U DÖNÜŞÜ

Cart yeşil renkli duvara takılı kaldı gözlerim. Rutubet kokusunda ürperdim bir an. Hamam böceğinin duvarda yavaşça yol alışını izledim. Cep telefonumu kapattım. Tek kişilik yatağıma uzandım ve açık koyu kahverengi çizgili battaniyeyi çektim üstüme. Uyumak istiyordum. Göz kapaklarım ağırlaştı, ama gitmiyordu, gözümün önünden, o sahne gitmiyordu. Kocaman yeşil gözlerinin üzerindeki iki kaş kalkıp kalkıp iniyordu. “dikkat dikkat” der gibi.

Ufacık odada adım atacak yer yoktu

Birkaç parça eşyamı doldurduğum çantaya baktım. Her şey tıkış tıkıştı. Yarı açık çantadan bıçağın ucu, gazete kağıdının arasından parıldıyordu. Hiç yakışmıyordu gazete kağıdına. Tüm gücünü yitirmişti. Oysa o tahtanın üstünde çıkardığı sesle, mutluluk sarhoşu olmuştum. Et kokusuna karışan o ritm. Kutusuna bile koyamamış, eşyalarımın arasına tıkıştırıp çıkmıştım.
Yok uyuyamayacaktım. Ufacık odada adım atacak yer yoktu. Pencereyi araladım. Sadece bir duvar vardı önümde. Gecenin ürkütücü sessizliğini dinledim. Bir tek bıçağım vardı. Tanıdık, içten, beni seven. Eski bir dost gibi baktım ona. Tekrar tekrar okudum adını.

Ve yıllar öncesine gittim bir an

Oteldeki o telaşı hiç unutamıyorum. “Önemli bir misafir gelecekmiş,” diye duymuştum sadece. Ben de üzerime düşen görevi yerine getirmeye çalışıyor, sağa sola koşuşturuyordum. Geldiği gün görmedim bile önemli misafirimizi. Hoş, beni ilgilendiren bir yanı da yoktu.
Ama o gün, ne olduysa, insan yokluğundan mini bar kontrolü için, elime yedek anahtarları tutuşturup beni yolladılar yukarı. Asansörde yanlış düğmeye basıp en üst kata çıktım. En üst kata geldiğimi fark etmedim bile, hangi numaraya da gideceğimi bilmeden, oda numaraları arasında koşuşturuyordum.
Katlarda sessizlikte odalardaki tüm sesler duyulurdu da, kulak vermezdim hiçbirine. Ama o hırıltı, inilti. Yardım istiyordu. Hiç düşünmeden yedek anahtarla daldım içeri.
Yatağının yanındaki sehpayı işaret ediyordu. Dedemden biliyordum bu kalp ilacını. Dilaltına konur. Hemen verdim ve yardım çağırdım.

Yardım gelince gitmek istedim. Ama ısrarla bırakmadı beni

Minnet dolu gözlerini anımsıyorum. Çok değil, o otel odasındaki krizden bir sene sonra aramızdan ayrıldı.
Beni ziyaret ettiği gün geliyor aklıma. “İçindeki bu “passion”u, nasıl denir “tutku” yu geliştir” demişti. Kutunun içinde ışıl ışıldı. “Christofle” dedim ve yutkundum heyecandan.“Torunum” diye tanıştırdı yanındakini. Önemsememiş, gözlerine bile bakmamıştım. Sadece çivi topukları kalmıştı aklımda.
“Osmanlı İmparatorluğu döneminden” dedi, saçlarını şöyle bir savurarak, “Evet, 1830’lardan gelen bir marka” diye sözünü kesince, fark ettim kocaman açılan yeşil gözlerini.
Nasıl da işime yaramıştı, tesadüfen mutfakta duyduğum bir bilgi.
O gün sadece teşekkür hediyesiyle değil, bir iş teklifiyle gelmişti bizim tonton ihtiyar. İstanbul’un en moda cafe zincirinin mutfağında buldum kendimi. Bıçağın kesme tahtası üzerinde çıkardığı her seste ise onun bilmiş yüzü geliyordu gözümün önüne.
Nefret, aşk ne derseniz deyin buna. Hiç girmek istemiyordum böyle bir hikâyeye.

Susuyordum, yenik düşmüştüm…

Mutfak kapısını aralayıp gerekli gereksiz geldikçe fark ediyordum bakışlarındaki değişimi. “1830” diyordum kendi kendime.
Zamanla yenik düştüm o yeşil gözlere. Sandım ki, diğerlerinden farklı. Beyoğlu’nun ara sokaklarına sürükledim onu. İlk nohutlu pilav yediğimizde, çatal bıçak kaprisiyle sevimli gelmişti gözüme. Bir tiyatro oyuncusu gibi izliyordu beni. Sahilde balık ekmek yerken, bir çocuk saflığıyla, “seninle her şeyi yaparım,” diyen bakışlarını unutamıyordum.
Dayanamadım o bakışlara, o akşam taşındım onun evine. Kısa sürede, bağımlı olduk birbirimize. İşin büyüsü bozuldu. Fahişe ruhlar çıktı. Göz yumdum, çivi topuğun küstahlıklarına, kaprislerine. Susuyordum. Yenik düşmüştüm. Yatakta kaybettik kendimizi. Ama biliyordum, bir U dönüşü olacaktı bu ilişkinin.
İşte o davet, kendimi penguen hissettiğim o smokinin içinde, “seçkin” bir sohbet sırasında her lafıma kaşlarını kaldırmasını, tedirginliğini, eskiden o otelde çalıştığımı, dedesiyle tanışmamızı söyleyince, kolumu dürtmesiyle, oldu ne olduysa. İşte “U dönüşü” dedim ve salonu terk ettim, eve gelip eşyalarımı topladım. “Christofle” mu? Bir daha asla.

Mine TÜRKİLİ

Paylaş

Son Yazılanlar

Tatların Ve Dokuların Şiirsel Diyaloğu

Yemek insanoğlunun hafıza, kültür ve estetikle kurduğu en doğrudan temastır. Bir tabağın karşısına geçtiğimizde yalnızca malzemeleri değil, o malzemeye ruhunu veren şefin zihinsel dünyasını, coğrafyasını

İlişkilerde İspat Paradoksu

İspat paradoksu. Kendini var edebilmek için, kendine zarar vermek. Bir ilişkide görülmek istemek son derece doğal ve insani bir bağ kurma arayışıdır. Ancak bu sağlıklı

Cilt Dönüşümünden Doğan Marka

Bu Kore güzellik markası, kurucusunun inanılmaz cilt dönüşümünden doğdu Sosyal medyada viral olan her şeye, özellikle de içinde “vay be” faktörü içeriyorsa genel olarak şüpheyle

Merhamet Kubbelerin Altında Kalmasın

Gündelik hayatın telaşı içinde önünden geçip gittiğimiz camiler, sadece insanların ibadet ettiği mekanlar değildir. Bu topraklarda camiler, yüzyıllar boyunca sadece insana değil; kuşa, kediye, köpeğe

Gelenekten Geleceğe Tabaktaki Hafıza

Coğrafya, sadece üzerinde yaşadığımız sınırlar ya da harita çizgileri değildir. Aynı zamanda kuşaklar boyu biriken ortak hafızamızın ve kimliğimizin en somut taşıyıcısıdır. Bu hafızanın en

SpaceX için milyarlarca dolarlık imtihan

   Bu hafta, özellikle teknoloji şirketlerinin yöneticileri ve teknoloji hisselerinin yatırımcıları açısından oldukça tedirgin edici geçti. Yeni haftaya da endişeli giriyorlar. SpaceX için milyarlarca dolarlık

Emek ve kurumsal hafıza üzerine…

Bir an için hayal edin… Öyle bir şirkette çalışıyorsunuz ki, akşam olduğunda eve gitmek istemiyorsunuz. Çünkü orada yalnızca işinizi yapmıyor, üretiyor, “bi’ şeyler” inşa ediyorsunuz.

Başkentin Sessiz Hafızası

Ankara, dışarıdan bakıldığında gri binaların, bürokratik koridorların ve mesafeli yüzlerin şehri gibi görünür. Oysa bu kentin kendine has, içe dönük ve son derece derin bir

İlişkilerde “Benden Beklenen Bu” Yaklaşımı

“Zaten erkekler aldatır”, “Erkeklerin yapısı böyle”, “Erkek tek eşli değil”. Zihnimize kazınan bu cümleler sadece kadın-erkek ilişkilerini olumsuz etkilemiyor. Erkek kimliğini de değersizleştiriyor. Bir erkeği

Akdeniz kıyısındaki yolculuğun ardından

Akdeniz’in iki farklı yüzünü, aynı yolculukta deneyimlemek… Bir yanda denizin ferahlatıcı nefesi, diğer yanda dağların dinginliği ve sessizliği. Bu seyahatimde konakladığım iki farklı otel, bana