İtaat etme, şikayet et!

Bir gün bir dost masasında, eşim ve ben tatlı sert tartışıyorduk, bunu gören bir dostumuz eşime, “İtaat et, rahat et” demişti... Ve tabi ki bu kadim söz, ilk kez duyan beni benden almıştı. Evet itaat...
Devamını oku

“Yüzleşme” kurumsal bir hafıza yoklaması

Yüzleşmek… Bu hayattaki en büyük, en zor bir o kadar da ayakları yere en sağlam basan kelime… Kolay telaffuz edilse de, iş uygulamaya geldiğinde insanı en büyük düşmanı olan kendi ile karşı karşıya getiren, hayat...
Devamını oku

Çağır arkadaşlarını, yazacağım işte

Kıskandım mı? Evet, hem de nasıl. Ben burada göbeğimi büyütürken, Japonya’da bir kedi kitap yazmış. Hem de öyle böyle değil. “Ben bir kediyim” isimli bir kitap. 576 sayfa. Kitap ne mi anlatıyor? Sevilmeyen, istenmeyen bir...
Devamını oku

İçimdeki hislerin en ham halini müzikle anlatıyorum

24 yıllık gazeteci Erdal Kaplanseren, pandemi döneminde hayatının rotasını müziğe çevirdi. “Kendimi yazarak, konuşarak ifade ediyorum ama içimdeki hislerin en ham halini müzikle anlatıyorum” diyen gazeteci ile müziğini konuştuk... “İstanbul” adını verdiğin bir albüm çıkardın....
Devamını oku

Kemik sağlığı nasıl korunur ve güçlendirilir?

Diyetisyenseniz danışanınızın sizin için en önemli bilgilerinden biri de boy bilgisi oluyor. Çünkü oranlama ve yüzdesel hesaplama yaparken boy faktörü önemli bir dilimi oluşturuyor.  Anamnez sırasında geçen diyaloglar arasında en sempatik cümlelerden biri de 20’li...
Devamını oku

Dağ Gorilleriyle Randevu

Büyük Yarık Vadisi üzerine kaleme almış olduğum bir önceki yazımda, Uganda, Kongo ve Ruanda’nın kesiştiği noktada yer alan, Virunga Volkanik Sıradağları’ndan ve bu bölgeye özgü endemik dağ gorillerinden kısaca bahsetmiştim. Afrika’da beni en çok etkileyen...
Devamını oku

Ben bir kedi Eflatun

Bizimkinin bir arkadaşı geldi bu sabah. “Sanki dün aşık olmuşum gibi uyandım, müthişti dün akşam” diye başladı konuşmaya. Tanırım onu. Baktım gözleri parlıyor, bi mutlu, bi mutlu. Konuşurken heyecandan kelimeleri yutuyor, bir çırpıda anlatmak istiyor. Tabii ben aşkı duyunca orada durdum, bu evde hep aşk olsun, gelsin birileri aşk anlatsın. Şöyle bir yokladım ortamı, havada aşk kokusu var. Hemen kulak kabarttım. Gerine gerine, göbeğimi sarkıta sarkıta yayıldım. “Geliyor aşk,” dedim içimden. Uslu uslu oturdum ki, bizimki gelip “Eflatun” diye beni mıncıklamasın. Arkadaşı bizim bahçedeki sallanan koltuğa oturdu. Dedim bu, sallana sallana güzel bir aşk hikayesi anlatır şimdi.

Adı Genco’ymuş…

Ama ne oldu? Aşk diye başlarken, konu hayata doğru gitti. “Belgesel” dedi. “Bir Delinin Hatıra Defteri, Sokrates, Nazım Hikmet” dedi… Bizim camiada hiç duymadığımız kelimeler. Gözlerimi kıstım, anlamadım diye miyavladım. Bizimkine baktım, “Ay ne güzel,” diye dinliyor. Yok, bana bile bakmıyor. Kimden bahsediyorlar diye kulak kabarttım. Adam Tiyatro Sanatçısıymış. Ama gerçek bir sanatçıymış. Bir daha da onun gibi kimse gelmezmiş. Mütevazıymış. Samimiymiş. Kendi belgeselini öyle kıyıdan köşeden izlemiş. Sakin sakin herhangi bir izleyici gibi gelenleri ağırlamış. Adı Genco’ymuş. Hatta Genco, kan davasında öldürülen bir Kürt gencinin ismiymiş. Annesi hamileyken duymuş ve “Genco” demiş karnındaki bebeğe. Ne güzel isim, belki koyarlar gazeteye de ben de tanışırım diye içimden geçirdim.

Sonra bizimkinin arkadaşı şarabından bir yudum daha alırken, “Ama en çok ne etkiledi biliyor musun?” dedi. Genco Erkal, “Ne şanslıyım ki, ben küçük yaşlarda hayatta yerimi buldum,” dedi. Ne kadar anlamlı değil mi? diye sordu bizimkine. Belli, ikinci kadehi de içecek. Hayatta yerini bulmak, ben kedi Eflatun, durdum oturdum, bunun üzerine düşündüm. Kediyim, mırlarım, miyavlarım, huysuzlanırım, duygularımı dile getiririm. Ama hayatta yerim neresi diye düşündüm ilk defa. Bahçeme baktım. Portakal ağacıma, yerdeki saksılara, çimlerin üzerine yerleştirilen taşlara… Bizimkinin bana sevgi dolu bakan, beni kediden öteye taşıyan, hatta yazar gören bakışlarına. Benim hayatta yerim tam da burası dedim. Kesinlikle burası.

Ama sonra bu eve gelip giden insanları düşündüm. Kaç kişi bulmuştur hayattaki yerini? Geliyorsunuz buraya hep şikâyet, hep bıkkınlık, hep yorgunluk. Biliyorum, dert çok, yürekler ağır, yürek kalıyor bulduğu yerde. Sormuyor bile kendine, ben ne kadar buraya aitim diye. İzin de vermiyorlar ki size?

Bir zamanlar AKM vardı

Hayattaki yer diye miyav miyav hırladım. O yer neresidir acaba? O yer bu bahsettikleri sanatçı için sahne olmuş, bunu konuşacağım, benim sanatsever kedi arkadaşlarımla, onlar da bazen gider bir tiyatro ya da bir sinemaya yerleşir. Pandemide çok zorlandılar, ama bir ömür geçirdiler seyirciler arasında. Sahnedeki alkışları, sanatçıların mutluluklarını yaşadılar. kedi kedi gözlemlediler onlar. Bir zamanlar Atatürk Kültür Merkezi vardı. Bizim bir arkadaş da oranın kadrolu elemanı olmuştu. Fırlardı sahneye en olmadık yerde, en olmadık zamanda. O eski Beyoğlu sinemalarında da dolaşan bir arkadaş vardı. E sinemada karanlıkta biraz ürkütücü olsalar da benimsemişti seyirci. Sonra kimi balıkçının, kimi ciğercinin, kimi şirin bir cafenin… Bakın, biz de yerleşiriz bir yere. Belki, bazı insanlardan çok daha fazla benimseriz yerimizi. Ben lafa aşkla başladım. Bunlar iki kadeh içti, yine de aşka gelemedi…

O zaman ben lafı getireyim, bazen de sevdiğinin yanı olur hayattaki yerin, bazen bir balıkçı olursun, deniz olur hayattaki yerin, yazar olursun kitapların olur, bahçıvan olursun çiçekler, aşçı olursun mutfağın, kuş olursun bulutlar… Yeter ki aşkla kal orada. Ve ben bir kedi, bir Eflatun… Genco gibi ne mutlu bana ki, bulmuşum hayattaki yerimi. Siz de arayın yerinizi, Bakın bulunduğunuz yere, ne kadar aitsiniz oraya? Mırlayın, tırmıklayın, hırlayın… yerinize doğru hareket geçin. Ben kedi Eflatun, şimdi gidiyorum, hayattaki yerimde bizimkinin yanına, sevsin, okşasın biraz beni…

Eflatun

 

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
error: