı diyebilirsiniz. Ben New York Greenwich Village’e benzettim.

Kırmızı tuğlalı birbirinden güzel kapılı apartmanlar, şık ve özgün butikler, hangisine otursam diyerek insanı kararsızlığa sürükleyen cafeler, bistrolar.. Sokaklarında yürümeye ve kaybolmaya doyamadım. Belki ancak Hindistan’da bulabileceğim zengin doğal taşları ile bir yan sokakta karşıma çıkan dükkan beni çok mutlu etti. Şaşırtıcıydı. Vondelpark’da sabah saatlerinde koşu yapan insanları da gördüğümde, şehre daha flörtöz gözlerle bakmaya başladım.

Kışın, burnunuzun ucunu beş dakikada kızartan soğuk havaya ve yapraklarını dökmüş kel ağaçlara rağmen parkta gezmek benim için büyük bir keyif oldu. Parkın etrafında şato görünümlü yüz yıldan yaşlı evlerin siluetinde bir bankta kuğuların süzülüşünü izledim.

Hafta sonları bisikletlerinin arkasında küçük çocukları bağlı koltuklar ile gezen Hollandalı anne babaları takip ederseniz, en iyisinden bir bakeryde kahvaltı etme şansınız artar.  Zira hayatımın en iyi kruvasanlarını Paris’de değil burada yedim.

Bizim lokma tatlısına benzeyen Oliebollenları, üstü çikolata kaplı Bossche Bollenları, kahvenin yanında kıtır kıtır eşlik eden müthiş lezzet Stroopwafelları yemeden dönmeyin. Hollanda fırın ve pasta hane ürünleri konusunda çok iyi. Bu konuda bir ünleri yok ama bu konunun üzerine eğilmeleri gerektiğini düşünüyorum.

Kilolar ne olacak derseniz, bol bol yürüyün. Bir şey kalmıyor günde on beş kilometre ortalama ile yürüdüğünüzde. Akşamları ayaklarınızı tuzlu, sıcak suya basmak istiyorsunuz ama bir kenti keşfetmenin en etkin yolu da yürümek.

Bir diğeri de bisiklet ile gezmek. Hollanda’nın tüm şehirleri dümdüz ve imrendiren bisiklet yolları var ama bu sefer soğuktan dolayı cesaret edemedim.

Amsterdam’ın bütün ünlü müzeleri birbirine yürüme mesafesinde

Otelimden, Amsterdam’ın en önemli müzelerinin birbirine çok yakın olduğu Müzeler Bölgesine doğru yürüyorum. Bu bölgede her biri birbirine yürüme mesafesinde olan dört önemli müze var.

Anne Frank’ın evi, Van Gogh Museum,  Moco Müzesi ( Modern  Sanat Müzesi ) ve tabi ki Jan Steen, Frans Hals ve Rembrandt gibi büyük sanatçıların dört yüzden fazla başyapıtına hayran kalacağınız Rijksmuseum. Bu müzede gördüklerim çok uzun yıllar aklımdan çıkmayacak. Birazdan daha detaylı bahsedeceğim.

Biletlerini oğlumun online dan aldığı Van Gogh müzesinde girişte uzun bir kuyruk var. Amsterdam ziyaretinden evvel gitmek istediğiniz müzelerin biletini online dan alırsanız, bu uzun kuyruklarda perişan olmazsınız. Belki beni de bu uzun kuyruklarda saatlerce beklemediğiniz için bir küçük, minnetle de anarsınız.  

Bu güzel müze için en az yarım gün ayrılması lazım. Delilik ve deha arasında gidip gelen Van Gogh’un sanat yolculuğuna, duygusal dünyasına, kadınlarla, hayatla ilişkisine, Gauguin ile yakın dostluğuna, ağabeyi ile arasındaki çok özel sevgi bağına şahitlik ediyorsunuz.

Gezinizin sonunda onu, sanatçı kimliğinin yanı sıra, insan olarak da daha yakından tanıyorsunuz.  Ağabeyine yazdığı sayısız mektup; sanatına duyduğu, kadınlarla ilişkisinin, her şeyin önüne geçen resim yapma tutkusu ve duygusallığı ile ilgili çok fikir veriyor.

Müzenin shopu çok yoğun ilgi gördüğü için bir müzenin içinde, bir de dışında olmak üzere iki tane var. Kesinlikle, Amsterdam’a gelmişken görmeniz gereken bir müze.

Bu yerel pazar güzel bir gün vadediyor

Müze ziyaretimin bitiminde, methini çok duyduğum Albert Cuyp Markt’a yürüyorum. Amsterdam’ın ben büyük yerel pazarı. Ben bilindik markalardan sıkıldım, özgün ürünler arıyorum derseniz, doğru adrestesiniz. İki yüz altmış standı ile Amsterdam ruhuyla daha yakından tanışmak istiyorum derseniz yine doğru yerdesiniz.

Trafiğe kapalı bir cadde boyunca, sağlı sollu tezgâhları gezerek çok hoş vakit geçirebileceğiniz bir yer. Pazar hariç hafta içi her gün 09.00-17.00 arasında açık.  Karnınız acıkırsa Vietnamese spring rolls, Herring ( füme balık, yanında turşu geleneksel yemekleri ) sıcacık, taze taze çıkan stroopwafels a kadar yiyecek yelpazesi çok geniş.

Tavuk seviyorsanız,  Chris Kip’de tavuk yiyin. Parmaklarınızı da yiyeceğinize garanti verebilirim. Daima orada yaşayanların tavsiyesine uymak lazım. Burası da bir tavsiyeydi.

Buraya gitmek için 16 no. lu tramvaya binin. Tramvayda anonslar Flemenkçe, dikkatlice digital tabloyu takip edin. Ve sefer sayıları değişebiliyor, gitmeden evvel resmi sitelerinden kontrol etmenizi tavsiye ederim.

Bir güne sığmayan müze : Rijksmuseum

Rijkmuseum’u 2023 yılının son gününde gezmek istedim. Bundan daha gösterişli bir yıl kapanışı hayal bile edemezdim. Gözlerim sanat ile, güzelliklerle bayram etti. Arada verilmiş kısa bir kahve molası hariç yedi buçuk saat, tabloların önünde oturarak, kulaklık ile dinleyerek, hiç acele etmeden, yaşayarak, hissederek gezdim. Kulaklığımın pili bitti, arada değiştirmek zorunda kaldım ama yetmedi.

Bir büyük bölümü göremedim. Bir başka Amsterdam gezisinde mutlaka tamamlayacağım. Aklım, kalbim bu müzede kaldı. Hakkını vererek gezmek istiyorsanız, bu eşsiz müzeye iki tam gün ayrılmalı. Rijksmuseum’un dünyanın en ünlü müzelerinden biri olması, büyük ölçüde koleksiyondaki başyapıtların ününden kaynaklanıyor.

Van Gogh’un Otoportresi, Vermeer’in Küçük Sokağı ve The Milkmaid’i,  Jan Steen’in Dissolute Household’u ve Rembrandt’ın Gece Devriyesi.  Ancak Breitner ve Asya Pavyonu çalışmaları, Rijksmuseum’un yeni nesil ziyaretçilerinin de hayal gücünü yakalamaya devam etmesini sağlıyor.

Bu nedenle, müzede dünyanın her yerinden, genç ve yaşlı herkes için her zaman yapacak bir şeyler var. Gemi maketleri, her birinin önünde güzelliklerine hayran kaldığım, zamanın zenginlerinin evlerinde olan neredeyse gerçek boyuttaki bebek evleri, biblolar, ağaç işçiliğinin zirvesi çalışma masaları, paravanlar.

Müzenin içinde yer alan, Cuypers Kütüphanesi Hollanda’nın en büyük ve en eski sanat tarihi kütüphanesi. İçerideki kitap kokusunu anlatmaya sözcükler yeterli olmaz ama kitap severler ne demek istediğimi anlar.

Velhasıl, anlatımımdan da anlaşılacağı üzere, bu müzenin tadına doyamadım.

2024’e ışıltılı girmek için hazırlıklar tamam

 Amsterdam’daki ilk günümde Museumplein’da ( müzeler bölgesi meydanı ) yeni yıl için bir takım hummalı hazırlıklar olduğunu gördüm. Yılbaşı gecesinde Van Gogh Museum’un hemen yanındaki bu meydanda yeni yıla girmeye karar verdik.

Yeni yıl kutlamalarını  sokaklarda, meydanlarda, insanlarla birlikte, coşkuyla kutlamak bana her zaman yediğimiz içtiğimize beş misli para verdiğimiz, sıkışık, kapalı mekanlardan daha iyi geliyor. İçkilerimizi sırt çantamıza atıp, keyifli bir akşam yemeğinden sonra kalabalığa uyumladık adımlarımızı ve meydana geldik.

Günler evvelinden hazırlanmış olan alanda dj çok iyi bir müzik sistemi ile 1985’den itibaren geçen her dakika için bir dönem şarkısı çalmaya başladı, o yıllara doğru tatlı bir yolculuğa çıktık. Işık ve lazer şov anlatılmaz güzellikteydi.

Bu arada keyfimizi kaçırmayacak düzeyde yağmur yağdı. Aslında o da ayrı bir güzellik kattı ortama. Havai fişek gösterilerinin hangi birini izleyeceğimizi şaşırdık. Yeni yıla girdikten sonra da, sabahın ilk ışıklarına kadar sürdü diyebilirim.  Çok ışıltılı, güzel müzikler eşliğinde girdik yeni yıla. Amsterdam’ın yeni yılı karşılayış şeklini sevdim.

Geri dönüş yolunda, perdesiz evlerden ( perde olsa bile evlerde pek kullanılan bir şey değil, evin içini göstermeyi seviyorlar) evlerdeki kutlamaların devam ettiğini gördük. Salonun bir köşesinde güzel ışıklandırılmış çam ağaçları, kimisi hala yemek masasında, kimisi camın kenarında ellerinde şarap bardakları, gülen, konuşan, eğlenen insanlar. Yüzüme bir gülümseme yayıldı bu arzulanan şahitlikle.

Soğuğu sevmediğim için Amsterdam’a gelen herkesin mutlaka yaptığı tekne turunu da bir başka bahara bıraktım. Şarap&peynirli, yemekli, müzikli sayısız alternatif var bu turlar arasında.

Ama bence şehrin kanalları arasında üşümeden, güneş yüzüme gülümserken keşfetmek çok daha güzel olur.

Kuzey Avrupa ülkesinin sıcak kanlı insanları

Bu üç günlük kısa ziyaretimde Amsterdam’ın bambaşka bir yüzü ile tanıştım. Geçen sene edindiğim olumsuz intibam silindi, gitti. Ve bu yüzünü çok sevdim. Müzeleri, sanat galerileri, yerel pazarları, kitapçıları, hip kafeleri, özgün dükkânları ile gördüklerimden çok zevk aldım.

Turistlerin bol olduğu değil, yerel halkın yaşadığı yerleri sevdiğim gerçeğine bir kez daha emin oldum. Kanımın kaynamasının bir önemli sebebi de, çok güler yüzlüler.  Sokakta yürürken bile herkes herkese pırıl pırıl gülümsüyor. İklimin soğukluğu, karakterlerini etkilememiş.

Tramvayı kullanan kadın vatmandan, restaurantlardaki servis elemanlarına, sokakta bir şey sorduğunuz herkes ilgili, kibar ve bir gülümsemeyi esirgemiyor, hemen yardımcı oluyorlar. Hepsinin çok iyi seviyede, temiz ve çok anlaşılır bir aksanda İngilizce konuşması da büyük avantaj.

Hoş, aynı şeyi tabelalar ve toplu taşımada anonslar için söyleyemeyeceğim. Bunların hepsi Flemenkçe maalesef. Pür dikkat nereye gideceğinize dikkat etmeniz gerekiyor.

Görecek, gezecek daha çok yer var. Ama bir sefere koştur koştur bir çok şey sığdırıp, hiçbir şeyden bir anlam, lezzet alamamak yerine, hayat gibi bir şehri de sindire sindire yaşamalı insan.

Bir dahaki sefer, güneşli bir bahar havasında buluşmak üzere şimdilik hoşça kal Amsterdam.

Aslı Erten Çokça

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Paylaş

Son Yazılanlar

Nerede o berrak sular Zaman bey?

Zeytin Ağacı Dizisi yine Aile Dizimi tartışmalarını başlatacak. Bu defa, ilk sezondan çok daha profesyonel olduğunu görüyorum. En azından Aile Dizimi ve kanser bir araya

Yılın 2. yarısı altın için renkli geçecek

Yılın ikinci yarısı hızlı başladı. ABD seçimleri 3. çeyrek için yol haritası oluştururken, yurt içinde kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in Türkiye’nin kredi notunu iki kademe birden

Her atletin hayali olimpiyat oyunları

Olimpiyat oyunları… Şüphesiz ki dünyanın en büyük spor organizasyonu ve her atletin hayali… 2024 Olimpiyat Oyunları kısa bir süre sonra Paris’te başlayacak. 32 branşta 48

Seyirci kalıyorsan esas sen uyutulmuşsun!

  Ben de onlardan biri olabilirdim.  Çünkü geldiğim yer sokaklar. Bu hikayemi size bundan sonraki yazımda anlatacağım. Evet, sokakta yaşayan tüm canlılara, insanlara, hayvanlara sesleniyorum.

Çürük Elmalar Sektörü Tehdit Ediyor!

Yeme içme sektörü son dönemde ciddi bir sınav veriyor. Artan fiyatlar nedeniyle ciddi eleştiri alıyorlar. İşini ciddi olarak yapan işletmeler haksız olarak eleştirildiklerini düşünüyorlar. Ve

Asıl mesele hayvanların sokakta oluşu mu?

Türkiye’nin uzun süredir gündemini meşgul eden sokak köpekleri sorunu, köklü ve insani bir çözüme kavuşmayı bekliyor. Ancak geçtiğimiz günlerde TBMM‘ye sunulan yeni yasa teklifi, sorunun

Savaşlar, suikastler ve piyasanın yönü

Bu yıl malum, seçimler yılı. Hindistan’tan Fransa’ya, Birleşik Krallık’tan İran’a seçimler sonuçlandı, ama siyasi istikrardan söz etmek çok güç. Hâlâ önümüzde pek çok seçim var