Azim, kararlılık ve mücadele

Değerli Bi’nevi Gazete okurları,

Özel sebeplerden ötürü uzun bir süredir sizlerle değildim. Bu yüzden öncelikle siz değerli okurlardan, sonra da bana bu imkanı veren Binevi Gazete ekibinden özür diliyorum.

Yeniden yazmaya başlamam çok güzel bir olaya tesadüf etti ve bundan büyük mutluluk duyuyorum. Bahsettiğim şey Filenin Sultanları’nın, yani kadın voleybol milli takımımızın Avrupa şampiyonluğu.

Yıllardır üstüne koya koya geldiğimiz noktada ardı ardına kazanılan şampiyonluklar bizi dünya sıralamasının zirvesine de taşıdı. Türkiye’de neredeyse hiçbir alanda böylesine uzun süreli, istikrarlı ve sürekli daha iyisine doğru bir yürüyüşe tanıklık etmediğimiz için hepimiz şaşkın ve mutluyuz.

Hepimiz derken küçük bir paragraf açmak gerekiyor elbette

 

Gerek şampiyonluk öncesinde, gerekse sonrasında azınlıkta da olsalar bazı çatlak sesler çıktı, çıkıyor. Bu eleştiriler sportif / teknik alanda olsa kimse itiraz edemez. Ne kadar başarılı da olsanız düzeltilecek, iyileştirilecek şeyler vardır mutlaka ve eleştiriler daha iyisini bulmanıza yardımcı olur. Ancak bahsettiğim şeyin sporla uzaktan yakından alakası yok.

Tümüyle yaşam tarzı ile ilgili ve haddini aşan yorumlar bunlar. Herkesi kendi inandığı / istediği şekilde yaşamaya zorunlu kılmayı amaç edinen, tek doğrunun kendisininki olduğuna inanan, bağnaz, tutucu ve iki yüzlü bir kitle, organize bir şekilde, ülke tarihinin en başarılı takımının sporcularına saldırmayı vazife edindiler. Neyse ki sağduyulu çoğunluk takımına sahip çıkıyor ve hakkını veriyor.

Madalyonun diğer tarafında ise kızlarımıza haddinden fazla anlam yüklemeye çalışanlar var. Medyanın bir kısmı başka konularda açıktan söyleyemediklerini Filenin Sultanları üzerinden yapmaya çalışıyor.

Evet, kızlarımız hepimizi mutlu ettiler

Bağımsız, güçlü, başarılı kadın profilleriyle ülkenin büyük bir kısmına da ilham verdiler. Ancak kendilerine yüklenilen misyonun biraz abartıya kaçtığını da söylemek gerekiyor. Kızlar için Türk askeri tanımından tutun da, siyasi sembollere kadar her  şey söylendi.

Medyanın fazlasıyla abartarak onları açık hedef haline getirmesi ciddi bir tehlike. Oysa şampiyonlar sadece işlerini severek, ama büyük bir özveriyle yapan, güçlü, başarılı sporcular. Hepsi bu…

 

Kendimizin yapmaya, söylemeye çekindiklerimizi bu sporcular üzerinden ifade etmeye çalışmamız tam anlamıyla korkaklık. Madem ki bu kadar heyecan duyuyoruz, hepimiz kendi yaşantılarımızda ve mesleklerimizde güçlü, dirençli, başarılı olmaya çalışalım. Çağdaş yaşama, değerlerimize sahip çıkalım ve bunu dile getirmekten çekinmeyelim.

Faklı bir başlangıç oldu, farkındayım

Günlük gündemimizin önemli bir maddesi Sultanların başarısı. Hemen birkaç hafta sonra olimpiyat elemeleri başlayacak. Yine parkede olacaklar ve başarılı olmaları için dua edecek milyonların yanında başarısızlıklarını pusuda bekleyenler de olacak. Ne yazık ki gerçek bu.

Türkiye’de kadın voleybolunun başlangıcı oldukça geriye gidiyor. Hatta kadın voleybolu başlamadan öncesine diyebilirim. Biraz garip mi geldi? Gelmesin. Anlatayım…

Türkiye’de voleybolun başlangıcı 1919 yılına dayandırılmakta. İstanbul’da YMCA müdürlüğü yapan Dr. Deaver’ın bir voleybol takımı kurmasıyla başlayan macera, ülkenin ilk beden eğitimi öğretmenlerini yetiştiren Selim Sırrı Tarcan’ın okullarda voleybolun altyapısını kurmasıyla gelişir. Ancak o yılların şartları düşünülürse bu sporun gelişiminin çok da kolay olduğunu söyleyemeyiz.

Voleybol 1922 yıllarında İstanbul’daki Kabataş, Galatasaray, Vefa ve diğer liselerde oynanarak yaygınlaşmaya başlamış, okullarda görülen bu hareketlilik bir müddet sonra kulüplere sıçramıştır. Özellikle mühendislik mektebi öğrencilerinin, kulüp takımlarında da oynaması ile başlayan rekabet, kısa zamanda Nişantaşı Lojman Ocağı, Galatasaray ve Fenerbahçe kulüplerine de yayılmıştır.

Amacım bu satırlarda voleybolun tarihçesini yazmak değil. Sadece kadın voleybolunun ilk günlerine ışık tutabilmek. O yüzden hızlanayım.

Erkek voleybolunun gelişiminin bile yavaş olduğu bir dönemde kadın voleybolu gerçekten yürekli bazı öncü kadınlar sayesinde başlayabilmişti Türkiye’de. Bu isimlerden birisi de, hatta belki de en önde geleni Sabiha Rıfat Gürayman’dı.

Sabiha Rıfat Türkiye’nin ilk kadın inşaat mühendisi ve voleybolcusudur diyebiliriz.

Liseden mezun olduğunda, günümüzdeki adı İstanbul Teknik Üniversitesi olan Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn’a Atatürk’ün talimatıyla kız öğrencilerin kabul edileceğini öğrenen Sabiha Rıfat giriş sınavlarına girmek için yapılan başvurunun son gününde kayıt yaptırabilmişti.

1927’de 17 yaşındayken sınavı geçerek Melek (Erbul) ile birlikte Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn’da öğrenim gören ilk kız öğrenci olma şerefine erişti.

Aynı yıl Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn’un en iyi voleybolcuları olan Aziz Torun, Bedii Süheyl Enüstün, Fikret Germen, İsmail Hakkı, Yusuf ve Fahri kurmuş oldukları Ateş adlı takımla, İstanbul Ligi’ne Fenerbahçe adına girmeye karar vermişlerdi.

Takımdaki erkekler, voleybolda oldukça başarılı olduğunu duydukları Sabiha Rıfat’ı da takıma aldı.

Bu hikayenin devamında Fenerbahçe Türkiye’de voleybol takımı da olan ilk kulüp, Sabiha Rıfat Gürayman ise bir kulüp çatısı altında voleybol oynayan ve şampiyonluk kazanan ilk kadın voleybolcu unvanını elde etti.

O kadar başarılı bir sporcuydu ki 1929 yılında şampiyon olan Fenerbahçe Erkek Voleybol takımının da kaptanlığını yapmıştı. Bugün bizlere imkansız gelen bir başarıyı o günün şartlarında elde edebilmek, bugün kadın voleybolunda neden erkek voleybolundan daha başarılı olduğumuza da ışık tutabilir belki. Bu hikaye Amerika’da yaşanmış olsa hakkında onlarca film çekilmişti belki de.

Sabiha Rıfat sadece başarılı bir sporcu değildi. 1933’te ülkenin ilk kadın yüksek inşaat mühendisi olarak mezun olan Sabiha Rıfat 1936 yılında Ankara-Beypazarı karayolunun 86. kilometresine yapılan köprünün inşaatında aktif olarak görev alarak Anadolu’da köprü inşa eden ilk kadın mühendis unvanını da almıştır.

Belki de hayatının en önemli görevi ise Anıtkabir’in inşaasında baş kontrol mühendisliği görevine layık görülmesiydi. Yüksek Mühendis Ekrem Demirtaş’ın ayrılması dolayısıyla açılan Kontrol Şefliği’ne o getirilmişti.

Milliyet gazetesinde 1973 yılında yayımlanan yazı dizisinde şunları anlatmıştı Sabiha Hanım:

“1945’te bir kış günü idi. Yollar bozuk olduğundan ancak bir at arabası ile Rasattepe’ye doğru yola çıktık. Yol çamur, hava buz gibiydi. Arazide içinde sobası bile olmayan bir rasat binası vardı. İşte burası o günden sonra şantiye binası olarak kullanılacaktı.

O gün müteahhide inşaat sahasını teslim ettim. Müthiş duygulanmıştım. Geride bıraktığım uzun yılları ve yürüdüğüm yolu düşündüm. Büyük devrimciye olan borcumun ağırlığı altında eziliyordum. Bu borcun hiç değilse küçücük bir parçasını ödeyebilmek için bu ne kadar güzel bir rastlantı idi.

Dönemin cumhurbaşkanı ve başbakanı da zaman zaman Anıtkabir’e gelerek inşaatı yakından takip ediyorlardı. Yapıyı görmeye gelenlerin karşısında her seferinde ben çıkıp bilgi veriyor, gelişmeleri aktarıyordum.”

Türk devriminin kadınlarının ta o yıllardan başlayan kararlı ve mücadeleci tavrı şimdilerde Filenin Sultanları ile devam ediyor. Umarım 1995 yılında Antalya’daki Avrupa ikinciliğiyle başlayıp bu yıl Avrupa şampiyonluğuna uzanan kürsü geleneği hiç bozulmadan devam eder. Diğer spor federasyonlarının da örnek alması gereken bir başarıya imza atan herkesi kutluyorum.

Behçet Üstün

 

Paylaş

Son Yazılanlar

Düğüm dizisi sabah kuşağını bombalamış!

Yeni polisiye dizimiz Düğüm hayırlı olsun.  Amazon Prime’da seyircisiyle buluşan ve yapımcılığını OGM Pictures’ın üstlendiği dizinin başrollerinde Bergüzar Korel, Caner Cindoruk ve Serkan Altunorak’ın yer

Şampiyonluk bağımlısı Yasemin Adar

Şampiyonluk her sporcu için önemlidir. İster en üst seviyede olun, isterseniz daha alt seviyedeki turnuvalarda. Şampiyon olmak, altın madalya almak bulunduğunuz seviyenin zirvesidir. Şimdi bir

Yüreğimden kuş bakışı…

Vesveseli balıklar gibi oradan oraya çırpıştırdığım işler, içinden çıkılmaz hale geldiğinde, renkli çaputların bağlandığı bir ağaca yaptığım düş yuvarına sığınıyorum. Renkli çaputlar fark edilmemi engelliyor,

Flowers Of Manchester…

Spor, milyonlarca insanı heyecanlandıran ve eğlendiren devasa bir dünya. Ancak sporun arkasındaki hikayeler her zaman mutlu sonla bitmiyor. Performansı en üst düzeye çıkarmak, kupalar kazanmak