Aşının aklıma getirdikleri

Covid 19 yasaklı günleri benim gibi ömrünce yoğun bir çalışma hayatının içinde bulunmuş biri olarak gerçekten zor geçiyor. Meslek hayatımda her zaman normal doğum yanlısı olduğum için uykusuz geceler geçirdim ve icabında bir gecede doğum yaptırdım. Ve emekliliğimden sonra da, bir takım faaliyetler yaparak hayatın içinde oldum. Ancak belli saatlerde sokağa çıkmamıza izin verilen şu günlerde herkes gibi ben de, “sağlığım yerinde” diye şükrediyor ve evde geçen zamanımı gazete, kitap okuyarak ve televizyon seyrederek geçiriyorum.

Einstein’in 1933 yılında yazdığı mektup

Şartlar gereği çok iyi bir televizyon izleyicisi oldum. Geçtiğimiz haftaların önemli konusu, covid 19 aşısının yapılışı sırasında, televizyonda hemşirelerin enjektörü batırdıktan sonra, geri çekmeden pistona bastıklarını gördüm. Televizyon ekranı, yanılmış olabilirim. Ama bu görüntü beni çok geçmişe, öğrencilik yıllarıma geri götürdü. Hangi hocam öğretti anımsamıyorum, ama bize mutlaka adaleye yapılan iğnelerde, enjektör batırıldıktan sonra pistonun geri çekilmesi öğretilmişti. Çünkü çok çok nadir de olsa iğnenin ucu bir damar içinde bitebilir. Hekimlik hayatımda bazen hemşire gibi çalıştığım günler de oldu, hastamın kalçadan iğnelerini de yaptım ve elli senelik çalışma sürecinde, altı kez bu durum başıma geldi ve çok irkilmiştim. Hemen enjektörü çıkarıp iğneyi başka yerden yaptım.

Yazarken de aynı heyecanı tekrar yaşadım. 1953 İstanbul Tıp Fakültesi mezunu olarak, hekimliğin ilk bilgilerini aldığım hocalarımı anmadan geçemeyeceğim. Einstein’in 1933 yılında Atatürk’e yazdığı, “Ekselansları” diye hitap ettiği mektupta, Almanya’dan kırk profesörle doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye’de devam etmelerine müsaade etmesi için başvuruda bulunmuştu. İleriyi gören Atam bu teklifi hemen değerlendirmişti.

Profesor Curt Kosswig hiç unutulmadı

İşte ben de tıbbın alfabesini o Alman hocalardan öğrendiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Zülfü Livaneli’nin de Serenad kitabında sözünü ettiği o hocalardan öğrendiğimi tüm bilgiler için onları minnetle anıyorum. İsimleriyle tek tek hatırlamak istiyorum. İstanbul Üniversitesi Fizyoloji Bölümü Kurucusu Hans Winterstein, Zooloji Profesörü Curt Kosswig, Kimya hocamız Friedrich Breusch, Fizik Hocamız Kurt Zuber, Patolojik Anatomi Dr. Schwartz , Dahiliye Erich Frank, cerrahi Rudolph Nissen ve Biyokimya Z. Stary. Birçok hocamız tercümanla ders anlatırken, hocamız Curt Kosswig kısa zamanda çok mükemmel Türkçe öğrenmişti, çok çok uzun kurduğu Türkçe cümleleriyle tanınırdı. Onu hep öyle hatırlardık. Ne zaman Aşiyan’dan geçsem, mezarını görür ve ruhu ve için dua ederim.

Bir de Botanik Hocamız Heilbroun ile olan bir anımı da yazmak istiyorum. Yazılı sınavlara girerdik, sınav iyi geçmezse, sözlü sınava alınırdık. Benim o gün sınavım iyi geçmedi, sınavdan çıktık ve sorunun cevabını arkadaşlarla konuşmaya başladık. Hoca 4’ün üzerinde olmayanları sözlü sınava alıyordu. Ben de 4 almıştım, tabii ki, sözlü sınava aldı beni. Ve çok ilginç,  zaten cevabını öğrendiğimiz, yazılıda sormuş olduğu soruları sordu bana. Tabii ki geçtim. Ama bana yaptığı bu ayrıcalığı hiç unutmadım. Kendisine de bir şey soramadım. Ne gariptir ki, kafamda merakla kalan hiç öğrenemeyeceğim o soruyu aşıyla tekrar hatırladım. Hocamdan kalan bu küçük anı, beni şimdi gülümsetiyor.

Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü kapatıldı

Atatürk’ün bu değerli bilim adamlarını kabul etmesinin dışında, yine onun ileriyi gören bir girişimi de 1928’de kurulan Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü’dür. Ne yazık ki, sağlık için yaptığı mükemmel çalışmalarıyla yıllardır aktif olan bu değerli kurum, 2011 yılında kapısına kilit vurularak kapatıldı.

Televizyonda izlediğim aşı yapımı konusundaki çok önemli ayrıntı beni yıllar öncesine götürdü.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Paylaş

Son Yazılanlar

Sadece Survivor oldukları içinmiş

Bizim Uzun sessiz sever, söylemeden, anlatmadan, göstermeden. Hani mahallenin kedileri demiştim ya, Hamza vardı bir tane Uzun’un çaktırmadan sevdiklerinden. Hamza kaçmış, parktan Carefour önüne terfi

Yeni Beslenme Düzeni Ve Gerçekler

Mutfak, sadece yemek pişirilen bir alan değil, aynı zamanda toplumsal kabullerin, bilimsel tartışmaların ve hatta küresel politikaların sessizce harmanlandığı bir laboratuvardır. Uzun yıllardır mutfak kültürümüzün

Sabah bulduğu gibi bırakamamak

Dağa çıkmak, yolunu dağlara çevirme itkisi, her insanın aklına gelmiş, gelmediyse gelecek; arayış, arınma, yüceliş, bağışlanma, uzaklaşma, saklanma gereksinimi ile yöneldiği bir yolculuk tasarımı olsa

Unun, Suyun Ve Sabrın Hikâyesi

İstanbul’un kalbi Nişantaşı’nda, şehir temposunun en yoğun olduğu anlarda bazen durup nefes almak gerekir. Modern hayatın koşturmacası içinde unuttuğumuz o “yavaşlık alanı”, bazen taze bir

Yeni Bir Ekonomi Doğuyor

Türkiye büyük bir hızla yaşlanıyor. 2024’te 65 yaş üstü nüfus 9,1 milyonu aştı. 2030’da yaşlı nüfusun 13 milyona ulaşacağı öngörülüyor. Bu demografik dönüşüm stratejik bir

Gösterişten Sahiciliğe Tabağın Devrimi

Mutfak, geride bıraktığımız on yıl boyunca adeta bir performans sanatları merkezine dönüştü. Masaya gelen tabaklar, lezzetinden ziyade görsel ihtişamıyla, mimari yapısıyla ve şaşırtma kapasitesiyle ölçülür

Bu ülkenin insanlarına ne oluyor?

15 yaşında çocuklar katil oluyor. 15 yaşında çocuklar toprağa giriyor. İnanılır gibi değil ama gerçek. Henüz sakalının tüyü terlememiş bir çocuk, ‘yan baktın’, ‘laf söyledin’,