Şirketlerimiz dengeli beslenmeli

Gazeteci ve televizyon programcısı Hande Demirel bugüne kadar televizyonda yaptığı KOBİ Destek programındaki söyleşilerden yola çıkarak İdeal Şirket Yolculuğu adında bir kitap yazdı. Sadece KOBİ’ler değil, her kesimden şirket sahibi ve yöneticisi için bir rehber...
Devamını oku

Kovandan gelen gizli mucize

  DÜNYANIN EN İYİ GIDASI İnsan vücudunda da bulunan yararlı bakterilerden Lactobacillus ve Bifidobacterium bakterilerini içeren arı poleni, aynı zamanda probiyotik yönünden oldukça zengin bir gıda. Dünyada en eski besin takviyesi olarak kullanıldığı bilinen arı...
Devamını oku

Akdeniz’in buğulu üzümü Cinsault

   O yaz çok sıcaktı. Eşimle  Fransa seyahatindeydik. Önce Güney Fransa’nın Atlantik kıyısındaki tipik, şık, seçkinlerin tatil beldesi Biarritz, oradan ver elini Aix-en-Provence. Burası da Fransızların "Provence"  dedikleri, güney sahilini tamamen içine alan Akdeniz’in tüm...
Devamını oku

Erkekliğin farklı hallerini anlatan kitap

Irmak Zileli, Everest Yayınları’ndan çıkan son romanı Bende Ölen Sensin'de reklamcılık sektöründe çalışan Volkan’ın iç sesiyle erkeklik hallerini ataerkil düşünce yapısını, kadınların konumunu tüm ayrıntısıyla anlatıyor. Unutulmayan detaylar Volkan'ın yaşadığı bir bar kavgasında aldığı darbe,...
Devamını oku

Değişen yapılarıyla savaş gemileri

Büyük savaş makineleri olmaları dışında savaş gemileri mühendisliğin, fiziğin hatta kimyanın son teknolojilerini barındıran karmaşık yapılar. Evren Mercan’ın Modern Harp Gemileri kitabı 1850’den günümüze hızlı bir seyirde değişen bu deniz araçlarının tarihsel gelişimini anlatıyor. Deniz...
Devamını oku

Borsa, Altın ve ABD 4. Çeyrek Büyüme Beklentisi

KÖŞE ADI: YATIRIM MENÜSÜ Borsa İstanbul geçtiğimiz hafta yüzde 10 değer kazandı, endeks tarihi zirveden sadece yüzde 4 aşağıda ve yükseliş potansiyeli yeni katılan yatırımcılar ile devam ediyor. Gram altın ise borsaya alternatif olarak tercih...
Devamını oku

2023’ün yeni gıdaları neler?

2023’ TE BESİN VE GIDA ALIŞVERİŞİNDE BİZLERİ NELER BEKLİYOR? SIFIR ATIK Küresel çağın getirdiği zorlukların yanı sıra ekonomik koşulların beslenmeyi etkilediği herkesçe bilinen bir gerçek. Bu nedenle artık alınan besin malzemelerin olabildiğince sıfır atık oluşacak...
Devamını oku

Kadın girişimcilere “Yeşil İş” eğitimi

Kadın girişimcileri; dijital dönüşüm, sürdürülebilirlik ve dünyanın ihtiyacı olan yeni iş modellerine uyum konusunda bilgilendirmeyi hedefleyen KAGİDER Pusula online eğitim platformuna ‘’Yeşil İş’’ eğitim modülü eklendi. Yeşil İş eğitim modülü KAGİDER Toplumsal Etki Strateji Grubu...
Devamını oku

Kurak Günler ve mesleki anılar

Sıra dışı yapıtlar kendine özgü bir duygu yoğunluğu veriyor; bir esinleme, şimdiye değin yadırgamayıp, alıştığımız bir karanlığın aydınlanıverdiği yerde şaşırtan bir buluşma, özlenen bir kavuşma hissini yaşatıyor. Güneşe poz veren Ayın günlük halleri gibi, bazen...
Devamını oku

Protein değeri etten 2.5 kat fazla!

Mavinin Zenginliklerinden Gelen Lezzet Okyanuslarda, denizlerde ve tatlı sularda bulunan kırmızı, yeşil ve kahverengi görünümde olabilen su bitkileri ‘yosun’ olarak adlandırılmaktadır. Klorofil üreten yosunlar, asalak bitki türlerinde yer alır. Çin, Japonya ve Kore gibi ülkelerde...
Devamını oku

Koşmak piyano çalmak gibi değil

Koşmak deyince aklınızda ne kadar bir mesafe beliriyor? 5 km mi? 10 mu? 20 mi? Uzun mesafe koşusu desem aklınıza ne gelir? Yarı maraton mesafesi olan 21 km mi, maraton mesafesi olan 42 km mi? Peki Ultramaraton, maraton mesafesinin ne kadar üstüne çıkar sizce? 50 km mi olur? 100 mü? 150 mi? Bir insan hiç durmadan gece gündüz demeden kaç saat koşabilir?

Ultramaratoncuların gönlünde yatan aslan Spartathlon

Ultramaraton; atletlerin sağlık için koşmaktan çıkıp koşmak için sağlıklı olmaya çalıştıkları, zihin ve beden sınırlarını insanlığın geldiği en üst limitlere kadar zorladıkları bir spor. Her ekstrem spor gibi mesafeler arttıkça icra eden sporcu sayısı azalır. Atletlerin performansları yükseldikçe kendilerini sınadıkları yarışlar da değişmeye başlar. Örneğin elit ultramaratoncuların gönlünde yatan aslan Yunanistan’da her yıl gerçekleştirilen Spartathlon yarışmasıdır ki her isteyen katılamaz.

Yıl içinde başka yarışlarda belli bir mesafeyi koşmuş olmanız, ön koşulları sağlamış olmanız yetmediği gibi bir de çekilişte şanslılar arasında yer alabilmiş olmanız gerekir. Ayrıca yarışmaya katılmanız da bitirmeniz anlamına gelmiyor çünkü bitirmek yeterli değil, belirlenmiş sürede bitirmek zorunda olduğunuz bir yarışma bu. Her sene katılan yarışmacıların yarısına yakını zaman limitlerine takılarak yarışı bırakmak zorunda kalıyor.

Sizce mesafesi nedir bu yarışmanın? Tam 245 km! Üstelik öyle dümdüz bir yolda değil. Doğada dere tepe aşarak, Yunanistan’ın gündüz güneşine de gece ayazına da diş sıkıp geceyi gündüze katarak, en fazla 36 saatte tamamlamak zorunda olduğunuz bir “245 km”. Dünyanın her yerinden yarışmacılar geliyorlar ve yarışmayı tamamlayamasalar bile koşu dünyasının bu en özel atmosferinde bulunarak hayatlarında ömür boyu unutamayacakları çok özel bir anıya imza atıyorlar.

Ülkemizden bu yarışmaya ilk defa katılan ve zaman limitine takılmadan bitiren ilk kişi Aykut Çelikbaş. Bu sene yedinci kez katıldı ve yedinci kez limite takılmadan yarışı tamamlamayı başardı.

Koşu geçmişinden bahseder misin? Koşmaya ne zaman, nasıl başladın? 

Okul yıllarında çeşitli sporlar yaptım ama basketbol benim için hep ilk sıradaydı. Ortaokul ve lise yıllarında çeşitli kulüplerde oynadıktan sonra daha ileri gitmek için yeterince yetenekli olmadığımı fark ettim. Boyum da basketbol için kısa kalmıştı. Üniversite yıllarından itibaren spora sadece izleyici olarak devam ettim ve düzensiz bir hayata girdim. 33 yaşına geldiğimde 100 kiloya yaklaşmıştım.

Sadece biraz kilo vermek amacıyla başladım

Koşmaya sadece biraz kilo verebilmek amacıyla başladığımda durmadan 100 metre bile koşamıyordum. Kendi kendime yaptığım 8-10 haftalık antrenmanlardan sonra yavaş da olsa durmadan 30 dakika koşabilir hale geldim. 2009 yılının Ağustos ayında İstanbul Maratonu’nun afişini gördüm.

Bir insanın 42.195 km’lik maraton mesafesini koşabilmesi bana imkânsız geliyordu. İnternette biraz araştırma yaptığımda normal insanların düzenli antrenman programları ile maraton koşabildiklerini gördüm. Pek inandırıcı gelmese de denemeye karar verdim ve maratona kayıt oldum. Amacım maratonu bitirip koşu sporuna nokta koymaktı!

Maratonu bir şekilde tamamladım ama bir daha bırakamadım

Kısa süre içinden elimden gelenin en iyisini yapıp maratonu bir şekilde tamamladım ama koşuyu bırakamadım çünkü hayatımı son derece olumlu şekilde değiştirdiğini fark etmeye başlamıştım. Birkaç tane daha maraton koştuktan sonra ultramaraton adındaki 50, 100, 200 km’lik yarışlar olduğunu öğrendim ve bu kez bunlar bana inanılmaz gelmeye başladı. Böylece bu yarışları araştırmaya başladım.

Uzun mesafeleri koşmak hayatından bir şeyleri çıkarmana sebep oldu mu? 

Ben koşmaya başladığımda koşan sayısı şimdiki ile kıyaslanmayacak kadar azdı. Yılda sadece birkaç tane yarış vardı. Ailemde ve yakın çevremde koşan veya düzenli spor yapan biri olmadığı için bunu anlatmak da kolay değildi. Şimdilerde ülkenin dört bir yanında her hafta sonu birkaç tane koşu yarışı var.

Özellikle büyük şehirlerde de çok sayıda koşu grubu var. Pandemi döneminde de düzenli sporun ne kadar önemli olduğu konusunda toplumda büyük bir bilinçlenme oldu. Dolayısı ile şu anda hem koşuya ilk adımı atmak daha kolay, hem de toplumdaki algısı çok daha pozitif.

Koşmaya veya düzenli spor yapmaya başladığınızda hayatınızdaki bazı şeyleri değiştirmek zorundasınız. Her seçim aynı zamanda bir vazgeçiştir. Beslenmeden uykuya kadar daha düzenli yaşamanız gerekir.

Ben de koşmaya başlamadan önce yaşadığım düzensiz hayatın hem vücuduma hem zihnime ne kadar zarar verdiğini anladım ve zamanla bunları düzene sokmaya başladım.

Giderek arkadaş gruplarım değişti veya koşmayan arkadaşlarım da benden etkilenerek koşmaya başladı. Artılarına ve eksilerine baktığımda koşunun bana kazandırdıklarının yanında vazgeçmek zorunda kaldığım şeyler son derece önemsiz görünüyor.

Antrenmanların hakkında biraz bilgi verir misin?

Normal dönemlerde genelde haftada 5-6 gün koşarım. En az bir gün dinlenmek fiziksel olduğu kadar zihinsel olarak da yararlıdır. Hafta içi koşularım genelde 15-25 km arasında olur. Hazırlandığım yarışa göre hafta sonları ise 3-4 saat veya daha uzun koşabilirim. Büyük yarışlardan önceki birkaç ay bu miktarlar biraz daha artar, bazı günler iki antrenman yaparım.

İstanbul’da koşmanın tabii ki zorlukları var ama bunlar bahane değil. Çok soğuk veya çok sıcak iklimlerde koşmak zorunda olan insanlar var. Bazı ülkelerde güvenlik sorunları daha fazla. Dünyanın neresinde olursanız olun yaşadığınız yerin şartlarına uyum sağlamanız gerekli yoksa her yer için rahatlıkla bir bahane bulunabilir.

İstanbul’da istediğiniz yerlerde rahat koşmak istiyorsanız sabah erken kalkmaya alışmak zorundasınız. Sabah 5-7 arasında birçok yerde koşabilirsiniz. Ama 6:30’u geçirmeye başlarsanız ancak trafiğe kapalı belli bölgelerde rahat koşabilirsiniz.

Çalışan ve bu spora gönül veren insanlar başarılı olabilirler mi sence?

Evden çalışma imkânına sahip olduğum için şanslıyım ama bu durumda gününüzü iyi planlamanız gerekli. Ben genelde bilgisayar başında olduğum için koşmak benim için çok faydalı bir aktivite.

Bazı mesleklerde daha zor olduğunun farkındayım ama hayatınızı düzene sokabilir ve bazı fedakârlıklar yapmayı göze alırsanız her şey mümkün. Örneğin bahar ve yaz aylarında hafta içi 5:30 gibi kalkıp koşmaya başlarım ve en geç 7:30’da işim bitmiş olur.

Hafta sonu daha uzun koşsam da kahvaltı saatine yetişirim. Kış aylarında bu biraz daha değişebilir ama ana fikir aynı. Tabii erken kalkmak için erken yatmanız gerekir! Ben de en geç 11 civarı yatakta olurum.

Yeni başlayacak biri için bakarsanız haftada 2-3 defa 30-60 dk kadar spor yapmak aslında çok zor değil. Evet, bazı alışkanlıklarınızdan vazgeçmeniz gerekecek ama hayatınızdaki olumlu etkileri gördüğünüzde bunları önemsemeyeceksiniz. Ben de koşmaya başlamadan önce koşanların genetik avantajları olduğuna veya çok zamanları olduğuna kendimi inandırırdım. Koşmaya başlayıp kendime karşı dürüst olmaya başladığımda bunların aslında bahane olduğunu fark ettim.

Koşmak piyano çalmak gibi bir aktivite değil

Ayrıca çalışmayan insanların çok daha başarılı olacağı düşüncesi ise her zaman doğru değil. Çünkü koşmak piyano çalmak veya satranç oynamak gibi bir aktivite değil. Günde 10-12 saat piyano çalışarak kendinizi çok fazla geliştirebilirsiniz ama koşuda bunu yapamazsınız. Fazla zamanı olup vücutlarının kaldırabileceğinden fazla koşanlarda ya sakatlıklar ya da motivasyon kaybı oluşmaya başlayabilir. Dolayısıyla ister iş olsun, ister başka bir uğraş, hayatınızda koşuyu dengeleyecek bir şeylerin olması çoğu zaman iyidir.

Doğal beslenmenin yanı sıra özellikle yarışlarda hazır takviyelere de başvurduğunu biliyorum. Bu konuda uygulamaların ve önerilerin nelerdir?

Burada yarışlar ve normal hayatı ayırmak gerekli. Yarış sırasında en çabuk enerjiye dönüşecek ve midenizin tolere edebileceği besinleri almaya çalışırsınız. Örneğin normal hayatta kola veya asitli içecekler içmeyeli 10 yıla yakın olmuştur ama yarışlarda birçok kişi gibi benim de zaman zaman tercih ettiğim içeceklerdir. Hızlı sindirilen ve çabuk kana karışan enerji jelleri gibi besinler de öyle.

Normal hayatta ise çok farklı şekillerde beslenen koşucular var. Vegan olanlardan tutun, et ve yağ ağırlıklı paleo beslenmeye kadar çok geniş bir yelpaze mevcut. Her şekilde başarılı olan çok sayıda örnek var. Benim özel bir diyetim yok ve kendime çok keskin kurallar koymuyorum ama uzun mesafeler koşmak için vücudunuzun enerjinin büyük bölümünü yağlardan kullanmayı öğrenmiş olması gerekli.

Ben de yıllardır basit şekerlerden ve paketli gıdalardan olabildiğince uzak durduğumu söyleyebilirim. Bakliyat, yoğurt ve kuruyemiş en çok tükettiğim besinlerden bazıları. Ancak yoğun antrenman yaptığım dönemlerde karbonhidrat ağırlıklı besinlere de ağırlık veririm.

 Koşuya geç başlamanın avantajı bile olabiliyor

Hayatı boyunca hiç koşmamış birisi en geç kaç yaşında koşuya başlayabilir?

Bu konuda çok acayip örnekler var. 70 yaşında başlayanlar var. Hatta geç başlayanların bazı avantajları bile olabiliyor. Daha önce hiç koşmadıkları için vücutlarında koşuya bağlı sakatlık veya bazı kronik sorunlar hiç oluşmamış olacaktır.

Uzun süre koşanlarda bazı ufak sorunlar zamanla birikme yaparak büyük sorunlara dönüşebiliyor. Vücudu dinleyerek antrenman yapma bilinci olgun yaşlarda daha fazla.

Farklı olumsuz faktörlerin devreye girdiği farklı yarışmalar için, örneğin 24 saat pist koşusu yarışmasına veya Sparthatlon gibi 245 km’lik arazi yarışmalarına farklı zihinsel mücadele yöntemleri mi belirliyorsun? 

Evet, insan zihni aslında çok büyük bir güç. Bu gücü kullanmayı öğrenmek uzun bir süreç. Örneğin koşmaya yeni başladığınızda tamamen tükendiğinizi düşünürsünüz ama biraz dinlendikten sonra aslında daha devam edebilecek gücünüz olduğunu öğrenmeye başlarsınız. İnsan zihni bahane bulma konusunda da son derece başarılı. Eğer konfor alanınızdan çıkmak istemiyorsanız aklınıza gelmeyecek kadar çok sayıda bahane bulması kaçınılmaz. Bunun hazırlığı yarış öncesinde olmalı.

Antrenmanlarda zorlandığınızda yavaşlasanız bile devam edebildiğinizi gördüğünüzde bu konuda kendinizi eğitmeye başlarsınız. Daha sonra zihinsel antrenmanlar yaparak, yarışta yaşayabileceğiniz olumsuz durumları düşünürsünüz ve bunlarla karşılaştığınızda neler yapmanız gerektiğini planlarsınız. Böylece yarışta bunlar yaşandığı zaman büyük bir sürpriz olmaz ve sakin kalarak sorunu çözebilirsiniz.

Bir başka önemli konu da başkalarının yaşadıklarından dersler çıkarmaktır. Ben bu konularda kitaplar okuyup belgeseller izlemeyi severim. Böylece bu zorlukları sadece sizin değil herkesin yaşadığını öğrenirsiniz. O zaman “neden benim başıma bu geldi?” diye mağdur psikolojisine girmek yerine, “bu durumdan kurtulmak için ne yapabilirim?” sorusunun cevabını bulmaya odaklanmaya başlarsınız ve bu da çözüme ulaşmak için en önemli adımdır.

Yarışlarda olumsuz durumlarla karşılaştığımda “bu yarışta benden daha kötü şeyler yaşayacak ama yine de bitirmeyi başaracak en az bir kişi olacak, o yapabiliyorsa benim de yapabilmem gerekir” diye düşünürüm. Fiziksel olarak hepimizin bazı limitleri var ve bir noktadan sonra bunu aşmamız mümkün değil ama zihinsel olarak hepimiz kendimizi çok daha fazla geliştirebiliriz. Ben de her yarışta birçok kez zihnimle bu mücadeleyi veriyorum ve her seferinde bir şeyler öğreniyorum. Bu hiç bitmeyen bir süreç.

24 saat yarışlarından bahseder misin? Nasıl yapılıyor, sen nerede koştun, zorlukları neler?

Zamana karşı yapılan yarışlar aslında dünyada oldukça popüler. Önceden belirlenmiş bir mesafe yok. Atletizm pistinde veya 1-2 km uzunluğundaki bir parkurda sürekli tur atarak belli bir zaman dilimi içinde koşabildiğiniz kadar çok koşmaya çalışıyorsunuz. 6-12-24 saat veya daha uzunları olabiliyor ama en çok koşulanı 24 saat.

Bu yarışlar 2014’ten beri ilgimi çekiyordu. Türkiye rekoru 1989’da Almanya’nın Morlenbach şehrinde 212,579 km ile Almanya’da yaşayan bir Türk olan Şükrü Meriç’e aitti ve o yıldan beri kırılamamıştı. 2017’de bu yarışa hazırlanmaya başladım ve Aralık ayında Avrupa’nın en eski 24 saat yarışlarından olan Barselona’daki yarışa katıldım. Bu yarışta 140 kişi arasında üçüncü olurken 24 saat içinde 225,897 km koşmayı başardım. Geçen sene yine aynı yarışta 231,176 km koşarak bu dereceyi biraz daha geliştirdim.

Bunlar fiziksel olduğu kadar büyük oranda zihinsel yarışlar. Barselona 24 saat yarışı atletizm pistinde yapılıyor ve aynı yerde yüzlerce tur atmanız gerekiyor. Beyniniz sürekli sizi durmanız için ikna etmeye çalışırken devam edip daha fazla koşmak için sürekli mücadele etmeniz gerekiyor.

Senin yolculuğun özelinde bu sporun sana kattıklarından bahseder misin?

Koşunun kendi içinde bir adaleti var

Evet, koşmak gibi kâğıt üzerinde çok basit gözüken bir sporun insana hem kendisi hem de dünya hakkında bu kadar çok şey öğretebilmesi son derece enteresan. Bir kere koşunun kendi içinde bir adaleti var. Ne ekerseniz onu biçiyorsunuz. Disiplin, kararlılık ve süreklilik gösterirseniz hiç tahmin edemeyeceğiniz şeyleri yapabileceğinizi size öğretiyor.

Tam tersine kestirme yapmaya çalıştığınızda ise hemen olumsuz sonuçlarını görüyorsunuz. Kendinize koyduğunuz limitlerin çoğunun kendi ürettiğiniz bahanelerden oluştuğunu anlayıp bunlarla başa çıkmak için neler yapmanız gerektiğini öğrenmeye başlıyorsunuz.

Belli bir aşama gösterdiğiniz için bir taraftan kendinizle gurur duyuyorsunuz ama ne yaparsanız yapın her zaman sizden daha fazlasını yapacak birçok kişi olacağını gördüğünüz için kendinizi fazla ciddiye almamayı öğreniyorsunuz. En büyük mücadelenin kendinizle olduğunu anladığınızda gereksiz hırslardan ve egolardan arınıp daha mutlu bir hayat sürmenin kapısını aralıyorsunuz.

İstediğiniz gibi koşmak için yediğinize, içtiğinize, uykunuza dikkat etmeniz gerekiyor ve bu da sizi fiziksel ve zihinsel olarak daha sağlıklı olmanıza yol açıyor. Ayrıca dünyaya çok farklı bakan birçok insanla karşılaşıyorsunuz ve bu da ufkunuzu genişletiyor.

Koşmayı en sevdiğin mesafe ve yarışlar hangileri? O yarışlara dair özel anılarından bahseder misin?

Aslında mesafeler ve yarışlar yıllar boyunca değişlik gösterdi. İlk başladığımda maraton mesafesi çok ilgimi çekiyordu. Daha sonra ultramaratonlara geçtim ve 100 mil (160 km) yarışları ilgimi çekmeye başladı.

Dünyanın birçok yerinde yarışlar koştuktan sonra bana en çok hitap eden yarışın Spartathlon olduğunu fark ettim. Spartathlon zor bir yarış olmasının yanında Olimpik ideallerle düzenlenen bir organizasyon olduğu için oldukça farklı bir ortam var.

Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen koşucular arasında bir aile ortamı oluşuyor ve yarışı zaman sınırı içinde bitirenler birer kahraman gibi karşılanıyor. Bunun dışında son yıllarda zamana karşı yarışlar daha çok ilgimi çekmeye başladı. Turlu parkurlarda düzenlenen ve örneğin 24 saat içinde koşabildiğiniz kadar çok koştuğunuz yarışlar.

Bu yarışlarda önceden belirlenmiş bir mesafe olmadığı için ne kadar koşabileceğiniz tamamen size bağlı. Dolayısı ile devam etmek için beyninize karşı sürekli bir mücadele halinde olmanız gerekiyor ve işin bu tarafı da beni cezbediyor.

2016’da Spartathlon’da 185. km’yi geçmiştim. Yarış başlayalı 25 saatten fazla olmuştu ve daha 60 km olmasına rağmen müthiş bir uyku bastırmıştı. Koşarken ara ara gözlerimin kapandığını hatırlıyorum. Bir süre sonra bir araba kornası duydum. Meğerse uyuklarken yanlış yola girmişim ve beni uyarmaya çalışıyorlarmış. Arabanın içinden bir hakem “Bu yarış zaten yeterince uzun. Bence daha fazla uzatmana hiç gerek yok!” demiş ve bu da beni uzun süre gülümsetmişti.

2018’de Kanada’da Niagara şelalesinin olduğu bölgede 100 km uzunluğunda bir yarışa katılmıştım. Yarışın hemen başında ön grup ile giderken bir dönüşü kaçırdık ve 2 km fazladan giderek tekrar doğru yolu buldum. Bir anda yarışın en gerisinde kalmak çok moral bozucuydu.

Fakat saatler geçtikçe tekrar ön grubu yakalamaya başladım ve sıcak havada yarışı bırakanların da etkisi ile birinci olmayı başarmıştım. Bu yarış o sene Kanada 100 KM şampiyonası olarak düzenleniyordu ve Türk olmama rağmen birincilik ödülünü bana vermişlerdi. Bu da bana, başlangıçta ne olursa olsun yarışın sonuna kadar elinden geleni yapmanın önemini öğreten yarışlardan biri olmuştu.

Koşu senin için bir tür bağımlılık diyebilir miyiz?

Evet bağımlılık ama en azından benim için iyi bir bağımlılık bu. Çünkü ben biraz obsesif bir adamım. Dediğim gibi benim için önceden sinema, ondan önce basketbol vardı ve bir işe odaklandığım zaman yapabileceğimin en iyisini yapmak istiyorum.

Hayatımın dengelenmesi açısından veya sağlıklı olabilmesi açısından -hem fiziksel hem de zihinsel sağlıktan bahsediyorum, benim için en faydalı bağımlılıklardan bir tanesi koşmak. Onu bırakırsam herhalde hayatıma zararlı bir bağımlılık girebilir diye düşünüyorum!

Demet Yıldırım Durmuş 

 

 

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
error: