Beni Sayın Ahmet Necdet Sezer’e götür

Son yıllarda en büyük hayalimdi Sayın Ahmet Necdet Sezer’le görüşmek. Kendisinin sosyal medyada görülmekten çok hoşlanmadığını bilerek, sadece mutluluğumu paylaşmak ve ona olan hayranlığımı bir kez daha belirtmek amacıyla yazıyorum. Onun Cumhurbaşkanı olduğu dönemde Silifke...
Devamını oku

Eylül ve Buca Cezaevi’nde zaman

Eylülden Sonra Buca Hapishanesinin önü akan zaman, arkası yokuş, uzağında bir dağ. İçinde çırpınan bedenleri yaşamdan çekip koparan koca bir ağ. Terli, tuzlu, tutsak bedenleri ile geride bıraktık onları, Gemiler ve koşular dolusu yitirdik birbirimizi,...
Devamını oku

Artois Cadde’nin müdavimi olacaksınız

Kadıköy Caddebostan'da açılan yepyeni bir mekan'daydım geçen hafta. Artois Cadde'nin girişimcisi Şeyma Yıldız, ünlü şef Hazer Amani ve yakın dostlarımızla birlikte upuzun bir sohbet eşliğinde oturduk. Hazer Amani'nin müthiş lezzetlerini tadarken bir yandan da mekanı...
Devamını oku

Marcel Proust’u anlatan gece

Bu haftaki yazımda sizlere  23 Kasım Çarşamba günü, Galatasaray ‘daki Fransız Sarayı içinde yer alan Albert Gabriel salonunda yapılan anlamlı bir etkinlikten bahsedeceğim. Etkinliği düzenleyen kurum, Yönetim Kurulunda benim de yer aldığım “Association  Culturelle Turquie-France”  yani...
Devamını oku

Koşmak piyano çalmak gibi değil

Koşmak deyince aklınızda ne kadar bir mesafe beliriyor? 5 km mi? 10 mu? 20 mi? Uzun mesafe koşusu desem aklınıza ne gelir? Yarı maraton mesafesi olan 21 km mi, maraton mesafesi olan 42 km mi?...
Devamını oku

Geçtiğimiz yıl 100’ün üzerinde müzik emekçisi hayatına son verdi

Pandeminin başladığı dönemden bu yana pek çok sektör kazancının yarısı ile ayakta kalmaya çalıştı. Milyonlarca insan ise işini kaybetti. Hizmet sektörü tamamen bildiklerini unuttu ve bambaşka seçeneklerle varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak, müzik sektörü ve emekçileri neredeyse dönüşsüz olarak işlerinden oldu.

Onlar için hayat 2020 sonrasında gerçekten çok zordu ve çözüm önerileri onların sorunları için hiç de yeterli değildi. Kendi alanları dışında bazı işlerde çalışarak hayatlarını kazanmaya çalışanların durumu ise sektör çalışanları için yeterince umut kırıcıydı. Caz müzisyeni ve The Badau’nun kurucusu Eren Noyan ile pandemide müzik ve müzisyenleri konuştuk.

Müzisyenler kaç aydır işsiz ve siz direkt sektörün içinde olduğunuz için soruyorum, sahneden ekmek parası kazananlar şimdi ne yapıyor?

 Pandemi yasakları ülkemizde başladığından bu yana yani Mart 2020 ortalarından beri bir seneyi aşkın süredir müzisyenler ve müzik endüstrisi çalışanları ile temel faaliyet alanını canlı müzik organizasyonları üzerine inşaa etmiş her tür işletme ve yatırımcı hayatta kalma çabası göstermekte ne yazık ki. Ben çok içinde olan bir kişi vasfıyla müzisyen ve müzik endüstrisi çalışanlarını ayırmanın doğru olmayacağı görüşündeyim.

Bazı müzisyenler pazar tezgahlarında çalışıyor

Geçtiğimiz bir yıl boyunca ülkemiz yurttaşı 100’ün üzerinde müzisyen ve müzik emekçisi pandeminin devlet erkleri tarafından doğru yönetilememesinden kaynaklı maddi ve psikolojik çaresizlikler yüzünden hayatına son verdi. Nerede duyduk bu haberleri peki? Maalesef kimsenin ruhu dahi duymadı. Biz biliyoruz. Daha geçen aylarda 23 yaşında bir müzik öğrencisinin hayatına son verdiğini ben bizzat yakınlarımdan öğrendim; 23 yaşında üstün yeteneklerle donatılmış bir genç, devlet erklerinin başarısız idaresi nedeniyle gelecekle ilgili ümitsizliğe kapılıp hayatına son verdi.

Bunu, kim, nasıl açıklayabilir bana?

Bir başka tanıdığım müzik emekçisi, kayınpederinin pazar tezgahında sebze satıyor. Adamın işi sahne amirliği ve ses teknisyenliği oysa. Yıllardır bu işi hakkıyla yapıyor ve hepimizin tanıdığı büyük müzisyenlerle çalışan bir kişi bu insan. Bu hak mıdır, adalet midir, sorarım. Anayasa tarafından güvence altına alındığını varsaydığımız haklarımızın alenen ihlal edildiği bir süreçten geçiyoruz, fakat kimse bunları konuşmuyor, suni gündemlerle oyalanıp duruyoruz.

Badau’yu en verimli şekilde kullanmanın yollarını arıyoruz

Badau geceleri olağanüstüydü şimdi gündüz vakitleri için ne tür programlar var ya da planlıyorsunuz?

The Badau tasarımı itibariyle bir gece mekanıdır. Öncelikle bir caz kulübüdür ve şu an için Türkiye tarihinde meydana getirilen en büyük çaplı caz mekanı projesidir. Yemek ve cazı bir araya getiriyor olması çoğunlukla bu yaratının bir restoran olduğu yanılgısına düşürüyor insanları; bu yanlıştır. Buranın kurucusu olarak ben 20 yıldır profesyonel olarak sahneye çıkan bir caz performansçısı ve bunun yanında bir gastronomi tutkunuyum. Bundan ötürüdür ki bu iki varlık sebebimi bir bütün olarak var edip sevdiklerimle paylaşma yolunu seçtim.

The Badau, yemeği ile çok kuvvetli bir caz kulübüdür kısacası

Dolayısıyla gündüz bir hayatiyeti yoktur teknik olarak. Sadece çeşitli yemek atölyeleri, prova amaçlı müzikal bir araya gelmeler, dijital platformlara içerik üretmek amacıyla çeşitli çekimler için değerlendiriyoruz alanımızı. Nihayetinde kocaman bir alan, iyi tasarlanmış bir sahne altyapısını en verimli şekilde değerlendirmenin yollarına bakıyoruz. Genç müzisyenler gelsin gündüzleri kayıt alsınlar, proje çekimleri yapılsın, provalar alınsın, ben gastronomi tutkunlarına tadım atölyeleri düzenleyeyim… gündüzlerimiz ancak böyle geçer bizim, çünkü The Badau öğlen yemekleri için geleceğiniz bir alan olarak tasarlanmadı, ona evrilmeyecek de.

Eren Noyan’ın hazırladığı “The Badau Box: İyi ki Varsın” kutusu projesinden biraz bahseder misiniz?

“The Badau Box: İyi Ki Varsın” kutusu, aslında ikinci kapanmamızla birlikte bir yardım çığlığıydı. Onca çalışanımı, yatırım masraflarımı daha fazla finanse edebilecek gücüm kalmadığı için, bu altı senelik kültür sanat yürüyüşüne destek olma çağrısıydı. Nitekim benim ne bir ortağım ne bir sponsorum olmadan, sadece birlikte emek verdiğim çalışma arkadaşlarım (The Badau Ailesi) ve müzisyen dostlarım ile bize güvenip sevgi duyan misafirlerimizin varlığı ve sınırsız fedakarlıkları ile bu aşamalara gelip büyüyebildik. Akasya yönetimi, her zaman söylüyorum tanıdığım en iyi yürekli, en kaliteli insanlar topluluğunun başında geliyor. Tarif edemeyeceğim derecede içten bir empati ve işbirliği anlayışıyla bize destek oluyorlar. İyi Ki Varsın kutusu, en iyi bildiğim ve başarılı olduğum işi yapmama devlet erkleri tarafından izin verilmediği ve üzerine bundan ötürü en ufak bir destek veya alternatif metod sunulmadığı için çaresizlikle oluşturduğum bir alternatif gelir metodu, bir “buradayız hala” deme biçimiydi. Kendi reçetelerimden, yine evde kendi kendime hazırlayıp paketlediğim kutularda, bizlere destek vermek isteyen insanlara gönderdiğim butik lezzet kutularıydı. Sağ olsunlar çokça dostumuz katkıda bulundu, fakat tabii hayatın gerçekleri dinamiğinde sembolik bir işlevin ötesine geçemedi bu girişimim.

Canlı müzik hala yasak

Şimdi, akşam 19:00a kadar mekanlar açık. Bu süreçte gündüz saatlerinde sahne performansları başladı mı? 

Restoran ve benzeri ruhsatlı işletmelerde canlı müzik sunmak hala yasak. Kulüp, bar ve pavyonlar, birahaneler de bildiğiniz gibi son bir senedir aralıksız kapalı, açılmaları bir seneyi aşkındır yasak. Tabii kimse bu işletmeleri de konuşmuyor. Bu sınıftaki işletmeler sırf bu dengesiz muameleden ötürü ruhsat değişikliği başvurularında bulundukları halde, siyasal görüşü farklı belediyelerden red aldılar. Peki bu işletmelerde istihdam yok mu? Bu yerlerin yatırım yapmış kişileri yahut, ticari bağlantıları, tedarik ağında işlevleri yok mu? İşte tüm bu konularda maalesef kamuoyu bilgisiz ve kafalar çok karışmış halde. Yönetim erklerinin bence artık siyasi olan bu tavırlarını okumaktan yoksunuz çoğumuz. Eğer kapanmamız gerekliyse kapanalım. Kimse buna itiraz etmiyor. Fakat bu fedakarlığı bizlerden beklerken “ne haliniz varsa görüncülük” devlet fikrine de toplumsal sözleşmemize de aykırıdır. Dalga geçer gibi sözde desteklerle milyar dolarlık hacmi ve gayri safi milli hasılaya payıyla Türkiye’nin en büyük ikinci sektörünü yok sayamazsınız.

Sözde normalleşme

Tüm bunların haricinde asıl bir tuhaflık daha var; sözde normalleşme ne diyor? Kafe, lokanta vb yerler sabah 7 akşam 7 saatleri arasında yüzde elli dolulukla faaliyet gösterebilecektir diyor. Bu ne demek peki? Ben sabah 7’de kulübümü açıp ne yapacağım? Poğaça mı satacağım? Ben bir gece mekanı işletiyorum, belli bir tipte restoranların da önemli bir yüzdesi her ne kadar öğlen de servis yapsalar dahi tüm hareketlerini akşam 8 ile gece yarısı arasında gerçekleştirirler.

İşletmeleri farklı değerlendirmek zorundasınız

Siz devleti yönetirken ve çözüm geliştirirken, sabah 7’de poğaça ve börek satmaya başlayıp öğlen 12’de dükkanını kapatabilen işletmeler ile, öğlen arasında beyaz yakaya yahut esnafa öğlen yemeği servisi yaparak hacmini yakalayan lokantaları ve gece hayatının bir parçası olan, akşam yemeklerinde canlılık ve hacim yaratan işletmeleri  aynıymış gibi değerlendirip aynı şartları sunarsanız, ben sizin gerçeklerle olan ilişkinizi sorgular, iktisat bilginizden şüphe ederim. Siz bu farklı tipteki işletme biçimlerinin farklı gereksinimlerini değerlendirmek mecburiyetindesiniz yönetici mekanizmalar olarak. Yurttaşlarınıza eşit muamele etmenizin tek yolu adil davranmanızdır. Sizi meşru kılan sadece budur. Siz bir Çin restoranından İnegöl köfte satmasını bekleyemez, kimseyi de buna mecbur kılamazsınız; bu ne gerçekçidir ne de ahlakla bağdaşır.

Neredeyse tamamen işsiz kalan sektör için çözüm önerileri neler olabilir? 

Neredeyse demek eksik kalır, tamamen işsizdir sektör unsurları. Bu bir yönetim zaafiyetidir, iktisat bilen ahlak eşiği yüksek liyakat sahibi vatandaşlar durumu değerlendirip yönetime gelmediği sürece de çözümü yoktur. Önerebileceğim her tür çözüm mevcut ülke koşullarında maalesef gizli veya açık ifade edemeyeceğim, ifade ettiğim taktirde haksız yere hedef olabileceğim modellerdir.

Canlı müzik bir arada dinlenir

Mesela internet üzerinde ücret ödenerek izlenen tiyatro oyunları gibi konserler olamaz mı? Biz, Badau atmosferini o ortamda izleyebilir miyiz? Bu tüm müzik türleri için de yayılabilir. Bunlar belirli ölçülerde yapılıyor ama bunu yaygınlaştırmak için neler yapılabilir?

Canlı müzik canlı olarak, bir arada dinlenir. Aynı ortamı paylaştığınızda anlam kazanan bir üstün tecrübedir; beraberinde boyutunu arttıran birçok unsur taşır bu bir araya gelme meselesi.  Bunu hem bir işletme kurucusu hem de bir müzisyen olarak söylüyorum. Fakat tabii ki, dijital platformlar giderek gelişiyor ve bizlere alternatif alanlar sağlıyor, buna çok değer veriyorum. Biz de The Badau olarak bu yönde denemeler gerçekleştirip başarılı sonuçlar aldık. Şimdi, bir işbirliği içinde çeşitli konserleri çok kaliteli bir görüntü ve ses altyapısı ile kaydedip yayınlama arifesindeyiz.

Bilet satışlı dijital sonserler

Gerçek normale dönüp seküler aidiyetlerimizi şehirlilik temelinde yeniden var edebildiğimizde de bu dijitalleşmeyi alternatif bir platform olarak sürdüreceğiz. Bilet satışlı dijital konserler halinde yayınlanacak olan etkinlikler her ne kadar prodüksyon açısından yüksek maliyetli olsalar da bir şekilde son kullanıcı açısından daha erişilebilir olmak mecburiyetindeyken, gerçek dünyada katılacağımız etkinlik ve bir araya gelmelerin daha niş ve özel olacağını, dolayısıyla sonunda hak ettiği ederde muhataplarının erişimine sunulacağını ön görüyorum. Böylece üreticiler mali açıdan desteklenebilecektir. Sahibi olduğum The Badau ve ilişkili diğer danışmanlıklarımda bu trend üzerinden kurgularımı gerçekleştiriyorum.

Müzisyenler için çözüm öncelikle devletin görevi

Albüm yapmak için ekipmanlarını satanlar, güzellik uzmanı olanlar, B planı yapıp bambaşka işlere dönenler… Liste uzar gider. Bu, Türkiye müziği için büyük kayıp. Radikal bir planla müzisyenleri kurtarma eylemi için kafa yatırılsa belki çözüm bulunabilir mi?

Bence bulunabilir. Fakat bu devletin görevidir öncelikle. Kültür kurumlarının idaresini turizm acentası patronuna emanet ederek kültür politikası geliştiremezsiniz söz gelimi. Öyle yaparsanız itibarsızlaşır kültür potansiyeliniz. Bizler elinde imkanı ve gücü olan kimseler ve kurumlarla kurduğumuz işbirlikleriyle memleketimizde bir rönesans hareketi başlatmak mecburiyetindeyiz. Ben kendi imkanlarım ve ilişkilerimi değerlendirerek üzerime düşeni yapma gayreti içinde oldum, olmaya da devam edeceğim gücüm yettiğince. Bu iş sivil yollarla, iyi niyeti önceleyen ve karlılığı uzun vadeli planlayan işbirlikleriyle çözülür tıpkı Avrupa’yı avrupa yapan sanat patronlukları gibi.

Menü içerikli tasarımlar

Pandeminin ne zaman biteceği belli değil, siz Badau olarak nasıl bir plan yaptınız?

Biz öncelikle dijital yöntemlere ağırlık veriyoruz şu an. Alanımızı bir dijital içerik stüdyosu gibi değerlendiriyoruz. Gastronomi özelinde daha niş bir politika izleme yoluna gidiyorum. Mutfağın idaresini tekrar ele aldım ve aktif olarak mutfak hayatıma geri dönüyorum The Badau’da. Yeni menü içerikleri ve tasarımlarla, mutfakta birlikte çalışacağım arkadaşlarım sayesinde butik, özgün lezzetleri misafirlerimize sunacağız müzik olmasa bile. Bunun için gündüz tadımlarını öncelemeyi planlıyoruz. Bu karanlıkta çeşitli lezzet ve nefes alma vahalarına ihtiyacımız var, ben bunu bir görev olarak görüyor ve üzerimize düşeni elimizden geldiğince yerine getireceğimizi söylüyorum hep.

Meslek birlikleri sizce nasıl bir tavır içinde?

Meslek birlikleri de ana akım siyaset gibi atalet içinde. Ne bir söz söylüyorlar ne de söyledikleri söz ses oluyor. Dolayısıyla değişim gerek. Kısır ve içe kapalı bir döngünün artık son bulması, taze ruhların, parlak zihinlerin durumu ele alıp birlikte hareket etmesi lazım. Gelin yapalım, ben dünden hazırım.

Telif ücretleri haraç sisteminden çıkmalı

Telif ücretleri konusu bu dönemde daha da önem kazanıyor. Bu konuda da acil alınması gereken önlemler neler?

Telif konusu özellikle dijital yayıncılıkta ciddi bir muamma. Bu konuda her kafadan bir ses çıkıyor ne yazık ki hala. Burada öncelenmesi gerek üreticinin ve yorumcunun haklarıdır evvela, meslek birliğinin yapısı değil. Öyle fantastik durumlar var ki bu telif konusunda hayret edersiniz. Denetimin usulü de olmadığı, olduğu halde uygulanamadığı için ha bire birileri paralar ödüyor, o paralar kime gidiyor belli değil ama. Ben bu sebeple telifin meslek birliklerinin at koşturduğu bir haraç sisteminden çıkıp hakkaniyetle çalışan bir düzene evrilmesi gerektiğine inanıyorum.

Son olarak, pop, caz ne olursa olsun belki de örgütlenmek ve dayanışmak en azından müzisyen olarak hayatını sürdürmek isteyenlerin çaresi olabilir mi?

Bir çare değildir fakat gereklidir. Siz hangi tür ve mizaçtan olursanız olun, bir araya gelip sesinizi korkmadan duyurabilecek platformlara emek vermelisiniz. Burada devamlılık önemli tabii. Bizler maalesef çok iyi fikirlerle yola çıkıp kısa sürede gaz kesen, ardından garaja çekilen oluşumlara çok şahit olduk. korkmayacaksınız, bencil olmayacaksınız, birlik olalım dendiğinde orada hazır bulunacaksınız. Bu bir çare değildir fakat dolaylı ve çok önemli bir yöntemdir.http://www.turkishjazz.org

Füsun Saka

 

 

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
error: