Rüzgarların şehri büyüleyici Bakü

Bakü’nün methini giden arkadaşlarımdan çok duymuştum. Bir şehir çok fazla anlatılınca beklentilerimi, methiyelerin etkisinden uzak tutarak sıfırlarım, taze ve tarafsız bir merak ile kendim görmek isterim. Uzun zamandır görmeyi planladığım şehirler arasındaydı. Eşimin bir süreliğine bir proje ile ilgili olarak Azerbaycan’da bulunacak olması seyahat planımı öne çekmemi sağladı.

Bakü’ye uçakla Türk hava şirketlerinden birini, dilerseniz Azerbaycan’ın ulusal havayolu şirketi olan Azal’ı kullanarak gidebilirsiniz. İstanbul- Bakü arası uçakla 2 saat 45 dakika kadar sürüyor. Bana süre olarak oldukça yakın geldi.

Bakü’ye ziyaret için  en iyi dönemin bahar ve yaz ayları olduğu söylense de ben kışın gitmeyi tercih ettim. Bakü’nün ismini, Farsça  Büyük Rüzgar anlamına gelen “Bad-ı Kubra” kelimelerinden aldığı düşünülüyor. ‘Rüzgarların Kenti’ olarak da biliniyor.

Benim şansıma kaldığım süre boyunca Kafkasya’nın en büyük şehri, en önemli merkezi sayılan Bakü’de adını hak eden bir şekilde sürekli esintili bir hava vardı. Yağış olmadığı için her yeri yürüyerek gezme şansım oldu. Güneş ise güzel yüzünü hiç eksik etmedi.

Hava alanından inip, şehir merkezine gelene kadar her şehirde olduğu gibi daha çok sanayi bölgelerinden geçtim. Tek gözümün alışık olmadığı manzara, beni çocukluğumun efsane dizisi Dallas’a götüren, sürekli inip kalkan çelik kule petrol iskeleleri oldu. Bakü ekonomisinin büyük bir kısmını petrol oluşturuyor. Petrol hayatlarının merkezi diyebilirim.

Göl Gibi Dingin Bir Deniz Hazar

Yeni bir şehre gittiğimde her İstanbullu gibi gözüm bir müddet sonra deniz aramaya başlar, her caddenin bittiği yerde mavi deniz ile buluşmak isterim. Bakü’ye girer girmez denize paralel geniş bir yoldan kıvrıla kıvrıla gitmeye başlıyorsunuz. Hazar Denizi, görmeye alıştığım gibi hareketli bir deniz değil. Bir iç deniz olduğu için oldukça kıpırtısız, göl havasında, dingin. İzmir Kordon’u anımsatan sahil şeridi boyunca yayalar rahatça yürüsün diye uzanan park yolunda, denizde bulduğu bir sığ kayanın üzerinde dinlenmeye çekilmiş birçok balıkçıl kuş gözlüyorum.

Şehrin içerisinde ve sahil boyunca şehrin yaşayanlarına ve ziyaretçilerine nefes aldıran yeşil ve güzel parklardan oldukça fazla var. Ziyaretçi olduğum ülkelerde parklarda oturmaya çok vakit ayırırım. Parkları evlerin balkonuna benzetirim. Şehrin akciğerleri gibidirler. Nefes almanızı, rahatlamanızı ve etrafta akan hayatı, insanları gözlemenizi sağlarlar.

Bakü, eski ve yeninin güzel bir harmonisi. Daha çok mimari akımlar için kullanılan ‘neoklasik’ tanımını bu şehri betimlerken kullanmak isterim. Orta Çağ Mimarisi, Çarlık Rusyası ve Sovyet Rusyası etkilerini çok iyi korumuş binaları var. Modern binaları ise şehrin tarihi dokusu ile barışık tasarlamışlar.

Gece şehrin her yerinden görebileceğiniz, bütün şehre gösterişli endamı ile en tepeden bakan Ateş Kulelerinin göz alıcı bir ışıklandırması var. 2012 yılında Eurovision’a ev sahipliği yapmış yirmi üç bin kişi kapasiteli arena Kristal Salon ve sayısız gökdelen, deniz üzerine yapılmış, Napolyon’un sevgilisine hediye ettiği yüzükten esinlenerek inşa edilmiş Deniz Mall, şehrin modern ve yeni yüzünü simgeliyor.

Bu gösterişli yeni yapıların hemen yanı başında, şehrin merkezinde Bakü’nün tarihî çekirdeği olarak tanımlayabileceğim İçeriŞehir uzanıyor.

İçerişehrin Labirenti Andıran Dar Sokaklarında Kaybolun

Eskiyi yeniye çoğunlukla tercih ettiğim için şehri keşfetmeye İçerişehir’den başlamaya karar veriyorum.

Bakü’nün tam merkezinde kurulmuş, tarihi 11. yy. la kadar uzanan etrafı surlar ile çevrili İçerişehir’de yer alan Şirvanşahlar Sarayı ve Kız Kulesi Dünya Mirası olarak kabul edilen ilk yapılar. Şirvanşahlar Sarayı, 15. yy.da inşa edilmiş, muhteşem bir mimari yapıya sahip.

O dönemde bile hamamı, mescidi, kendine ait cami ile ne kadar refah ve zengin bir hayat sürüldüğünü hissedebiliyorsunuz. Sarayın içerisindeki müzede sergilenen dönemin kadın, erkek kıyafetleri, kullanılan müzik aletleri, atların üzengi ve koşumlarındaki gösterişten bunu anlayabiliyorsunuz. Dönemin şahı Şirvanşah tarafından yaptırılmış. Yakın doğunun en görkemli eserlerinden biri olarak kabul ediliyor.

İçerişehir’in en uç noktasında, Hazar Denizi’ni seyreden Kız Kalesi’nin eskiden denizin üzerinde olduğu rivayet ediliyor. Bugüne kadar yıkılmadan gelen binanın efsanesi yine üzgün ve aşk yüzünden hayal kırıklığına uğramış bir kız ile ilgili. Tarihi Sümerlere kadar uzanan, çok zarif ve hoş bir yapı.

Soluklanarak çıkarsanız en üst katı güzel bir şehir manzarası vadediyor. Ben tercihimi kalenin dibinde güzel bir çay içmekten yana yaptım. Azeriler bildiğimiz siyah çayın içine kaynatırken dağ kekiği koyuyorlar. Kekiğin çaya bu kadar yakışacağını hiç düşünmezdim. Denemenizi tavsiye ederim.

 

Minyatür Kitap Müzesi-Hali Müzesi-Diğer Görülmesi Gereken Yerler

İçerişehir’in labirenti andıran, dar taş sokaklarından ayrılmadan dünyanın ilk ve tek minyatür kitap müzesini görmeyi aklıma koymuştum. Atatürk’ün Nutuk’undan, Shakespeare’nin tüm eserlerine, Nazım Hikmet, Rus edebiyatının önde gelen eserleri, Küçük Prensin neredeyse tüm dillerdeki edisyonları, 6.300 minyatür kitap karşınıza çıkıyor. Büyülenmemek elde değil. Sadece 7,5 cm den küçük kitapların minyatür olarak kabul edildiği müze, Guinness Rekorlar Kitabı’na da girmiş.

Müze’nin hikayesi; Azerbaycan’ın meşhur ressamı Tahir Salahovun kız kardeşi Filolog Zarife Salahova’nın her gittiği ülkeden minyatür kitap toplamasıyla başlıyor.

Japonya’da basılan 0,75×0,75 milimetre ebadındaki “Dört Mevsim Çiçekleri” isimli kitap, müzenin en küçük kitabı olma özelliğini taşıyor.

Yirmi iki sayfalık bu kitap, özel mikroskop vasıtasıyla okunabiliyor.

Gerçekten çok orijinal bir müze. 60 ülkeden 22 yılda büyük bir emek ile toplanan 6.300 minyatür kitabı görmek her zaman mümkün olmayabilir.

Şehir merkezinde Azerbaycan Ulusal Güzel Sanatlar Müzesi yine görülmeye değer yerlerden biri. Yarım günümü bu müzeyi gezmeye ayırdım. Müze bir bina içerisinde iki bölümden oluşuyor. Bir bölümünde Azeri sanatçıların eserleri, diğer kanatta Batı Avrupa, Rusya ve Doğu sanatının çeşitli dönemlerini kapsayan sanat eserleri sergileniyor. Koleksiyonda tablo, çizim, gravür ve heykeller var. İki bina arasına geçmeden bir kahve molası vermek isterdim ama müzenin içerisinde böyle bir mola alanı yok maalesef.

Buradan Hazar Denizi kıyısına inerek Halı Müzesi’ni görmenizi öneririm. Bahsettiğim yerlerin hepsi birbirine onar dakikalık yürüme mesafesinde.

Müze 1967 yılında kurulmuş ve minyatür kitap müzesi gibi Dünya’nın ilk ve en büyük halı müzesi olma özelliği taşıyor. Müzede 6.000’in üstünde halı bulunuyor. Orta Çağ’dan günümüze tüm Azerbaycan’ı kapsayan çeşitlilikte değişik bölgelere özgü Azerbaycan halıları sergileniyor.

Müze binası da katlanmış bir halı formunda inşa edilmiş. Oldukça orijinal bir yapı. Müthiş bir sabırla, el emeği ile yapılmış, günümüze kadar doğal renklerinden hiçbir şey kaybetmeden gelmeyi başarmış, her biri bir sanat eserini andıran halılara hayran kaldım. İki yüzyıl geçmesine rağmen, bu canlı renkleri korumaları nasıl mümkün olmuş ?

Müzenin içinde tezgahında halı dokuyan bir kadının yanına giderek, orta büyüklükte bir halıyı ne sürede dokuduğunu sordum. Bir sene sürebileceğini söyledi. Gerçekten büyük emek, çok büyük sabır. İçerideki çeyrek, yarım asırlık halıların değeri gözümde daha da büyüdü.

Halı müzesinden hemen karşıya geçtiğinizde füniküler ile Ateş Kuleleri’nin hemen yanı başına, şehri kuşbaşı izleyebileceğiniz Dağüstü Park’a çıkabilirsiniz. Parkın hemen yanında ‘Şehitler Hıyabanı’ adında Türk-Azeri şehitlerine adanmış bir şehitlik ve yanında yine Bakü’nün keyifli yürüyüş alanlarına yakışır bir park alanı var.

Şehrin merkezinde görülmesi gereken yerlerin tamamını arabaya ihtiyaç duymadan, yürüyerek keşfetmenin mutluluğunu yaşadım. Benim için bir şehri hafızama tam olarak kaydedebilmemin yolu yürüyerek keşfetmekten geçiyor. Aradan çok zaman geçse bile tekrar gittiğimde tüm koordinatlar aklımda oluyor, her şeyi elimle koymuş gibi bulabiliyorum.

Iraklı ve İngiliz ünlü mimar Zaha Hadid’in imza eserlerinden Haydar Aliyev Kültür Merkezi, şehrin merkezinden biraz uzak. Yürüyerek gittiğim en uzun mesafe burası olabilir. Şehir merkezinden beş altı km uzaklıkta. Ama hava elverişli olduğu müddetçe, uzun bir yürüyüş için bahaneniz olabilir.

Bakü’ye gelenlerin mutlaka görmesi gereken lokasyonlardan bir tanesi. Hadid’in bu eserinde Haydar Aliyev’in imzasından esinlendiği söyleniyor. Futuristik tarzda yapılmış binanın görkeminden çok etkilendim.  2013 senesinde açılmış ve zaman ile Bakü’nün simgesi yapılardan biri haline gelmiş. Azerbaycan tarihi ve kültürünün tanıtımı görevini üstlenen bu ikonik bina, çeşitli forum, konferans ve sergilere de ev sahipliği yapıyor.

İnsanı Evinde Hissettiren, Türkleri Çok Seven Azeri Halkı

Yabancı dil konusunda hiç sıkıntı çekmeyeceğiniz ülkelerden bir tanesi Bakü. Azericeyi, Türkçe çok ortak kelime olmasından dolayı kolayca anlayabiliyorsunuz, ama siz Türkçe konuştuğunuzda onlar sizi tamamen anlayabiliyorlar. Bu çok büyük bir kolaylık sağlıyor. Müziği çok sevdikleri için adım başı sokakta yürürken duyduğunuz Türkçe ezgiler, bir lokantaya oturduğunuzda menüde gördüğünüz şah pilavı ( şah plav), lüle kebabı ( lyulys kebab) phaklava ( baklava ) gibi lezzetler sizi evinizde gibi hissettiriyor.

Azerbaycan mutfağı bizim damak tadımıza oldukça uygun. Onlar da çorba ile başlayıp, tatlı ile bitiriyorlar. Ancak mutfağımız tamamen aynı dersem haksızlık etmiş olurum. Bu mutfakta, Kafkasya, Anadolu, Orta Asya, İran, Çin kültürlerinin izlerine rastlamak mümkün. Bu değişik kültürlerin etkisinde kalması Azerbaycan mutfağının kendine has, özgün bir mutfak olmasını sağlamış. Etli dolma, baklava, pilav onların mutfağında da var ama kendilerine özgü bir yorum ile.

Benim favorim mantı çorbası olarak tanımlayabileceğim düşbere ve  Gürcü mantısını andıran hınkal oldu. Bizdeki gözlemenin küçüğü ve malzemesi farklı olan Kutab ı da çok lezzetli buldum. Birkaç kilo almayı göze alarak gidin derim.

Hazar Denizi’nde yaşayan Mersin Balığı ve bu balıktan üretilen siyah havyar, diğer ülkelere göre burada oldukça hesaplı satılıyor. Marketlerde kavanozlanmış formatta da bulabilirsiniz.

 

Türkleri gerçekten çok seviyorlar. Sanat galerisindeki ressamdan, lokantada servis yapan garsona, marketteki kasiyere kadar, konuşmandan Türk olduğunu anladıkları an, ağızlarındaki bol altın diş ile samimi, geniş bir gülümseme yayılıyor yüzlerine. Dünyanın pek çok ülkesinde hissetmediğim bu samimiyet içimi sımsıcak sardı ve Bakü’yü daha çok sevmemi sağladı.

Ateşgah Ve Kobustan: Tarihin Günümüze Kadar Gelen Etkileyici İzleri

Bakü’nün şehir merkezinde yeteri kadar vakit geçirdiyseniz ve biraz da çevreyi görmek istiyorsanız, Ateşgah ve Kobustan’a bir tam gününüzü ayırmanızı tavsiye ederim. Kobustan; tarih öncesi ilk insanların yaşadığı kadim bir yerleşim merkezi., Kayalara oyarak çizdikleri 6000 kadar resim, bugünlere kadar gelmeyi başarmış.

Kayaların üzerinde bakar bakmaz anlayabileceğiniz netlikte kaplan, kadın, erkek, hamile kadın resimleri; avlanma ve dans sahneleri var. Bölge UNESCO Dünya Kültür Mirası’nda. Bu tip çizimleri belki alıntı olarak müzelerde çok kez gördünüz, ama açık havada, gerçekten ilk insan çizimlerini yaşadıkları mağaralarda, tam yerinde muhtemelen görmediniz.

Yiyeceklerini nasıl ısıttıklarını ve koruduklarını, taşlara vurarak nasıl müzik yaptıklarını görmediniz. Çok etkileyici bir deneyim olduğunu söyleyebilirim. Bir rehber eşliğinde gezmenizi tavsiye ederim. Bu şekilde daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.

Ateşgah, yapısına göre şehir hanlarına benziyor. Mabedin ortasında devamlı yanan bir ateş var. Söylentiye göre bu eskiden doğal bir ateşti, şimdi ise doğal gaz verilerek yakılıyor.

Ateşgah’ta yanan ateş etrafında küçük odalar var.  Bu odaların her birinin küçük penceresinden merkezdeki ateş görülüyor. Eskiden hac için buraya gelen Zerdüştler bu odalarda konaklar, pencereden sürekli ateşi izler ve kendilerine çeşitli işkenceler yaparak ibadetlerini gerçekleştirirlermiş.

21 Mart Nevruz günü ziyaretçi akınına uğrayan Ateşgah’ta Zerdüşt dinine inananlar, geçmiş dönemde çilehane olarak kullanılan şimdi müzeye çevrilmiş odaları ziyaret ediyorlar. Her odanın giriş kapısının üzerinde de Sanskritçe yazılı kitabeler var. Yedinci yüzyıla kadar Mecusilerin tapınağı olarak kullanılan Ateşgah, o dönemlerde buradan geçen kervanların konaklama yeri olarak kullanılmış.

Mecusilere göre çok kutsal olan Ateşgah 7 asırda Azerilerin İslam’ı kabul etmesiyle önemini yitirmiş. Zerdüştler buradan Hindistan’a göçmüş, bir kısmı da başka ülkelere dağılmış. Bugün bile Hindistan’dan mabede ziyarete gelenler oluyor. Ateş hala Azerbaycan’da büyük önem taşıyor.

Bakü, beklentilerimin üzerinde güzel bir şehir. Gece sarı ışık ile aydınlattıkları eski binaları şehre çok hoşuma giden romantik bir hava veriyor. Yüz yıllık Bakü Milli Kütüphane binası önündeki Gorki heykeli başıyla şehri selamlıyor. Gece geç saatlere kadar cıvıl cıvıl, insan dolu geniş caddeleri, renkli gece hayatı ile dinamik, genç ruhlu bir şehir.

İçeri Şehir’in surlarla kaplı, arnavut kaldırımlı, labirent gibi sokakları arasında bilerek kayboldum, sanat galerilerini gezdim, halı baktım, koyun yapağından kalpaklar denedim, kısa bir mola için bir Azeri Türküsü dinlerken, koyu bir türk kahvesi içtim. Ansızın bir meydanda, hediye gibi, çocuk halk dansları ekibinin Kafkas dansına denk geldim. Gösteri bitiminde çocuklar ellerinde hem Türk hem Azeri bayraklarını sallayınca, huyum kurusun gözlerim doldu.

Türk olduğumu anladıklarında halkının gösterdiği güler yüzlülüğü, misafirperverliği başka hiçbir yabancı ülkede hissetmedim.

Müziğimiz, bazı yerel danslarımız, dilimiz, yemek kültürümüz, yaşayışlarımız o kadar birbirine yakın ki, bu samimiyeti ve sıcaklığı hissetmemek mümkün değil. Yolunuzu düşürmeye değer bir tatil rotası Bakü. Her mevsiminin farklı güzellikler ve alternatifler sunacağından eminim.

Bir dahaki sefer baharın ılık meltemlerini yüzümde hissetmek niyeti ile Rüzgarların Kenti Bakü’den ayrılıyorum.

N. Aslı Erten Çokça

 

 

 

 

 

 

Paylaş

Son Yazılanlar

Hayat bir sofra olsa nasıl olurdu?

Bayram tatilinde aklıma “Hayat bir sofra olsa nasıl olurdu?” sorusu takıldı. Cevabı çok düşündüm. Ve sonunda yaşamın her evresinden acı, tatlı, ekşi tüm tatları buluşturacağı

Hayvanları kısırlaştırmak da soykırım mı?

Modernizmin insanlığa çağ atlattığı görüşüne bir grup köktenci dindar ve postmodernizmin tadı kaçmış sakızını çiğneyen neoliberal dışında hemen herkes katılır. Tabii ki her şey, modernizm

Siz de ipotekli konut alıyorsanız dikkat!

Değişen ekonomik koşullar nedeniyle son bir yılda konut kredi faiz oranları yüzde 3’ün üzerine çıktı. Hatta kamu bankalarında, son bir aydır faiz oranları yüzde 4’ün

Tarifleri yeniden yorumlayan şef

Yazılarımı takip edenler farkındadır şüphesiz. Son zamanlarda tanıttığım mekanlar genel olarak ufak, fazla göze çarpmayan lokasyonlarda, hatta biraz kıyıda köşede kalmış yerler. Kapılarında kocaman afişler,

Bodrum’da bu yaz neler oluyor?

NİŞANTAŞI KADINLARININ BODRUM ÇIKARMASI   Ayşem Saraçoğlu, Ayşegül İlsever, Selma Şeşbeş, Nişantaşı’nın en havalı zamanlarında eğlence damgasını vurmuş üç kadın işletmeci. Şehrin en popüler mekanlarını

Gençler futbolcular heyecan veriyor

Olimpiyatlar ve Futbol Dünya Kupası ile birlikte belki de dünyanın en önemli spor organizasyonları arasında sayılabilecek Avrupa Futbol Şampiyonası başladı. Futbolseverler açısından sıcak günler… Tüm

Bayram tatilinize lezzet katacak mekanlar

Geçen hafta sizlerle İstanbul’un özel lezzet duraklarından damağımda iz bırakanları paylaşmıştım. Bugün malum 9 günlük bayram tatili başlıyor. Milyonlar bayram tatili için yola çıkıyor. Bu

Yeşilin, suyun, bulutların şehri: Giresun

Buzullar eriyor, deniz seviyesi yükseliyor, yeryüzünde büyük miktarlarda su kütleleri buharlaşıp atmosfere karışıyor ve sıcaklık-basınç farkından dolayı şiddetli rüzgarlar meydana geliyor. Küresel ısınma sadece hava

FED kararı ve enflasyon beklentisi

Borsa İstanbul geçen haftayı yüzde 2.51 kayıp ile 10138 puandan kapattı. 10 bin puan seviyesi dikkatle izlenecek. Çıkışın devamı için 10 bin puan üzerinde kalıcı