Bir Ladino öyküsü: “Korason de la gramama”

Bir Ladino öyküsü “Korason de la gramama” Kulüp Dizisi yayınlandığı ilk günden beri izleyiciden büyük alkış aldı. Dönemin tüm ayrıntılarının özenle düşünüldüğü dizide kulağımıza hoş bir tını geldi, Ladino dilinin tınısı. Tıpkı Pascal Mercier’in “Lizbon’a...
Devamını oku

“Bir İstakozu Öldürmenin En İnsancıl Yolu”

“Bir İstakozu Öldürmenin En İnsancıl Yolu” Gerçekten nedir cinsel istismar? Sadece Türkiye’de mi zor bir kadın olmak? Tek kişilik bir oyunla nasıl anlatabilirsin, dünyadaki kadınların sessiz çığlığını. Sahnede ışıkların altında, dar bir alanda sıkışmış bir...
Devamını oku

Partnerinizle aşk haritanızı hazırladınız mı?

Çevremizde 50 yıllık evli bir çift gördüğümüzde bu kadar uzun bir ilişki nasıl yürütülür diye şaşırdığımız bir gerçek. Sizce neden şaşırıyoruz? Bu çift neden bu kadar özel ve her şeyden önemlisi bu işin sırrı ne?...
Devamını oku

Şiddete karşı çaresiz değilsiniz

Şiddetten yana değiliz ama yeri gelince iki tekme, bir tokat Saldırısı, kavgası, cinayeti bol bir ülke ve bunların acı sonuçlarını fazlasıyla yaşayan bir cins olarak en çok bilmemiz ve hatta kullanmamız gereken bir hak, savunma hakkı....
Devamını oku

Saç dökülmesinin önüne nasıl geçilir?

Mevsimsel saç dökülmesinin önüne sağlıklı beslenerek geçebilirsiniz… Güzellik değişken bir değerdir. Güzellik tanımlandığı zamana, topluma, yaşa, mesleğe, içinde bulunduğu sosyal ve psikolojik duruma göre değişenlik gösterir. Bununla birlikte değişik kültürlerde sanat ve modanın çok geniş...
Devamını oku

10 bin saatlik yolculuk

Başarıya ulaşmak için doğuştan gelen yeteneklerimiz mi yoksa çok çalışmak mı daha önemlidir? İkisi birden önemliyse aralarında ne gibi bir etkileşim vardır? Çok çalışan biri; yeteneğine güvenip az çalışan birinden daha başarılı olabilir mi? Başarılı olmak için...
Devamını oku

Sanat bağışıklık sisteminizi güçlendirir

Hayat bir muammadır
Usta Sanatçı Ali Poyrazoğlu ile sanatın, pandemi sürecinde nasıl ilaç olabileceğini konuştuk.

 

Aslında hepimiz biliriz; hayat büyük bir muammadır. Varlığımızın bilincine ulaştığımız andan bu yana karşılaştığımız en büyük sorundur belki de bu. Bu dünyada, işlerliğine şahit olduğumuz sistemin özündeki belirsizliği çözemedikçe, bildiğimiz her şey havada kalmaya devam eder.  Hayat düzenimiz, bilincimizin sınırları dâhilinde sürer gider. Ta ki, varlığımızı tehdit eden somut bir sorunla karşılaşıncaya dek. Tıpkı içinde bulunduğumuz pandemi döneminde fiziksel varlığımızı tehdit eden hastalığın aynı zamanda belirsizliği günlük yaşantımıza getirmesi gibi. Her daim cevaplanması gereken bir soru olarak bekleyen, varlığımızın temelindeki belirsizlik sorununu bize hatırlatmış olması; belki de bu dönemdeki huzursuzluğumuzun ve kaygılarımızın kaynağı…

Peki, bununla nasıl başa çıkacağız?

İnsanın, dış dünyadaki olaylar karşısında duyduğu iç huzursuzluğu yenmesini ve kendi kontrolünü kaybetmemesini sağlayan önemli özelliklerin başında, soyut düşünme becerisi geliyor desek yanlış olmaz. Kuşkusuz anlamak, önümüzü görmek demek… Anlayışımızı, kavrayışımızı, düşünüşümüzü geliştiren, bizi olduğumuzdan daha iyi hale ulaştıran ve böylece belirsizlikle – hayatla-  başa çıkmamızı sağlayan önemli alanlardan biri ise sanat…

Sanat bunu nasıl başarıyor?

Bu sorunun peşinde, aradık Ali Poyrazoğlu’nu.

Büyük bir isme büyük sorular sorarak başladık lafa ama büyük olmanın büyük konuşmamaktan geçtiğini hatırlattı hemen Usta.

“Ben genelleme yapmaktan korkarım,” dedi.

“Yeni nesli yakalamak lazım” dedi.

“Anlaşılır olmak lazım” dedi.

Ve daha bir sürü şey dedi… Bu kez de Ali Poyrazoğlu ile konuşmayı neden sevdiğimizi hatırladık.    

Sonunda, insanın gerçeği ile sanatın gerçeği nasıl buluşur, sorusunda karar kıldık. Usta dedi ki, “İnsanın gerçeği sanatın gerçeğini içinde taşır.”

“Sanat her zaman karşı gerçek yaratır”

Arkasından sorumuzun cevabı geldi; “Sanat her zaman karşı gerçek yaratarak yol gösterir.”

“İnsan sanatın içine doğuyor. Bütün sanatların temeli ritim kavramı… Ritim kavramının en güzel örneği ise annelerin kalp atışıdır. Çocuk henüz annesinin karnındayken, annesinin kalp atışını duyar, henüz cenin halindeyken dinlemeye başlar. Sonra kendi kalp atışına kulak verir ve ritim kavramı ile dünyaya gelir. Yani çocuk sanatla birlikte ve sanatın içine doğar. Ondan sonra içindeki o ritim kavramını sanatlı bir ritim kavramına çevirmek için, sanatın içinde sürüp gidecek bir ritim kavramını kullanmasını öğrenebilmek için gayret sarf etmesi gerekir. Kimisi bizim gibi profesyonel olarak ritim kavramının peşine takılır; resimde, heykelde, müzikte, tiyatroda, sinemada, operada, balede ritim kavramını arar. Şiirde ritim kavramının peşine takılır, kimisi ıskalar geçer gider. Dünyaya sanatçı olarak gelen insan, yani sanatın gerçeğinin içine doğan insan, bir süre sonra aklı başına geldiğinde, sanatçının görevinin, normal, sıradan gerçeğe bir karşı gerçek yaratmak olduğunun farkına varır.  Sanat, yapısı itibariyle muhaliftir. Karşı gerçek yaratmaktır. Karşı gerçek, sıradan gerçeğin daha berrak, daha anlaşılır, daha eleştirilebilir kılınmasını sağladığı için, sanat her zaman yol gösterir. Karşı gerçek yaratarak. Sanatın gerçeği, sıradan gerçekten daha gerçektir. Zihnin gerçeğidir, aklın gerçeğidir ve eleştirel bakışın gerçeğidir. Onun için sanatın gerçeği, sıradan gerçekten daha gerçektir.

Peki o zaman asıl yaşam zihindedir, diyebilir miyiz?

Poyrazoğlu, genelleme yapmadığını hatırlatarak devam etti.

“İnsan var olduğundan beri sanatın var olmasının nedeni, herkesin sanat zihniyle, bakışıyla ve dokunuşuyla; her şeyi, her anı, her seyrettiğini, gördüğünü ve dinlediğini, kendince yeniden yorumlamasındadır. Ne kadar bakan göz, dinleyen kulak varsa o kadar farklı yorum vardır sanatta. Onun için sanat, insan var oldukça var olacak. Çünkü, insanın var oluşunun temel ipuçlarından birisidir sanat. İnsan dünyadan geçerken manen zenginleşerek geçmek ister. Sanat da bunun yol göstericisidir.

Sayfaları açınca okuyanın yaratıcı anı başlar

Diyelim ki; bir roman ya da şiir okumak, bir tiyatro oyunu izlemek, seyircinin ya da okuyucunun pasif halden aktif hale geçmesidir. Yazar kitabını yazar bitirir, onun yaratıcı evresi tamamlanır, noktayı koyar, kitap basılır. Kitap, okuyanın eline gelir. Kitabın sayfasını açtığı andan itibaren okuyucunun yaratıcı anı başlar. O, yazarın yazıp bitirdiği kitabı, kendisi, kendi zihninde yeniden yaratacak, yorumlayacak, görecek ve üstüne düşünecektir. Tiyatroda da böyle… Salonda ne kadar seyirci varsa o kadar farklı bakış açısı vardır. Bir oyunu kaç kişi izliyorsa hepsinin farklı yorumu, farklı okuması vardır. Oyunu kendince, kendi zihninde yeniden yaratması söz konusudur. Onun için sanat takipçisi olanı, okuyanı, bakanı, izleyeni, pasif durumdan aktif duruma, uyku halinden uyanma haline, karanlıktan aydınlanmaya doğru götürdüğü için, insanlarda bundan kimi farkında olarak kimi olmayarak müthiş haz duyarlar. Bilgi öğrenmek ve okuyarak, izleyerek, bakarak, dinleyerek öğrenmek, hayal gücünü devreye sokmak,  diyebiliriz ki bilgiden daha önemlidir. Sanat, bireyin hayal gücünü devreye sokabileceği kapının anahtarını sunar onlara. Açarlar kapıyı, girerler sanatın kapısından içeri ve zenginleşirler.”

Sanat, içinde bulunduğumuz pandemi döneminde nasıl yardım edebilir insanlara?

Usta Sanatçı, bağışıklık sistemimizi sanatın güçlendireceğini söylüyor;

“Sanat bu dönemde ilaçlar kadar; belki de ilaçlardan daha fazla insanların bağışıklık sistemlerini güçlendirerek, hastalığa meydan okumalarını, daha soğukkanlı daha akılcı bir biçimde yaşamalarını sağlar. Sanat, insanı da bünyesini de zihnini de güçlendirir. Ve içinden geçtiğimiz pandemi döneminde de ne kadar güçlü olursak o kadar kolay baş edebiliriz virüslerle.”        

Dilek KARAGÖZ
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
error: